SESLERİN KOKUSU


TARİHİ YARIM ADA-TOPKAPI-AYASOFYA-

KAMERA; Güven -2009 BOĞAZ ve TARİHİ YARIM ADA

             Yapılan tüm istilalara karşın; İstanbul,
         bakış ve görüş algıları içinde büyülemeye
         devam ediyor.
AYASOFYA-KUTSAL BİLGELİK

KAMERA; Güven   Ağustos 2009 AYASOFYA-
                                             KUTSAL BİLGELİK

                       Dönüp dolaşıp geldiğim, doyamadığım
                  mekânlardan birisidir Ayasofya.

                       

KÜÇÜK AYASOFYA CAMİ-KİLİSESİ

KAMERA; Güven Ağustos 2009  KÜÇÜK AYASOFYA

                       İstanbul'un tarihi yerlerinden birisi.
              Geçmişi 1500 yıl öteye giden güzel mekân;
              şimdi cami olarak hizmet veriyor.

                      Kendine has bir sessizliği, güzelliği sanki
               sütunları ile dile getiriyor.

SOKULU MEHMET PAŞA CAMİİ-1571

KAMERA; Güven  Ağustos 2009 

                              SOKULU MEHMET PAŞA CAMİİ

                430 yaşında harika mimarisi, süslemeleri
          maddiyattan öte görsellik sunuyor. 

                İstanbul sokaklarını koşulsuz gezerken,
           rastladım bu güzelliğe. Sıkıştırılmış diğer
           binaların arasında; çöldeki vaha gibi yükseliyor.

    


HAYDAR PAŞA TREN GARI

KAMERA; Güven   Ağustos 2009  

                                   HAYDAR PAŞA GARI

                    Alman mühendislerin harika çalışması,
             bulunduğu yere olmazsa olmaz bir anlam katıyor.








SESLERİN KOKUSU

 

 

Karanfilin, gülün, yaseminin kokusu olurda seslerin kokusu olmaz mı? Olur, elbet, hem de karanfilin buğulu, derin, büyülü kokusu gibi olur.

 

  Uzaklarda bir yer vardır o yere gönüllü gitmiyorsunuzdur. Ve kuzey rüzgârının salladığı çınar ağacının altından gördüğünüz çocuk oyunlarında, çığlıklarında gönüllü özlediğinizi hissedersiniz. Küçük çınar ağacı daha çok genç! Her türlü rüzgâra kanıp, çılgınlar gibi oyun peşinde. Yerden yüksekliği en fazla 5–6 metre. Oysa ben; yolun yarısını geçeli çok oldu. Muhtemelen küçük çınar benden çok sonraları da yaşayacak; tanık olacak uzaklara özlemle bakan insanoğluna.

 

  Uzaklara dalan gönlüm insanüstü ulaşılmaz uzaklara özlem duyuyor. Sadece bedenleri kendilerine mi? Seslerine de duyuyor en yanık özlemleri. Ve o seslerin buram buram tüten kokuları ulaşıyor size. İnsanoğlunu üstün kılan değerlerden birisi de isteyince bedenden öte, sesi, nefesi, kokuyu getirebiliyor yanına.

 

  Çok uzaklarda bilinen ulaşmaların ötesinden seslerin kokuları cazip ve baskın bir çekicilik ile sarmallar sizi. Bir hoş olursunuz küçük çınar ağacının altında bir çay içimi keyfinde kuzey rüzgârının deniz ile söylediği türküyü dinlerken. Ve çocuklar aynı sizin çocukluğunuzda oynadığınız gibi koşarlar, düşerler ve çığlık atarlar küçük parkta.

 

  Gönüllü gitmediğiniz yeri gönüllü özler, aynı karanfili, gülü, yasemini içe çeker gibi çekersiniz. Göğüs kafesiniz bir yay gibi gerilir ve size sunulan o güzel kokuları hapsedersiniz bitmesin diye. Ama her var oluşun bir yok oluşu vardır. Geldiği gibi giderler sizi onara eden, mutlu kılan kokular.

 

  Kaderin izlediği yola tepkisiz kalır, seyreylersiniz size biçilen rolün trajikomik gösterimini. Ve kendinizi bir kez daha zorlar, kokusunu özlediğiniz sesleri buyur edersininiz; kuzey rüzgârının dallarını hışırtılar ile salladığı genç çınarın gölgesine.

 

  Soprano, Mezzo, Alto, Tenor, Bariton, Bas ses aralıklarının kokuları farklı farklı ulaşırlar size. Kimi karanfil, kimi gül, kimi de yasemin…

 

  Sesler buğulu, sesler özlem yüklü, sesler davet yüklüdür. Kılıktan kılığa giren sesler; dayı, amca, arkadaş, sevgili, kardeş gibi koku üflerler; oturduğunuz çınarın sallanan daları arasından ışık oyunları gibi oyunlar yaparlar size.

 

  İşgünü sona erdi ve ben tekrarlanan milyonluk döngüler gibi aynı yerlere geldim. Limanın yosun kokan diyarlarında gezindim. Liman günün sımsıcaklığı karşısında kuytu ve bunaltıcı bir hava içindeydi. Bende küçük bir yürüyüş ile çocuk parkının yanındaki Sakatlar Derneğinin çay bahçesine oturdum. Genç bir çınar gölgesiydi. Kuzey rüzgârı denizden de, karadan da esiyor gibiydi. Dallar amaçsız ve yönsüz sallanıyorlardı. Tıpkı yönünü, hayalini, ümitlerini kaybetmiş insanoğlu gibi.

 

  Lütfü Bey’in demlediği taze çay ve rüzgâr ve deniz… Bülent’in gelmesine daha zaman var. Zaten hiçbir zaman tam zamanında gelmez ki. Zamanında gelmemesi iyi de oldu hani. Kendimle baş başa kalmanın harika birkaç dakikasını yaşadım. Etraf kalabalık olmasına kalabalıktı ama ben yalnızdım. Ben uzaklara, kokusunu özlediğim seslere gitmiştim. Rüzgârın amaçsız ve yönsüz salladığı çınar dalarlı gibi, sallanan bedenimin seslerin kokularına ihtiyacı olduğunu anladım. Bedenime saygı duydum. Ve hiçbir yüksek gurur ile bent-set çekmeyerek, bedenimin seslere duyduğu özlemi destekledim. Ben yalnızdım yalnız olmasına ama etraf kalabalıktı. Çocuk parkı neşe, heyecan, gürültü içinde ve ben çocuktum o çocuklar ile birlikte. Ben de kısa pantolonluydum.

 

  Yaşlı dut ağacına tırmanıyordum, her yaz tırmandığım gibi. En ulaşılmaz dalların güzel dutlarını yiyordum. Bal damlıyordu, bal dudaklar gibi. Ve rüzgâr bahçelerden karanfil, gül, yasemin kokularını taşıyordu çocuk bedenime.

 

  150 yıllık devriâlemin devrilmiş tarafında, yapayalnızdım şimdi. Uzaklara anılar ve kokusu bana kadar ulaşan sesler ile bakıyordum. Ne garip ve ne acı bir sınanmaydı. Tuzu kuru, keyfi yerinde ve özenesi bakılırdı bizlere. Fakat şimdi, tuzun ıslandığı, özençlerin durduğu bu yerde; ben yine karanfil, gül, yasemin kokuları duyuyordum. Yine çocuk eğlenceleri içinde gülümsüyor, sığmayan bedene sığmış olan çılgın mutluluğumu özümsemeye çalışıyorum.

 

  Küçük çınar ağacı, mütevazı kuzey rüzgârı, denizden gelen yosun kokuları; mutluluğun sel taşkınlarına yol açıyor. Ne büyük bir ayrıcalık, ne büyük bir keyfiyet; acıyı, özlemi yaşarken; yüksek mutluluğu içe çekmek.

 

  Seslerin kokusu o kadar ağırdı ki, dayanamadım teknolojinin harika yardımına sığınıp, telefonun tuşlarına dokundum. “ Merhaba amcaoğlu.” Yılmaz şaşkın ve uzak kıtanın diğer ucunda aynı özlemle; Merhaba Güven özledim seni daha gelmeyecek misin?”

—Yılmaz çeltikler nasıl? Her şey yolunda mı?”  “ Yolunda amcaoğlu. Yeni ilaçlama yaptık ama sen daha gelmeyecek misin?

—Bende özledim amcaoğlu. Bedene düşen acılar katmer bağlıyor. Bilirsin ben kin gütmem, pis gurura sarılmam. Ama katmerli olsun benim acılarım ve özlemlerim.”

 

  Hani deriz ya; “Bir yaşıma daha girdim.” diye. Bendeniz de bir yaşına daha girdi. Meğer sesin de seslerin de kokusu oluyormuş.

 


Tıpkı karanfilin, gülün, yaseminin kokuları gibi…

 

 

 
Tuzu kuru kabul edilen, almaktan çok veren; düştüğü yerde bile kültür izleri arayıp bulan insanların tuzu ıslanırsa; kokar mı be dostlar; kokar mı?

 

 

 

                                                                                                                                                  GÜVEN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !