SAKLAMBAÇ

IŞIK YOLU

Kamera; Güven                    BOZCAADA

              Beklenen an; bu an olmalı.15480 günlük bekleyiş;
            kendi ödülünü IŞIK YOLU ile veriyor gibi :))



MAVİLİĞİN İÇİNDE MAVİLEŞMEK

Kamera; Güven          MAVİLİĞİN ÖZGÜRLÜĞE GİDEN YOLU

                                                 ÇANAKKALE BOĞAZI


                   Bitmeyen mazeretlerin, tükenmeyen işkenceleri vardır!
    Ne soruları, kendi katmerli açıklamaları ile yığınlar oluşturur;
    güya asil insanlık adına...
MAVİ VE ÖZGÜRLÜĞE BAKIŞ

Kamera; Güven                       BOZCAADA-    DERİN BAKIŞLAR

                         
                    Mavi ışığın büyülü yardımıyla kapılar açıyor
           gözünüzün algıları ile ulaşacağınız derinlere doğru.

                    Muhtemelen yazılım tekrar başlıyor ve yaşam hakkı
           her şeyin üstünde olduğunun farkedişi yapılıyordur;
           kim bilir?

                                 


RÜYA ALEMİ

Kamera; Özgün               BOZCAADA TEPELERİ- DÜŞÜNEN ADAM


                             Düşünüyorsam varım diyemeyeceğim; çünkü düşünmeyenler
               daha bir fazla varlıklarını gösteriyorlar. İnanılmaz çığlıklar ile
               bu diyarların tembel ve istilacı patronu biziz diyorlar; biziz... 
                                      





SAKLAMBAÇ

 

  Hadi gelin saklambaç oyunu oynayalım. Ama bu kez; bedenleri değil de ruhları saklayalım. Bilmişliğin akıllı geçinen haliyle cendereden geçerken; bilmemişliğin kurbanları olarak saklayalım ruhlarımızı…

 


 
Her gün aynı pilavları ısıtmayalım. Krizlerin teğetinden, değmesinden, değdirilmesinden söz etmeyelim. Çünkü biz saklambaç oynuyoruz. Bedenleri değil, ruhlarımızı saklıyoruz. Dalmış olduğumuz hayal âleminin bize yansıyan huzur dolu keyfi ile bulmaya çalışalım diğer saklanmış ruhları…

 


 
Salın kendinizi rahatlayın. Aynen küçüklükte olduğu gibi; kısa pantolon, kısa eteklerinizi giyin üzerinize. İsterseniz çıplak dolaşın! Çünkü bizim bedenler ile işimiz yok. İnanı ki yok. Bizler ruhlarımızı saklayacağız. Ve bizden saklanan ruhları sıra ile ebeleyeceğiz…

 


 
Aşk hayatının kalmadığından romantizmin çöktüğünden, cinsel yaşamın yok olduğundan söz etmeyeceğiz. Çünkü biz bedenleri değil ruhları konuşacağız, ruhları eğlendireceğiz… Bir babanın şantaj gibi söylediği besmele gibi bellediği “ben sizler için yaşıyorum, sizlere çalıştım” sözlerini de irdelemeyeceğiz. Bir annenin “saçımı süpürge yaptım”, “şimdi bana itaat edeceksin” demesine de aldırmayacağız. Çünkü biz; anne ve babamızı saklambaç oyunundaki çocuk ruhları ile seviyoruz. Onları irdelemiyoruz ki!

 


 
Hadi saklayın ruhlarınızı. Mesela şu karşıki tepelere doğru koşun. Hemen altında uzanan vadilere yürüyün isterseniz. Yeşil ormana dalıp, öten kuşların var oluş çığlıkları arasında tadına varın saklambacın…

 


 
Düşme, kirlenme korkusu yok. Beğenme, beğenilme telaşı hiç yok! Siz sadece ruhlar ile meşgulsünüz. Ve unuttuğunuz saklambaç oyunu ile. Her şüpheli görünmezliğin ardında bir ruhun saklandığını biliyorsunuz ama isim söyleyemiyorsunuz; ne garip bir kuşku koşuşturmacısı yaşıyorsunuz değil mi?

 

 O da ne! Saklambaç oyununun tüm oyuncuları birer birer geliyorlar. Belli ki oyunun gerçeğini onlarda kavramışlar. Bedenleri saklamanın gereği yok! Beden göz önündeyken de ruhları saklayabilirler.

 


 
Ben ebe oluyorum. Sizler kuralsız, istisnasız, koşulsuz bir şekilde göz önünde bulunan bedenleriniz ile ruhlarınızı saklayınız. Ben bulmaya çalışacağım. Hadi ona kadar sayacağım, önüm arkam sobe diyeceğim ve dikkatlice ruhlarınızı arayacağım…

 


 
Bir, iki ve on. Önüm arkam da sobe… Kural neyse o arkadaşlar. Sabırsızlık etmeyin lütfen. Evet, şimdi genç bayanın ruhunu aramak ile meşgulüm. Bakalım nereye saklanmış. Hangi fikirlerin, öğretilerin, ezberlerin ardında yatıyor… O da ne; genç bayanın ruhu paslanmak üzere. Bir koku yayıyor ki, bayatlamış parfümden çok öte… Garip bir koku ve anlamsız bir konu ile gizlenmiş yığınla duran sayısal kör değerlerin peşine… Sen çık ortaya seni yakaladım genç bayanın ruhu.

 


 
Şimdi genç adamın ruhunu bulmalıyım. Şu uzun boylu, masum yüzlü, hani sakalı dahi terlememiş beyaz tenli gencin ruhuna erişmeliyim. Ebe olmakta ne zor şey! Yüzlerce bedende işin yoksa kaybolmuş ruhları ara…

 


 
Bakalım genç adamın ruhu nerede yatıyor. O da ne, yatmak şöyle dursun hop oturup hop kalkıyor. Belli ki yüksek desibel seviyor. Kulakları sağır eden müzik notalarının ardında hoplayıp duruyor. Ben ona saklan dedim, o ise hoplamayı tercih ediyor. Olacak şey değil hani!

 


 
Şimdi de doktorun ruhunu aramaya devam etmeliyim. Doktorlar uyanık ve zeki olurlar. Sıkı insanlardır. Onlara karşı saklambaç oyunu oynamak zor olacak. Dur bakalım saklamış olduğu ruhu nerede yakalayacağım. Doktorumuzun ruhu saklı kalmak adına, inanılmaz bir beceri gösteriyor. Onca telaş ve bilgiden sonra sen yine git, karmakarışık düşünce tepelerinin arasına gir. Oyun oynamak yerine para sayıyor. Ya öğretmenimizin ruhu nereye gizlenmiş? Tamam, çok aramam onu da. Ya öğretmen evinde bulurum, ya da evinde. Evet, tam tahmin etiğim gibi, her zamanki okey masaları ardında öylece keyif çatıyor. Geçim derdi, ülke kurtarılması söylenceleri içinde öylece ruhunu saklıyor. Ama benden kaçmaz onu da yakaladım.

 


 
İşçi ve çiftçi arkadaşlarımın ruhları nerede? Sanırım onlar biraz uğraştıracak beni! Köyde aradım yoklar. Fabrikalarda aradım, kapalı olan fabrikalarda ne ruh, ne beden kalmış… Nerede bunalar… En iyisi şu ganyan bayii ile kahvehaneye uğrayayım. Evet, tam tahmin ettiğim gibi; çiftçi arkadaşta, işçi arkadaş ta ruhunu hayali zenginliklere adamış durumdalar. Sizde çıkın ortaya sizi de yakaladım.

 


 
Ya din adamının ruhu nerede? Hani her gün Allahın huzurunda maneviyat arayan o insanın ruhu nereye saklanmış. Allah ile kul arasında bulunan ve maddi olmaktan çok gönül köprüsü kuracak olan bilge kişinin ruhu nerede? Gördüm onu. Karşıdaki kavak ağacı ile söğüt ağacının gölgesinde uykuya dalmış. Vakit ezan vakti olmadığı için, günlük dinlencesini yapıyor…

 

 
Ebelik ne zormuş arkadaş. Tüm oyuncuları yakaladım. Onları ebeledim, sobeledim. Şimdi onların ruhlarını ortaya çıkardıktan sonra; onlarda kaybolan diğer ruhları aramaya başlayacak… Ve bu döngü hep sürüp gidecek… Kimimiz için hayat bizle dalgasını geçecek; kimimiz içinse, biz hayat ile dalgamızı geçeceğiz…

 


 
Saklambaç oyunun en güzel tarafı da vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Zaten bol olan vakitlerin harcanıp, vade sonuna gelmesi, zoraki kabullenilen bedenlerimizin çektiği azabın bitmesi demek! Öyle ya zalim kader bize hep kötü oyun oynar, hep… Milyarlık döngünün içinde, kardeş spermlere karşı kazandığımız zaferi, yaşama isteğini unuttuğumuz gibi; saklambaç oyununun keyfini, huzurunu da unuttuk.

 

 

Bedenlerimizi kurtaramıyoruz, eğlendiremiyoruz, en azından ruhlarımızı eğlendirelim ve kurtaralım. Zaten ruhları da saklanmasını iyi beceriyoruz hani… Saklanın ben geliyorum
:))

                                                                                                                                               GUVEN

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !