11/6/2009
TEKİRDAĞ ALAÇATI HATTI
TEKİRDAĞ ALAÇATI HATTI Gün bir yaz günü, bir haziran güneşi ile ısınmış, terlemiş, susamış bir gündü. Azap Ağadaki güçlü kalemi, yakın tarihimizin gerçekleri ile hayal gücünün süslemelerinin sanatını yücelttiği ustayı yakından görme onuru bir başka oluyor. Mehmet Culum daha yolun başında görünse bile, çok yol alacak diyorum. Kuşaktan kuşağa süzülecek, nice imbiklerden geçip, kendi çağında bir başka Mehmet Culum olup yaşayacak… Benim Çeşmeye geleceğim zamanı biliyor, Alaçatı’ya ne zaman geleceğimi bilmiyordu. Bilmeyişinin gafil avlanmasını yaşadı. Onu badana yaparken yakaladık. Hemen o hali ile makineme sarıldım fotoğraflar çektim. Büyük usta ilkönce telaşa kapıldı; “ beni bu halimle mi ekeceksin. Üstümü-başımı düzelteyim.” dedi. “Sizi Azap Romanı ile tanıdım ve sevdim. Üstünüz başınız ne halde olduğu önemli değil. Sizin hikâyelere, yakın tarihe can veren kaleminiz, fikirleriniz önemli.” dediğim zaman; rahatladı ve bir daha üstünü-başını değiştirmekten söz etmedi. Evinin önü zeytin ağaçları ile yeşillenmiş. Bahçesi rengârenk çiçekler ile doldurulmuş. Temiz ve düzenli bir evi var. Sanırım hayat arkadaşı Jan’a çok şey borçlu. Jan Hollandalı. Çok nazik ve çok misafirperver! Yıllardır Türkiye’de yaşadığı için Türkçeyi de iyi konuşuyor. 83 yaşındaki annesi genç bir kadın görünümünde. Çok nazik ve çok şirin bir bayan… Biz daha soluklanmadan kırk yıllık dostmuşçasına politikaya, tarihe, coğrafyaya yol almaya başlamışken; Jan kahve, kek, pasta, limonata, börek ikramlarında bulundu. Bu evde neden sanat doğdu, neden kitaplar yazıldı daha iyi anlaşılıyor. Bu ev ve civarında yaşayan her canlı mutlu ve güleç bakıyor insana. Zeytin ağaçları, güller, karanfiller, zakkumlar bile… Ülkesini seven her insan gibi Mehmet Culum’da kaygılıydı. Ülkenin geleceği, Türk insanının, Türkiye’de yaşayan batılılaşmak yerine hızla başkalaşan, kendi özünü güncelleyemeyen halkı için korkuyordu; bu neşeli, bilgili, görgülü koca adam. Uyumdan mı, yoksa suyumdan mı bilmem; her sohbetin ılımlı olanına sarılırım. Ben istemeden çıkıverir kelimeler; söz olur, cümle olur, felsefe olur… “Fazla iyimsersin sen! Ben senin kadar iyimser değilim! “ dedi Mehmet Culum. Kendince haklı olabilir! O daha fazla geziyor, daha fazla okuyor ve dışarıdan içe, içeriden dışarıya bakıyordu. Bir bildiği olmalıydı! “Nereleri gezdiniz, bu gezinizin amacı nedir ?” dedi. “İzmir, Çeşme ve Alaçatı sonra da Ilıca” dedim. İzmir’in Konak semtindeki Agora Antik Kentinden söz açtım. Daha fazla çalışma yapılmalı ve daha fazla kaynak ayrılmalı dedim. Ayrılmalı ki o yörenin kaderini, kültürünü, yaşam biçimini iyiye doğru etkilesin. Mehmet Culum berrak ve sade zekâsını lafı uzatmadan; “ binlerce yıllık tarihi önemli elbet, ama bir kez görürsün ve birçok isim aklında bile kalmaz. Asıl önemli olan son 150–200 yıllık tarihi yaşam biçimleridir. Ben tarihi bir yere, antik kente bir kez gederim ama güzel olan meydanlara, mekânlara onlarca gitmek isterim.” derken farkında olmadan benim tarihe bakışımı da tekrar gözden geçirmeme neden oldu. Söylediği cümleyi bu güne kadar ne düşündüm, ne irdeledim, ne de başka bir yerde duymuştum. Doğruydu. Geçmişin mirası, uygarlıklarının sanat eserleri, mimarisi önemliydi; ama bugünkü hayatımıza daha somut katkı da bulunan mekânlar, sokaklar, caddeler, meydanlar, dinlence yerleri daha da önemliydi. Asıl korunması, yaşatılması gereken yerlerin önceliği de bu yerlerde olmalıydı… Mehmet Culum haklıydı! Çeşme, Alaçatı, Ilıca bu sebeple hâla gözde yerlerdendiler. İyi korunmuşlardı. 150–200 yıl önceden kalma taş Rum evleri iyi durumdaydı. Tarihi mekânların içine, kıyısına yeni yerleşim alanları yapılırken, yüksek binalara izin vermemişlerdi. Plajlar temiz ve mavi, meydanlar geniş ve görkemli! Çeşme’ye, Alaçatı’ya, Ilıca’ya ayak attığınız zaman; ben ve sevdiklerim bir daha gelmeli, görmeli bu kültürün içinde kültür bulamacına bulaşmalı; diye düşlüyorsunuz… İlkönce çevresine önem veren, koruyan temiz tutan ve sonra o çevre ile bir beden olacak tarihi anlayan ellerin inanmış bedenleri ile su yüzüne çıkartan yöreler, şehirler, ülkeler; bu güzel saygının, sevginin, bilginin karşılığını alacaktır elbet… Alaçatı, Ilıca, Çeşme’nin nazikçe aldığı gibi… Usta yazar Mehmet Culum ile geçen iki saat sonunda ayrılık vakti geldi. Teflonlarımız, adreslerimiz bir daha gözden geçirildi. Trakya’ya Tekirdağ’a geleceklerinin sözü alındı. Ve son söz olarak; tüm dostlara yaptığım gibi; “Tekirdağ’a gelir bana konuk olursanız; on köfte bir ayran benden” dedim ve gülüştük dostça kabul gördüğüm nazik, titiz, duyarlı insanların hanesinde… Güven 
Kamera; Aziz Bey 4 Haziran 2009
Mehmet Culum eşi Jan ve bendeniz
Ege kültürü gezgin diyarların güzel etkileşimleriyle
büyülü bir güzellik haline dönüşmüş.Her şey hak edilmiş bir
yaşam için...
Kamera; Güven Mehmet Culum'un hanımefendi annesi
Çok nazik ve zeki ve bakımlı...
" Yaşınız kaç" dedim (bir bayana sorulmaz zor soruyu sordum.)
"Sen tahmin et" dedi. Düşündüm ve hesap-kitap yaparak
nüfus kağıdı yaşını hesapladım. Ve söyledim. Güldü...
Mehmet Culum'a dönerek "bak yaşımı hesapladı" dedi.
Azap Ağa romanının kahramanlarından birisi olan güzel
kadın; gerçek bir mücadele abidesi.Asil duruş, zamanı
durdurmuşa benziyor. 
Kamera; Güven Mehmet Culum çalışma odasını ve artık
antika haline dönüşmüş eserleri bizle paylaştı.
Atatürk hayranı,cumhuriyet aşığı, vatan sevdalısı bir yazar.
Büyük dedesi Azap Ağa kitabının baş kahramanı ve
orjinal bir fotoğraf.
Kamera; Güven Mehmet Culum'un çalışma odası.
Antikalar arasında bir başka eser var.Cumhuriyet
döneminin ilk zamanları çizilen orjinal bir harita. Ve bize
ait adaların vazgeçilmemiş-kabul edilmemiş gösterimidir.
El uzatsan değeceğin Ege adaları, oyunların içinden
oyunlar ile bizden koparılmış.Bizim bizden koptuğumuz gibi!
Kamera; Güven Mehmet Culum'un çalışma odasında Azap Ağa'nın
(romanın) doğum anı... Küçük defter, küçük odada nesilden
nesile aktarılacak bir eserin doğumunun gerçek tanığı oluyordu.
Kamera; Güven ALAÇATI YEL DEĞİRMENİ
Rumlara ait yel değirmenleri bir zamanlar
buğday ve mısırdan taze un öğütüyordu. Eğlenceli ve hoş
sohbet bekleyişlerde kimbilir ne güzel buğday-mısır kokuları
yayılıyordu Alaçatı'nın rüzgârlı tepesine.
Kamera; Güven Marıa'nın yeri Taş Rum Evi (150 yaşında)
Alaçatı'da yüzlercesi var. Belkide eski taş Rum evlerine
gösterilen vefa; bu güzel beldelerin daha huzurlu,bereketli
yaşamasına katkı sağlıyordur...
Kamera; Güven MARIA
Merhaba Marıa
-Merhabayın
Bu güzel yer size mi ait? Evet bir Rum aileden aldım
gerekli düzenlemeyi yaptım. Şimdi lokanta olarak
işletiyorum.
Ne tür yemekleriniz var? Özellikle deniz ürünleri mevcut.
Böyle yerler biraz pahalı biliniyor ne dersin? Hayır bizim
fiyatlarımz uygun.
Yani burasın tavsiye edeyim mi? Elbette ediniz.
Teşekkürler Marıa.Sizi tebrik ediyorum.Güzel bir
yer kazandırmışsınız.Alaçatı'ya yakışmış hani. 
Kamera; Güven ALAÇATI PAZAR YERİ
Yazarımız Mehmet Culum'un bir tavsiyesi oldu bana;
"Alaçatı açık hava müzesidir. Pazara git ve taş evlerin
arasında kaybol.Sokakları dolaş öylesine..."
Mehmet Culum'u dinledim ve Alaçatı'nın taş
sokaklarında tarihi taş evlerini dolaştım...
Kamera; Güven Alaçatı- Büyülenmişem
Kamera; Güven ALAÇATI (Masal Dünyası) 
Kamera; Güven ALAÇATI TARİHİ EVLERİ
Rum kültürü bu diyarlara hatıralar
bırakmışken; Türk kültürü de, Ege'in
hemen ötesinde bir yerlere hatıralar bıraktı...
Ne hazindir ki, kötülük; hatıralara saygı
duymuyor,nazik davranmıyor...
Azap Ağa, Alaçatı, Kalenin Gölgesinde romanlarının yazarı Mehmet Culum ile geçtiğimiz yıl başlayan telefon görüşmelerimiz haziran buluşması ile daha da somut hale geldi. Azap Ağa romanı ile tanıdığım, kalemini beğendiğim yazarı yaşadığı yerde de ziyaret etmek istedim.
Konu: SELAMM
ne güzelki sayenizde sizin oraları tanıma fırsatı buldum.başımızı kumun altın gömüyoruz nerde ne var bilmiyoruz bu koşuşturmada nefes aldım blogunuzu ziyaret edince.bizim buralardan sizin oralara sevgiler gönderiyorum.
Teşekkür ederim blogumu ziyaretiniz için.
sevgiler...
sevgiliyolu
*********
Bizim buralara hooş gelmişsiniz:)) Saygılarımla efendim.
Her ne kadar kafamızı soktuğumuz kum serin de olsa, ara sıra çıkarmak
iyi oluyor vallah:))
Memleketinizi yakın zaman önce gezmiştim. Ve ülkemin az da olsa derli toplu
şehirlerinden birisini kendi gözlerimle görüp övünmüştüm...
Düzenleyen BARIS59 gün: 16/6/2009 saat: 17:44
Bağlantı »
Konu: Alaçatlı
Bu değerli araştırmanızı ve elde ettiklerinizi bizimle paylaşarak, bilgi sahibi olmamızı sağladığınız için, emeğinize, yüreğinize ve kaleminize teşekkürler ederim. Sağlıcakla kalın...
***********
Sizleri burada görmek ne güzel.Hoş geldiniz.
Kurban olam kalem tutan ellere, kurban olam okuyan yüreklere...
Saygılarımla
Düzenleyen BARIS59 gün: 15/6/2009 saat: 08:52
Bağlantı »
Konu: slm
Sevgili Güven; sizin bu gezilerinizi takip ettikce , sevgili Baris Manconun bir programi geldi aklima, Yanlis hatirlamiyorsam 7 den yetmisyediydi. Diyar diyar gezer bize bilmedigimiz ülkeleri, sehirleri tanitirdi......
Hani sizin gezilerinizide büyük bir keyifle, okuyoruz, degisik yerler tarihler görmeyide istiyoruz. Eh birazcikta bu kadar cok yer gezdigin icin kiskanmiyor dadegiliz:)))
sevgiler...
**********
Büyük sanatçıyı, büyük gezgini anmanız ve hiç unutmadığımız bize hatırtlatmanız
ne güzel oldu.Teşekkürü borç bilirem.
Gezmenin,görmenin inanılmaz bir şifa dağıttığını,güncelleme getirdiğini
hatırlatmak isterim.Bilgi-görgü ve yaşamış insanların efsane olmuş hikayelerinin
yaşayan insanlara bıraktığı mirası; sizin de onlar ile paylaşmanız... Kendini
arayan ve bu dünyada pek bulamayan insanlar için iyi bir başlangıçtır gezgin
ruhunun bedenine bürünmek:))
Uzak diyarlara bizim illerden selam ola.
Düzenleyen BARIS59 gün: 15/6/2009 saat: 08:50
Bağlantı »
Konu: MERHABA
Tarihin içinde minik bir kız çocuğu gibi koşa koşa ama yorulmadan gezindim.
**********
:)) Demek ki o minik kız sizdiniz? İkide birde tarihin içinden geçip benim
fotoğraf çekmemi engelleyen! :))
Gezin efendim yorulmadan gezin ve dinleyin. Çünkü; tarih; en az matematik,
fizik, kimya, kurnazlık, çok bilmişlik kadar gereklidir...
Sizleri burada görmek güzeldi.
Saygılar efendim
Düzenleyen BARIS59 gün: 13/6/2009 saat: 10:32
Bağlantı »
Konu: anılarla
Ayşe Hanım ile Ali Dayı'nın yan yana duruşu ne hoş.Hayatta yan yana,sırt sırta vermiş ve birlikte yaşlanmış insanlara çok hayranım. Birlikte biriktirdikleri ne çok anı vardır kimbilir. Kolay yıkılır mı bu dostlukla sulanan ağaç kolay kolay. Kökleri çoook derinde olan o ağaç onlar yaşadıkça daha pek çok kişiye soluk alma ,dinlenme ve gıpta etme imkanı sunacak. Allah ikisine de sıhhat nasip etsin. Benim babaannem de yedi yaşındayken mübadele sırasında Drama'dan göçmüş. HAtta kaçmışlar. Birlikte yol aldıkları pek çok insanın hayatını , çok ağladığı ve yerlerini belli ettiği gerekçesiyle attan atıldığını; sonra pişman olup tekrar geriye dönüp kendisini tekrar aldılarını anlatırdı.Ölünceye kadar değişmeyen göçmen şivesiyle tam bir renkti babaannem.Her gittiğimde tekrar tekrar anlattırdığım anılar hep belleğimde ayrı bir köşede. Hiç unutulmayacak.BAbam anlatır; babamın anneannesi ise gökkuşağıymış :)) Babam da aanneannesine tutkundu, benim babaanneme olduğum gibi. Babaannemin hiç gülmeden yaptığı espirilere katılırdık. Kavala deyince geldi aklıma canım babaannem.Seviyorum yaşlıları hem de çooook. Yaşanmışlıkları çok olanlara ise bayılıyorum. Oturup onları dinlemek,dinlemek ve dinlemek ne güzel.
Sağlıcakla.
**********
Duygular kabarır ve nere baksan;anıların size ait olduğunu görür ve duyar
gibi olursunuz.Ve bu topraklar üzerinde yaşayan insanların asil geçmişleri;
yokluk-acı-göç ile yoğrulmuştur da;şikayet-pişmanlık ile yoğrulmamıştır...
Dünyanın efendisi kötülük; iyiliği yüceltmek kıt ve değerli bulunur hale
getirmek için; asla boş durmaz... Yağma-talan-kandırmaca olarak sürekli
tetikte bekler... O asil, o vazgeçilmez iyilik; tam yok oluyorum derken; imdadına
yetişir kötülük...
Bu diyarları gezmeli ve o hikayeleri dinleyerek, kötülüğün gözü yaşlı yolladığı
iyi insanların ruhlarını mutlu etmeli...
Saygılarımla
Düzenleyen BARIS59 gün: 13/6/2009 saat: 10:30
Bağlantı »
Konu: ege
Fotoğraflara bakarken Çeşme'nin yazın bile dinmeyen esintisini hissettim üzerimde.İzmir'de doğup büyüyen ben için yazları en çok geçirdiğimiz zamanlar Çeşme-Ilıca ve Gümüldür üçgeninde saklıdır.Harika günler, harika anılar birikti. Pek çok an ve anı içine düştüm.Çok mutlu oldum çok.Ayaklarınıza ve yüreğinize sağlık.
**********
Şimdi anıları ortaya dökme zamanı: :))
Gezme görme kitap bilgisinden çok öte. Kimi yıllanmış anılar, kimi taptaze
bakışlar arasında kabul görüyorsunuz memleketimin güzel diyarlarında...
Çeşme'nin sokaklarında o tarihi taş binalı anılarında kaybolmuşken rastladım
Ali Bey ile Ayşe Hanım'a Ali Bey Kavalalı, 94 yaşında. Ayşe Hanım Sakızlı, 80
yaşında. Öyle bir duruşları, birbirine sokuluşları vardı ki; insandan çok öte...
Sanırım ikisinin de eşleri ölmüş. İki komşu. 60 yılı yan yana geçirmişler.
Bir ara Ayşe Hanım: ," Ali dayı ile biz altmış yıldan bu yana komşuyuz. Biz
akrabadan çok öteyiz,bizim önümüze kimse duramaz." derken; koca dünyadan
yapayalnızlığı nasıl paylaştıklarını da haykırıyordu. Kendince çok şey diyordu...
Düzenleyen BARIS59 gün: 12/6/2009 saat: 16:50
Bağlantı »