6/9/2008
ÖLÜMÜN YÜZÜ
ÖLÜMÜN YÜZÜ Ölüme her kez inanırmış ta, kendi ölümüne kimse inanmazmış. Ne güzel iş, başkalarının ölümlerini: keyifli geçişini izleriz! İş başa gelince de, “Tanrım ne korkunç!” deriz! Evet, ölüm soğuk ve korku verici! Bizlerden de birilerinin öleceğini ve bizim de ölümlü olduğumuzun en gerçekçi hatırlatmasını yapar. Mahallemizden yakın bir komşumuzun annesi de böyle bir ölümle tanıştı.Yıllar yılı, felçli yaşamış ve 91 yaşına gelmiş kadının son nefesi: gün geceye kavuştuktan sonra olmuş. Doğan bebeklerin ağlayışlarına mutluluk gözyaşı döktüğümüz bizler: ölenlere hüzün yaşı dökeriz. Ölümün soğuk ve gaddar yüzüne bakmaktan çekiniriz. Konuşan, yürüyen, gülen ve ağlayan insanların nasıl da, ebedi bir sessizlik içine girmiş olduğunun garip düşünselliğini yaşarız. Baş sağlığına gelenlerin ortak söylemleri hep aynıdır: Kurtuldu kadıncağız! Çok çekti çok! Yıllarca felç yattı, kurtuldu! Evet, gelenlerin tuhaf bakışlarının maskeli yüzlerinde bu söylemlerin moral vericiliği: zorluk içinde bize ulaşır. Yaşlı kadının ölüm haberini aldığımda, yatağımda yaşam adına yol alabilme mücadelesinin bilgilerine ulaşmak ile meşguldüm. Bir gurup insanın, gurup terapisi yaparak gerçeğe ulaşmalarının zorlu yolculuğunu okuyup, kendi bireysel bedenime aktaracağım akışı için: okuyordum. İnsanın kendi ile yüzleşmesi ve Siyasi, dini, etnik ve saf gerçeğe ulaşıp, gerçekler ile yol alması çok zor gibi görünüyor.bölgesel öğrenimlerimizin yanlışa giden yolu, daha çocuklukta başlıyor. Farklı söylemlerin köksüz davranışları tüm bedeni kaplayıp, yaşam boyunca bize önderlik ediyor. Kökü olmayan rehberliğin “hayati şoklar” yaşaması da, kaçınılamaz bir netice oluyor. Tıpkı ölümlerin kapımızı çaldığında “eyvah bize de mi gelecek!” dediğimiz gibi! Yaşlı kadının gelini, mahalleli tarafından gıpta ile anılıyor. 12 yıllık bir felç sürecinde, kayın validesini tek bir söz söylemeden bakmış, onu yüz üstü bırakmamış bir insan! Ele günümüzün bencil ve yalnız yaşamlarını göz önüne getirirsek: para ile dahi yapılamayacak bir işin insani gösterimi yapılmıştır. Eşinin annesini, kendi annesi gibi bakmış ve son yolculuğa gözyaşı ile uğurluyordu. Üzgün bir konuşma içinde; “çok kötüyüm, hiç ölüm yaşamadım” dedi.Çünkü biz hep ölümlerden sonra gittik. Ölümün kendi evinde ebediyete intikal etmesi, ona oldukça garip ve anlamsız geliyor gibiydi! Mahallenin ölüm evine, ölüm saatinde katılan en genç insanlar olarak, ölümlü bedenin ölmüş kısmını biz kaldırdık. Araca biz taşıyıp, morga biz getirdik. Yaşlı kadının yorgun ve felçli bedeni ağırdı. Ölümün soğukluğu yanında, ölümün kokusu çok erken bir uyarı yapıyordu. Yaşamımız içindeki diğer ölümlülerin ortalama ölüm yaşının 60 olduğunu düşünürsek, yaşlı kadının 91 yıllık ömrünün çok fazla olduğunun inancına sahip oluruz. Yaşamış yaşayacağı kadar, üstelikte felçmiş,vade buraya kadar der ve kalan sağlara aptalca bir moralin ulaşılmaz sesini göndeririz. Ölüm, yaşamın diğer yüzü! Doğumun en gerçekçi karşıtlığı: neden kabullenilmez ki? Neden tüm ölümlülerin göz önünde yok olduğu film rahatlığında izlenirde, yakına gelen “buyur edicinin” nezaketli daveti soğuk karşılanır? “Acaba bizler ne yapacağız “ dedi. “ Çok soğuk bir şey, insan kabul edemiyor” derken, ölümün seyrini sinema keyfinde izlememiş olmamızın duyarsızlığını mı gösteriyoruz acaba? Acaba diyorum, insana anlatılan ve insanın ölümden sonra inanmış olduğu yaşam: bizlere çekici gelmiyor mu? Yoksa günahlarımızın fazla olmasının korkak gidişlerine mi yanarız? Tüm dinlerin ortak söylemi: ölümden sonra ki yaşam değil midir? Acaba söylemlerin cezaya kaçan yüzü gerçeğin oldukça dışına çıkması, bizleri fazlası ile korkutmaya itmiş olabilir mi? Bedenin dokunuşlarına, koku alışlarına, duyuşlarına, gülümseyişlerine alışmış bizlerin: ölümden sonraki yaşamın diğer boyutunda, bedensiz olabilme isteğine pek inanmış görünmüyoruz. Bu yüzdendir ki, dünyanın tüm şikâyetlerine rağmen kalıcı bir güzellikte sonsuz bir yaşam içinde bizi kucaklamasını istiyoruz. Bu yüzdendir ki, ölümün yüzü: soğuk ve korkunç bir garipseme içinde bize bakıyor. 
Kamera; Barıs 2008 Tütün Saran Adam
Renkler, ölümlere aldırmadan kendi tonlarını oluşturmaya
devam ediyor. Kimi bir insan üzerinde, kimi en yakınımızda ki,
toprak parçası üzerinde...
Kamera; Barıs 2008 Göztepe-Oyuncak Müzesi
Bugün ki dersimiz; insanlaşmak üzerine. Tarihin içine gömdüğümüz
ve ölüme terk ettiğimiz, ölümsüz ruhlara, mekanlara : yakarış zamanı.
Kamera; Barıs 2008 Oyuncak Müzesi-Çikolata Ev Görevlisi,
Derya Hanım'a selam olsun.
Derya, neden hüzün ve neden derinler ?
Derya der ki; "çünkü, derinler kendi iç
sorgulamasını yapar ve kolay ulaşmak istemez
sırıtışlı ve bol kurnaz dünyaya.Algılanan dünya,
bir sayılır.Bir sayılan dünya, on-yüz olarak yaşanır."
Artık soluk almayan, ses vermeyen bedeni, tabutundan indirip morga yerleştirirken arkadaşımın çok uzakta kaldığını gördüm. Ölümün soğuk ve kokmuş yüzü onu oldukça etkilemişti.
Çünkü bakılan yüzü biz öyle algılıyoruz: garip ve soğuk ve çaresiz…
BARIS
20 Ağustos
Konu: Merhaba;
Kim nederse desin, ateş düştüğü yeri yakıyor. Birinci derece olmayan kişiler ölümü sadece "ecel" mantığıyla algılayabiliyor. Tabiki isyankar yada bunun aksini düşünen biri değilim.
Ama ya birinci derecedeki yakınları!
Onlar daima sol yanlarında bi sızı, boşluk ve hatıralarıyla hatırlayıp rahmetle fakat "zamansızdı" diyerek anıyor.
Ölüm; geçmişde yaşanılmış paylaşımları özlemle biraz daha gün yüzüne çıkartıyor.
Sevgiyle kalın... İyi geceler...
*********
Ölüm şaşkınlığı ve ölüm sızıları: ikiye ayrılıyor gibi! Birincisi gerçekten de
sevmiş olanların "gözyaşı" vedası.
İkincisi ise, muhtaçlık içinde olupta, o kişiden faydalanamayacak olanların
maskeli yüzü! Hani ölene mi ağlar, yoksa yalnız kalmış ve korumasız olmuş
vaziyetin hallerine mi bilinmez...
Düzenleyen BARIS59 gün: 13/9/2008 saat: 09:25
Bağlantı »
Konu: ölüm
ölümüm yüzü banada hep soguk gelmistir.Düsünürüm zaman zaman kendi ölümümü, en cokta benim icin kim üzülür diye.Annem gelir aklima hemen, gözlerim dolar, hayatta en cok korkum annemmin üzülmesidir.
soguk bir bedinin topragin altinda cürümesi, ürküdücü..en cokta ahirette yasananlar,Cennet ve cehenmem varmidir? Ruhumuzu orada bekleyen seyler nelerdir?....
Aslinda cok sey yasadakta,doya doya yasadakta, ölümü aklimizdan hic cikarmamamiz gerekiyor.
sevgiyle kal cokk uzaklardan slm
**********
Bir bilinmezliktir ötesi! Bilinen şeyler insanları tatmin etseydi:
her kez seve seve giderdi öteye. Ötenin hayal âleminde bilinen
söylentileri zor zamanın hiç yoktan tatminlerinin ZORAKİ kabul
edişleri olmalı.
Yoksa, tüm söylence ve inançlara rağmen : kimse "KAZIK KAKMAK"
için kalmanın savaşını vermezdi: sevmek dururken!
Selam Ola
Düzenleyen BARIS59 gün: 8/9/2008 saat: 16:20
Bağlantı »
Konu: selam
Ölüm kime gelirse gelsin gerçekten çok ürkütücü..Sevdiklerimi geride bırakmak düşüncesi yerin altı düşünemiyorum bile.HAYIRLISINI DİLEYELİM
******
Yaşanası dünyanın değişmez kaderi olmalı ! ŞİMDİLİK...
Düzenleyen BARIS59 gün: 8/9/2008 saat: 08:31
Bağlantı »