TEKİRDAĞ ALAÇATI HATTI

ZİYARET

Kamera; Aziz Bey         4 Haziran 2009 

                                         Mehmet Culum eşi Jan ve bendeniz

                                         Ege kültürü gezgin diyarların güzel etkileşimleriyle
                             büyülü bir güzellik haline dönüşmüş.Her şey hak edilmiş bir
                            yaşam için...

ZAMANA MEYDAN OKUYAN KADIN

Kamera; Güven           Mehmet Culum'un hanımefendi annesi

                               Çok nazik ve zeki ve bakımlı... 

                     " Yaşınız kaç" dedim (bir bayana sorulmaz zor soruyu sordum.)

                     "Sen tahmin et" dedi. Düşündüm ve hesap-kitap yaparak
                     nüfus kağıdı yaşını hesapladım. Ve söyledim. Güldü...

                     Mehmet Culum'a dönerek "bak yaşımı hesapladı" dedi.

                     Azap Ağa romanının kahramanlarından birisi olan güzel
                     kadın; gerçek bir mücadele abidesi.Asil duruş, zamanı
                     durdurmuşa benziyor.

RUMELİ EFENDİLERİ

Kamera; Güven            Mehmet Culum çalışma odasını ve artık
                                  antika haline dönüşmüş eserleri bizle paylaştı.
           
                                  Atatürk hayranı,cumhuriyet aşığı, vatan sevdalısı bir yazar.

                                       Büyük dedesi Azap Ağa kitabının baş kahramanı ve
                                  orjinal bir fotoğraf.

ANTİKALAŞMIŞ ANILAR

Kamera; Güven        Mehmet Culum'un    çalışma odası.

                                              Antikalar arasında bir başka eser var.Cumhuriyet
                                    döneminin ilk zamanları çizilen orjinal bir harita. Ve bize
                                   ait adaların vazgeçilmemiş-kabul edilmemiş gösterimidir.

                                            El uzatsan değeceğin Ege adaları, oyunların içinden
                                   oyunlar ile bizden koparılmış.Bizim bizden koptuğumuz gibi!


AZAP AĞA ROMANININ DOĞUM ANI

Kamera; Güven         Mehmet Culum'un çalışma odasında Azap Ağa'nın
                               (romanın) doğum anı... Küçük defter, küçük odada nesilden
                               nesile aktarılacak bir eserin doğumunun gerçek tanığı oluyordu.


ALAÇATI YEL DEĞİRMENİ

Kamera; Güven                        ALAÇATI YEL DEĞİRMENİ

                                        Rumlara ait yel değirmenleri bir zamanlar 
                          buğday ve mısırdan taze un öğütüyordu. Eğlenceli ve hoş
                         sohbet bekleyişlerde kimbilir ne güzel buğday-mısır kokuları
                        yayılıyordu Alaçatı'nın rüzgârlı tepesine.


RUM TAŞ EVİ ALAÇATI

Kamera; Güven                   Marıa'nın yeri  Taş Rum Evi (150 yaşında)

                                   Alaçatı'da yüzlercesi var. Belkide eski taş Rum evlerine
                         gösterilen vefa; bu güzel beldelerin daha huzurlu,bereketli
                        yaşamasına katkı sağlıyordur...

MARIA

Kamera; Güven                                  MARIA

                                           Merhaba Marıa
                                      -Merhabayın

                                          Bu güzel yer size mi ait? Evet bir Rum aileden aldım
                                     gerekli düzenlemeyi yaptım. Şimdi lokanta olarak
                                     işletiyorum.
                     
                                          Ne tür yemekleriniz var? Özellikle deniz ürünleri mevcut.
                                      Böyle yerler biraz pahalı biliniyor ne dersin? Hayır bizim
                                      fiyatlarımz uygun.

                                          Yani burasın tavsiye edeyim mi? Elbette ediniz.
                                       Teşekkürler Marıa.Sizi tebrik ediyorum.Güzel bir
                                       yer kazandırmışsınız.Alaçatı'ya yakışmış hani.


ALAÇATI PAZARI

Kamera; Güven                       ALAÇATI PAZAR YERİ

                              Yazarımız Mehmet Culum'un bir tavsiyesi oldu bana;

                               "Alaçatı açık hava müzesidir. Pazara git ve taş evlerin
                              arasında kaybol.Sokakları dolaş öylesine..."

                                 Mehmet Culum'u dinledim ve Alaçatı'nın taş 
                             sokaklarında tarihi taş evlerini dolaştım...


ALAÇATI RUM EVLERİ

Kamera; Güven     Alaçatı- Büyülenmişem


ALAÇATI TAŞ EVLER

Kamera; Güven   ALAÇATI (Masal Dünyası) 

ALAÇATI TAŞ EVLER

Kamera; Güven   ALAÇATI TARİHİ EVLERİ

                        Rum kültürü bu diyarlara hatıralar
                 bırakmışken; Türk kültürü de, Ege'in
               hemen ötesinde bir yerlere hatıralar bıraktı...

                  Ne hazindir ki, kötülük; hatıralara saygı
               duymuyor,nazik davranmıyor...









TEKİRDAĞ ALAÇATI HATTI

 



 
Azap Ağa, Alaçatı, Kalenin Gölgesinde romanlarının yazarı Mehmet Culum ile geçtiğimiz yıl başlayan telefon görüşmelerimiz haziran buluşması ile daha da somut hale geldi. Azap Ağa romanı ile tanıdığım, kalemini beğendiğim yazarı yaşadığı yerde de ziyaret etmek istedim.

 

  Gün bir yaz günü, bir haziran güneşi ile ısınmış, terlemiş, susamış bir gündü. Azap Ağadaki güçlü kalemi, yakın tarihimizin gerçekleri ile hayal gücünün süslemelerinin sanatını yücelttiği ustayı yakından görme onuru bir başka oluyor. Mehmet Culum daha yolun başında görünse bile, çok yol alacak diyorum. Kuşaktan kuşağa süzülecek, nice imbiklerden geçip, kendi çağında bir başka Mehmet Culum olup yaşayacak…

 

  Benim Çeşmeye geleceğim zamanı biliyor, Alaçatı’ya ne zaman geleceğimi bilmiyordu. Bilmeyişinin gafil avlanmasını yaşadı. Onu badana yaparken yakaladık. Hemen o hali ile makineme sarıldım fotoğraflar çektim. Büyük usta ilkönce telaşa kapıldı; “ beni bu halimle mi ekeceksin. Üstümü-başımı düzelteyim.” dedi.

 

  “Sizi Azap Romanı ile tanıdım ve sevdim. Üstünüz başınız ne halde olduğu önemli değil. Sizin hikâyelere, yakın tarihe can veren kaleminiz, fikirleriniz önemli.” dediğim zaman; rahatladı ve bir daha üstünü-başını değiştirmekten söz etmedi.

 

  Evinin önü zeytin ağaçları ile yeşillenmiş. Bahçesi rengârenk çiçekler ile doldurulmuş. Temiz ve düzenli bir evi var. Sanırım hayat arkadaşı Jan’a çok şey borçlu. Jan Hollandalı. Çok nazik ve çok misafirperver! Yıllardır Türkiye’de yaşadığı için Türkçeyi de iyi konuşuyor. 83 yaşındaki annesi genç bir kadın görünümünde. Çok nazik ve çok şirin bir bayan…

 

  Biz daha soluklanmadan kırk yıllık dostmuşçasına politikaya, tarihe, coğrafyaya yol almaya başlamışken; Jan kahve, kek, pasta, limonata, börek ikramlarında bulundu. Bu evde neden sanat doğdu, neden kitaplar yazıldı daha iyi anlaşılıyor. Bu ev ve civarında yaşayan her canlı mutlu ve güleç bakıyor insana. Zeytin ağaçları, güller, karanfiller, zakkumlar bile…

 

  Ülkesini seven her insan gibi Mehmet Culum’da kaygılıydı. Ülkenin geleceği, Türk insanının, Türkiye’de yaşayan batılılaşmak yerine hızla başkalaşan, kendi özünü güncelleyemeyen halkı için korkuyordu; bu neşeli, bilgili, görgülü koca adam.

 

  Uyumdan mı, yoksa suyumdan mı bilmem; her sohbetin ılımlı olanına sarılırım. Ben istemeden çıkıverir kelimeler; söz olur, cümle olur, felsefe olur…

 

  “Fazla iyimsersin sen! Ben senin kadar iyimser değilim! “ dedi Mehmet Culum. Kendince haklı olabilir! O daha fazla geziyor, daha fazla okuyor ve dışarıdan içe, içeriden dışarıya bakıyordu. Bir bildiği olmalıydı!

 

  “Nereleri gezdiniz, bu gezinizin amacı nedir ?” dedi.

  “İzmir, Çeşme ve Alaçatı sonra da Ilıca” dedim.

 

  İzmir’in Konak semtindeki Agora Antik Kentinden söz açtım. Daha fazla çalışma yapılmalı ve daha fazla kaynak ayrılmalı dedim. Ayrılmalı ki o yörenin kaderini, kültürünü, yaşam biçimini iyiye doğru etkilesin. Mehmet Culum berrak ve sade zekâsını lafı uzatmadan; “ binlerce yıllık tarihi önemli elbet, ama bir kez görürsün ve birçok isim aklında bile kalmaz. Asıl önemli olan son 150–200 yıllık tarihi yaşam biçimleridir. Ben tarihi bir yere, antik kente bir kez gederim ama güzel olan meydanlara, mekânlara onlarca gitmek isterim.” derken farkında olmadan benim tarihe bakışımı da tekrar gözden geçirmeme neden oldu.

 

  Söylediği cümleyi bu güne kadar ne düşündüm, ne irdeledim, ne de başka bir yerde duymuştum. Doğruydu. Geçmişin mirası, uygarlıklarının sanat eserleri, mimarisi önemliydi; ama bugünkü hayatımıza daha somut katkı da bulunan mekânlar, sokaklar, caddeler, meydanlar, dinlence yerleri daha da önemliydi. Asıl korunması, yaşatılması gereken yerlerin önceliği de bu yerlerde olmalıydı…

 

  Mehmet Culum haklıydı! Çeşme, Alaçatı, Ilıca bu sebeple hâla gözde yerlerdendiler. İyi korunmuşlardı. 150–200 yıl önceden kalma taş Rum evleri iyi durumdaydı. Tarihi mekânların içine, kıyısına yeni yerleşim alanları yapılırken, yüksek binalara izin vermemişlerdi. Plajlar temiz ve mavi, meydanlar geniş ve görkemli! Çeşme’ye, Alaçatı’ya, Ilıca’ya ayak attığınız zaman; ben ve sevdiklerim bir daha gelmeli, görmeli bu kültürün içinde kültür bulamacına bulaşmalı; diye düşlüyorsunuz…

 

    İlkönce çevresine önem veren, koruyan temiz tutan ve sonra o çevre ile bir beden olacak tarihi anlayan ellerin inanmış bedenleri ile su yüzüne çıkartan yöreler, şehirler, ülkeler; bu güzel saygının, sevginin, bilginin karşılığını alacaktır elbet…

 

  Alaçatı, Ilıca, Çeşme’nin nazikçe aldığı gibi…

 

  Usta yazar Mehmet Culum ile geçen iki saat sonunda ayrılık vakti geldi. Teflonlarımız, adreslerimiz bir daha gözden geçirildi. Trakya’ya Tekirdağ’a geleceklerinin sözü alındı. Ve son söz olarak; tüm dostlara yaptığım gibi;

 

“Tekirdağ’a gelir bana konuk olursanız; on köfte bir ayran benden” dedim ve gülüştük dostça kabul gördüğüm nazik, titiz, duyarlı insanların hanesinde… 

 

                                                                                                                                                Güven

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !