31/10/2009
NEY AŞKI
NEY AŞKI Yaz günlerinin kalabalıkları yok olmuş, yerini daha bir liman-deniz tutkunlarına bırakmışlardı. Şimdi, sonbahar ve gelecek kış mevsiminde hep aynı yüzlerin tanıdık selamları daha da fazla olacak. Ekim ayı yağışlarla, göğün bizden aldığı suları tekrar geri vermesiyle hızlı başladı. Yağışlar o kadar çok ki, sonbaharın sararmaya alışmış ağaçları bile yeşil kalma telaşında. Çay tazeydi. Sigaramın taze dumanında iyi keyif veriyordu. Sakinliğin verdiği şansı, birikmiş yazı notlarım ile değerlendirdim. Ve kalkmayan kâğıdım, kalemim bir konu daha yazacağının farkındaydılar. Yan masadaki kadın ile adamdan ilginç konuşmalar duyuyordum. Kadın, 25–26 yaşlarında bol ışık saçan bedenin yüzünü taşıyordu. Kendinden emin ama oldukça kızgın ve sıkkın; aydınlık beyaz tenli yüzüyle adama güvenli bir sohbetin demini veriyordu. Adam, 30–33 yaşlarında olmalıydı. Nedense genç olmasına gençti ama dünyanın yükünü sırtlamış bir ciddiyet içinde kadını dinliyordu. Belli ki karşısında duran beyaz tenli bol ışık saçan kadını önemsiyordu. Kadın; “Delirmek üzereyim arkadaş. Bir türlü ney kursu verecek birini bulamıyorum.” Dedi. Adam; “ Delirmek iyidir-hoştur.” derken kadının düştüğü durumu biraz da olsa, rahatlatmak ister gibiydi. Kadın; “ Olacak iş değil ya, koca şehirde bir ney çalan olmasın! Bu benim için çok önemli. Her gün aynı işi yapmaktan sıkıldım. Beni anlıyorsun değil mi? Çıldıracak gibiyim! Okuldan eve, evden okula iyice içime kapandım.” Anlaşılan o ki, bizim bayan arkadaşımız resim öğretmeniymiş. Ve her kesin kendine yettiği bu dünyada, o da kendi kendine yetme telaşı içinde sıkıntılı günler geçiriyormuş. Sıkıntıyı bir uğraş ile dağıtmak, hayatına başka bir anlam katmak için ney üflemek, ney çalmak istiyormuş. Adam; “ Annen ile baban izin verdi mi? O sorunu hallettin mi?” Dedi. Kadın; “ Ney kursu verecek insan bulamayacağım için ses çıkarmıyorlar. Kurs veren olsa, bu ney de nereden çıktı, başka bir iş öğrenemesin diye çıkışacaklardır. Zaten biliyorsun ki, baştan beri ney kursuna karşılar. Ama ben bu konuda oldukça kararlıyım. Sanki benim hayatımı değiştirecek gibi geliyor.” Adam; “ Lütfen kendine eziyet etmekten vazgeç! Bu şekilde üzülmeye devam edersen, kendini yıpratır yok olup gidersin. A, B, C diye planların olmalı. A olmuyorsa, B’ ye geçersin. O da olmaz ise diğerine. Esnek olmak, sürekli alternatif üretmek çok önemli! Ve bazen isteklerimiz olmaz. Neden olmadıklarını, bilimsel ve matematiksel olarak sorgulamalı, biz neresinde olacağımızın kararını ona göre vermeliyiz. İçine kapanman, kimselerle görüşmen de sosyal kısırlığa yol açacaktır. Nasıl ? “Biliyorsun ki, insan diğer canlılardan beslenir. Döngü sürekli hareket halindedir. Dünyanın hiçbir şekilde durağan olmadığı meydandadır. Dinlenmek adına yalnızlık iyidir. Ama kısa sürmeli. Sen kendine yetiyor, birçok sorunu zekân ile çözüyor, hiçbir sorunu yok gibi algılanıyorsun. Kadın; “ Gerçekten de öyle. Beni dışarıdan izleyenlerin çoğu özeniyor. Ne kadar mutlu olduğumu söylüyorlar. Hâlbuki oldukça sıkkınım. Bir şeyler yapmalıyım.” Adam; “ Bazen insanlar sevdikleri, imrendikleri insanların onlardan yardım istemelerini beklerler. Onları mutlu etmek, bize yardım etmelerini sağlamak için çözemediğimiz veya çözmeye çok yaklaştığımız sorunlarımızı diğer insanlara aktarmamız onları onurlandırır. Önemsendiklerini, kendi bilgilerinin de önemli olduğunu düşünürler. Ve bize yardım etme gayreti içinde mutlu olurlar. O durumda o insanın gözünün içine bak lütfen. Bize sunduğu besin harika bir enerji olarak bizi gelir. Ve biz doğanın içindeki tüm canlılardan besleniriz. Yalnız kedi aklımıza, bedenimize duyduğumuz şükran; bizim kendi kendimizi beğenmemizi, adeta kendi kendimize tapmamızı sağlayacaktır. Ve en küçük sorunlarda başarısız olduğumuzun kanısına kapılacağız.” Kadın; “ Ne yapmalıyım? Bana yardımcı ol lütfen! “ Adam; “ Sığınabileceğin bir sürü dost var. Sürekli değişik insanlar ile konuş. Bazen sıradan sohbetler bile bizi sıkan ruh âlemini rahatlatmaya yeter. Kitaplar ve spor oldukça önemli bir kurtarıcıdır. Sanat adına, sinema ve tiyatro faaliyetleri düzenli aralıklar halinde takip etmelisin. Mümkün olduğu sürece seyahat etmeye bak. !” Kadının yüzü daha da ışıklanmış, kendine güvenen kadın daha bir şefkatli hale gelmişti. Sanki bir saat önce gördüğüm kadın o kadın değildi. Ruh ve beden aynı inancın ve kararlılığın besinlerini almış gibiydiler. Ve kadın adama; “ Teşekkür ederim. Ney kursu önemli ama olmuyorsa, başka bir kursa başlarım. İlk fırsatta da, seyahate çıkacağım. Merak ettiğim bölgelerimiz, şehirlerimiz var.” 
Kamera; Güven DEVLET GÜVENCESİ
Sırtını Vilayet binasına dayayan Doğa Irmak
Bayram neşesini bayraklarımızın altında yaşıyor.
Kamera; Güven TEYZELER ve DOĞA IRMAK
İki şık teyzenin yanında Doğa Irmak
yan bakılmayacak kadar mutlu görünüyor.:))
"Hani benim gençliğim demeyeceğim
ama; hani benim teyzelerim diyeceğim." (...) 
Kamera; Güven ŞEVKATLİ BAKIŞLAR
Bir çocuk, çocukluğunu yaşama şansında,
şevkatli bakışlar gölgesinde daha ne isteye bilir ki?
Şevkatin yoksun çocukları,kabuslarımızın en
garantili korumaları olacaklardır. Ve içimiz titrerken
gerilim filminin bir an önce bitmesini isteyip; biz nerede
yanlış yaptık diyeceğizdir...
Kamera; Güven KOLLARIN VERDİĞİ HUZUR
İçten bir sarılmaya, kim hayır diyebilir ki?
Sarılışın içtenliği kendi armağanını duyacağı
güzel kokular ile alacaktır. Tüm kirlenmelere inat,
dünyamız; sürekli arınmışlık üretir...
Kamera; Güven ŞIK ve BAKIMLI HANIMLAR
Meltem ve Doğa Irmağın mutluluk fotoğrafları.
Sevgili Hüseyin ve Meltem, güzel evlerinde bizleri
ağırlama onurunu yaşattılar. Genç ve mutlu iki
güzel bedene; teşekkürümü borç biliyorum.
Liman çay bahçesi yağmur sonrasının sessizliğine bürünmüştü. Sandalye ve masaların büyük çoğunluğu ıslanmış. Kuru ve korunaklı olan birkaç masada, yağmur sonrası gelmiş insanlar vardı. Hemen yakınımda bir kadın ile bir erkek oturuyordu. Konuşmaları bana kadar çok net olarak geliyordu.
El sıkışan iki insan; iki sevgili değildi ama iki dost, iki arkadaş veya iki akraba olmalıydılar. Ve bu sohbetin misafirliği bana yazı yolculuğumda bir yazı bulma keyfi yaşattı. Sonunun mutlu bitmesi, genç kadın adına, ona yardımcı olan adam adına oldukça anlamlıydı.
Benimde inandığım ve sıkça başvurduğum davranışların özetini adamın konuşmalarında görür gibiydim. Kısacası adam;
Dol ve boşal mantığı ile Şarj ve Deşarj olmalıyız diyordu. Evet, olmalıyız yoksa bizim önemsemediğimiz hayat; bizi asla önemsemez. Çünkü bizlerden oldukça fazla var…
Güven
Konu: güzel
Nietzsche ne güzel,ne kadar doğru söylemiş.Daha önce okumamıştım,çok hoşuma gitti.
----------
Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabından syf.42 :)) İşin şakası bir yana, gerçekten de
başucu olacak bir kitap. Bir dehanın beyin sörfünü izlemek, defalarca dinlemek;
çok hoş ve anlamlı.
Özellikle tavsiye olunur:)) Saygılarımla
Düzenleyen BARIS59 gün: 3/11/2009 saat: 17:13
Bağlantı »
Konu: hayat devam ediyor
Her sabah güneş doğuyor, her akşam battığı gibi. Ve bizler hayal kırıklıklarımızda artık bizim için dünyanın sonu geldiğini bir daha güneşin doğmayacağını düşünür ama ertesi gün hayatın döngüsünü tamamladığını görürüz.Hayat bizim için çalışmıyor; hayat biz de değil, biz hayattayız.Ve misafir olan bizler bu hayattaki yerimizi iyi bilmeliyiz.
Saygılarımla..
****************
Güzel ve içten bir irdeleme...
Nietzsche korkmuş bir delikanlının yanına
yaklaşmış. Delikanlının dayanmış olduğu ağacı tutmuş. "Bu ağacı ellerimle
sallasam da yapamam. Ama rüzgar, onu sallar ve istediği yöne eğer. Biz en çok,
görünmeyen eller tarafından eğrilir ve yoğruluruz."
Delikanlı şaşkınlıkla ayağa kalkar ve ; "sesini işitiyorum ve bende onu
düşünüyorum." der.
Nietzsche Zerdüş'u konuşturur; "öyleyse ne düşünüyorsun, ne korkuyorsun?
İnsanın hali bu ağaç gibidir. Yükseklere ve aydınlığa çıkmak istediği oranda
kökleri toprağa; aşağıya, karanlığa, derine ve kötülüğe dalar."
Saygılarımla efendim.
Düzenleyen BARIS59 gün: 3/11/2009 saat: 14:28
Bağlantı »
Konu: Çok güzel
O kadar güzel ve içten yazmışsınız ki, çok keyif aldım okurken. Bizim gibi çok var, ya da bizim gibi hisseden, yaşayan çok insan var düşününce. İnsan bazen yaşadıklarının sadece kendisine özgü olduğunu, en çok kendisinin sevdiğini ya da en çok kendisinin üzüldüğünü düşünür, öyle bir hisse kapılır. Yalnız olmadığını anladığında ise bunu paylaşmaktan çok keyif alır. Tıpkı sizin yazılarınızın tarafımdan hissedilebilmesi ya da ben de böyle düşünüyorum denmesi gibi.
****************
Varlığımızın varlığını başka varlıkların güzel enrejisiyle onurlandırmak ve gerçekten
de inandıklarımızı, diğer inamışlarla paylaşmak; çok özel insani bir duygunun
filizlenmesi gibi. Yaşlanan bedenlerimizin yaşlanmayan paylaşımları; belki de
aranan ölümsüzlüğü kendi içinde bir başka biçimde yaşatmayı deneyecektir.
Bizden önce yazılmış, şiirler, romanlar, şarkılar; bizlerin tarafından; bir beden,
bir ruh sahiplenmesi yaşıyorsa; bizden sonra da yaşayıp devam edecek gibi.
Düzenleyen BARIS59 gün: 31/10/2009 saat: 14:53
Bağlantı »