SEVGİ ÇIĞLIKLARI

ASSOS

Kamera; Güven          Assos

           Bir kez uğramak; vazgeçilmez hatırlanışların
       sevgisini aramak demek...

RUMELİ

Kamera; Güven             Rumeli Hisarı

                Mimari ve manzara biraz da tarih;
          zaman tüneli içindesiniz.Lütfen keyfinize
          bakın:)) Ah! Taşların üstünde dolaşırken dikkat;
          dikkatli olun; sonra düşersiniz...  

2008-ABIDIN DINO

Kamera; Güven         Eğer sevginiz fazla ve
                sorun yaşıyorsanız; beden kapağını
                açın; lütfen açın! Yok, realist yönünüz
                baskı yapıyor,beden sıkışıyorsa; yine
                kapağı kaldırın açılın,saçılın...:))
                
                 İyi reklam,zekice...:))

GÖKÇEADA

Kamera; Güven         Gökçe Ada-Tepeköy

                  Bir zamanlar genç ve neşeli Rumlar
           yaşarmış.Mimariye ve yaşadığı yere oldukça
           değer vermiş güzel insanlar; yok şimdi...

           Yok etmek kolay da, yerine başka kültürleri
         koyamamak; korkunç bir kayıp...Ne hazin...





SEVGİ ÇIĞLIKLARI

 

  Elimizde bir ölçü aleti olsa ve beden dilimizin “sevinç çığlıkları”nı ölçse; en fazla yükselti nerede, ne şekilde çıkardı ortaya?

 

  Devasa büyüklükteki futbol stadyumlarını dolduran yüz binlerce seyircinin korkunç çığlıklarında mı elde edilir? Yoksa kana susamış boks seyircisinin ringe doğru ölesiye bakışlarında mı olgunlaşırdı sevinçlerin en korkulu yüce olanı…

 

  Basketbol seyircisinin saniyelerin ötesine çıkan hızları, sayıya doymayan kalpleri potaya topun her girişinde, hızın rekorunu kırarken, sevincin tepe noktası olan değerlere mi ulaşırlardı? Bağırışın, çılgınlığın ötesinde, sessiz bir yelkenli gibi süzülen tenis seyircilerinin durgun ve birikmiş sevgisinin çığlıkları mıdır; göğü ayrı bir dalga boyu ile delip geçen sevginin çığlıkları…

 

  Hangi mutlulukların çığlıklarında coşarsak coşalım; bedenlerimizin deşarj olmaya ihtiyacı vardır. En bilge bedenden, en kısır bedene kadar! Saklanan, sıkılan, yok sayılan birikimlerin partikülleri bedene baskı yapmaya başlar. Ve beden ağlarken utanır, ağlarken sakladığı biriktirdiği parçacıkların imbikten geçişini doğru bir anlam içine oturtamaz.

 

  Görsel bir şölen havası içinde olması gereken ve rekabetin ölümüne yaşandığı sahaların böyle bir büyülü gerçeği vardır. Binlerce elin, kolun ve korkunç çığlıkların toplandığı tek bir beden olduğu yerlerdir. Bedenlerin en farklı figürlerini, en farklı çığlıklarını buralarda görürsünüz. Gösteri bireysellikten toplumsal bir oluşuma doğru akar. Utancı, nezaketi elinizin, kolunuzun tersi, hatta yüzü ile itersiniz…

 

  Benim tercihim, haykırarak ayağa fırlamak oluyor. El ve kollarımı göğe doğru kaldırıp bir yay gibi kullandığım ayaklarım üzerinde yukarı zıplıyorum. Belki de bu sevinç gösterim tüm birikimin boşalımı ve insanoğlunun yerküreye hapsini delip geçen, uzaya karışmak isteyen bedenimin içsel tercihidir. Fanatiklikten uzak ve toplumsal etkilenmenin dışında, sanki kendi sevincini kendi oluşturup yaşayan bu sevinç benimdir diyen bir sahiplenmenin bedeniyim ben! Küfür etmeden de, onun bunun anasını bellemeden de, görsel şöleni destekleyebileceğinin tarafındayım.

 

  Nedense sahalara sığmayan, çığlıkların kulak zarlarını patlatacak sevinç bağırışları hep yukarı doğru, uzaya doğru zıplayarak yapılmak istenir. Yer çekim kuvveti olmasa, zıplamalar uzayın derinliklerine karışacak gibi iter bedeni. Duygular, öğretiler de güçlü iteneğin destekleyicisidir. Sahalarda en büyülü ve renkli gösteriler teknolojinin tüm katkıları ile bize sunulurken, insanın değişmez çığlığı; yüzyıllardır hep aynı tekrarlanır; hep aynı;

 

  “Dağıt onu”

 

  “Yok, et bitir işini”

 

  “Yaşa! Fincanı oyarlar size böyle… En büyüksün, harikasın” seslenişlerimiz ses kısıklığımıza rağmen devam eder. Sevinç ve hüzün birbirine karışır ve bedenimizin değişmez “ilkel” gösterimi tekrarlanır. Belki de dünyanın tekrarlanan dönüşünün yörüngesine asılı kalmış bir genetik dönüşün tekrarı, dışa vurmasıdır; kim bilir?

 

  Hep kazanan tarafta olma, daha da üste çıkabilme, şanlı ve soylu galibiyetleri kupalar ile süsleyip, tapınaklarımızı oluşturma insanın bitmeyecek özlemleri olmalı! Bitmeyecek özlemleri…

 

  Biz dünya içinde çığlıkları en yüksek desibelinden atmaya devam edelim. Dünya parsellemesini bir türlü tapulaştıramayıp, görsel şölenleri yaşamın savaş alanı haline getirelim! Zeki insanların oluşturduğu birkaç devlet, beden çığlıklarını uzaya taşıyıp, bizim yıllarca gidip; “ bir arpa boyu yol aldığımız” düzlemde, milyonlarca mil yol alıp, kendi bayraklarını ve onurlarını uzayın derinliklerine taşımalarının “sevinç çığlıkları”’nın uzaydan bize doğru gelen gösterimin ilkel bir iç çekişle kabul edelim.

 

 Ve yine yeniden, kendi oyunumuza, oyun içindeki oyunlara geri dönelim…

 

                                                                                                            Güven

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !