NEFES




İDA DAĞLARI

                     KAZ (İDA) DAĞLARI  1725 M.SARI KIZ TEPESİ

       Her zirvenin bir hikayesi, her hikayenin kendine has,
  kokusu vardır. Bu güzel diyarları özlemişem.

      Ses diyor ki; burada bir kamp kur ve üzerindeki birikmiş tüm
  kirleri; soylu dağların temiz ve güvenli ellerine bırak.         



KAZ DAĞLARI

Kamera; Güven             KAZ (İDA) DAĞLARI

                       Kızıl ve kara çamların bulunduğu diyarlar...

                       Zeus Truva Savaşını bu diyarlardan izlerken, hangi
               duygularının yapıcı ve tatminkar sahiplenmesini yapıyordu
               acaba?

                       Aklın,sanatın,barışın Tanrıçası olan Athena, Truva
              Savaşını neden durdurmadı acaba?

                       Dostlarım, bu dağlarda bütün bunları sorgulaya bilir
              efsanelerin zararsız keyiflerini sürebilirsiniz.Elbette, güne
              anlam,enerji sağlamak adına...







NEFES

 




 
Türkiye’nin siyasi gelişmeleri sürekli gündem değiştirirken, sinemanın gündeminde de nefes filmi var.  Nefes Filmi gerçek hikâyelere dayandırılarak sinemaya aktarılan ve filmleştirilmiş bir eser. Filmi izlemeye gidenlerin yaptığı ilk açıklamalar; “çok etkilendim.” oluyor. Ve çıkan bedenlerin çoğunun gözü yaşlı!

 

  Irak sınırında 2365 metre yükseklikte kurulmuş karakolun 40 askerini konu eden Nefes Filmi, başlarındaki yüzbaşı ile seyirciyi koltuklarına bağlıyor. Her gün duyduğumuz şehit haberlerinin nasıl meydana geldiğinin hüzünlü izlemesini yapıyorsunuz. Soğuğun, yalnızlığın bol olduğu yükseltilerde kayalar arasından çıkan kurşunların sıcak insan bedenine girdiğini ve kan fışkırttığını, kanınız donarak izliyorsunuz. Fakat biliyorsunuz ki, sımsıcak koltuklarınızdan kalkıp, yine sımsıcak evinizin yolunu tutacaksınız. Aradaki mesafede filmi tartışıp, “çok iyi, çok etkilendin” deyip yüksek vicdanınızı da TATMİN edeceksiniz. Ben de öyle yaptım diyemeyeceğim!

 

  Emek harcanan her şeye saygım vardır. Bir filmi eleştirmeni olmasam da, kendime ait görüşlerim, algılarım ve hissettiklerim vardır. Nefes Filminde de hislerimi ayrı, aklımın eleştirisini de ayrı bir kefeye koyarak irdeledim. Çok duyarlı ve oldukça gerçeklerden beslenecek Nefes Filminin gerçekliğe oldukça yakın olacağını sanmıştım. Ama aldandığımı hissettim.

 

  Konuların birbirinden kopuk oluşu, bağırış-çağırışların netleşip karakol binasına ruh vermeyişine üzüldüm. Orada yaşayan 40 askerin konuşmaları, aileleriyle telefon görüşmeleri; doğallıktan çok, yapaylığa kaymış. Aileler ile görüşme yapan askerler ile konuşan kadın sesleri; birbirinin aynısı gibiydi. Hâlbuki her yöreden olan askerler, yöresel farklar, şiveler taşıyan anneleri ile görüşüyorlardı. Sesler ve şive farkı çok net olmalıydı. Metrelerce yüksekliğin harika bir görsel şölene dönüşmüş olacağını zannetmiştim. O da olmamış! Sadece bulutların üstünden yapılan çekimler; bulutların şölenine dönüşmüş. Havadan 360 dereceyi görüntüleyecek bir çekimin Nefes Filmine katkısı oldukça fazla olacaktı.

 

  Hazırlıkları 140 gün süren film, gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak yapılmış. Doğu sınırımızda 2365 metrede terör belası ile savaşan 40 asker ve bir yüzbaşının gerçek hikâyesinin kokusunu tam anlamıyla alamadım. Yüzbaşıyı seslendiren ve oynayan sanatçı ne bir komutan, ne bir asker tiplemesi oluşturmuştu. Asker elbiseleri içinde, askerliği benimseyememiş görevini yapmaya, rolünü oynamaya alışan bir tiyatrocuydu sadece…

 

  Yüzbaşı eşiyle yaptığı telefon görüşmelerinin tamamında adına “doktor” dedikleri terörist başı da katılıyor. Yüzbaşı ile eşi telefon konuşmasına başlayınca “doktor” lakaplı terörist başı da dâhil oluyor, Yüzbaşıya hadlerini bildireceğini, sağ dönemeyeceğini söylüyor. Her nedense, aralarında soylu bir rekabeti oluşturmaya çalışılmış; yüzbaşı ve terörist başı arasında ki düzeysiz konuşmalarda ERDEM aramak yanlıştır. Ama o kadar yoğun ve acıların yaşandığı, yaşanacağı bizden çok farklı bir dünyası olan dağların, düşman ile soylu bir düşmanlık yapması; kendi içinde onurlu bir iletişime dönüşebilirdi. Tarih de oldukça fazla örnekleri vardır. Yendiğiniz düşmanın soylu savaşçılarını ve komutanlarını nazikçe ağırlarsınız. Bu insanın en büyük vahşetleri işlediği zamanda bile insan kaldığını, savaşın bittiğinde BARIŞIN var olacağını gösterir.

 

  SAHİ BU SAVAŞ KİMİN SAVAŞI?

 

  Her ne hikmetse dağda yaşayan eğitimsiz teröristlerin terör başı olarak filme konu olan “doktor” lakaplı terör başı da soylu bir düşman çizgisine çekilmek istenmiş. Hal buysa; birbirini düşman gören, yüzbaşı ile terörist başının bol argolu lafları, hiç gereği olmayan bir küfürle süslenmek istenmiş. Terörist Başı telsizde görüştüğü yüzbaşıya; “ yüzbaşım, senin a… koyayım.” diyor. Aynı kelimeyi de yüzbaşı” ben de senin a… koyayım.” lafı ile dengeliyor. Daha doğal, daha gerçekçi olsun diye konulmuş olan bu küfür; tam aksi etkiyi yapıyor. Neredeyse terörist başı ile dertleşecek bir yüzbaşı, yine kenar mahalle cehaletinin küfrünü yapıyorlar.

 

  Son zamanlarda yapılan filmlerin çoğunda argo ve küfürler sinemamızın bir parçası haline geldi. Çünkü günlük hayatımızın bir parçalılar. Onlarsız olmuyor. Ama iyi bir kareye konulmamış küfür ve argo, neredeyse tüm duygu akışını farklı bir yere çekiyor. Bu filmde de, konan küfür, aynı etkiyi yapıyor.

 

  Nefes filmi doğudaki bir sınır karakolumuzun gerçek çilesini bir parça da olsa anlatıyor. Televizyonlarda bolca izlediğimiz şehit haberlerinin şehitlik oluşumunu birazda olsa hissettiriyor. Bu filmdeki oyuncular emekli bir askerden yardım da almışlar. Fakat 30 yıllık ölüm-kalım haberlerinin yaşandığı ve oldukça bol tecrübenin bulunduğu hikâye; bence oldukça kısır bir döngü içine hapsedilmiş.

 

  Filmde sanat kokusundan çok ticari bir mantık kokusu aldım. Elbette film para kazanmalı ama film ve böyle bir konu üzerine yapılan bir film; on yıl sonra da adından söz ettirilmelidir. Ne yazık ki, Nefes Filmi bir yıl sonra unutulur gider.

 

  Bir filmin konusunun zenginliği, kişiler arasındaki gerçeğe yakın olan ilişkilerle, müzik ve görsellik ile desteklenmiyorsa; ne kadar para harcansanız harcayınız; filmi sanatsal bir değeri taşımıyordur. Bol reklâm yapar, ilah da Nefes, dersiniz ama nefesinizi tutarak gittiğiniz filmde benim gibi hayal kırıklığına uğrarsınız.

 

 Nefes Filminin son anlarında teröristler ile çarpışmaya giriliyor. 2365 metre yükseklikte ki karakol da gecenin sessizliği yaşanıyor. Askerler soğuğun dondurucu, karın beyaz görüntüleri içinde nöbet tutuyorlar. O an olan oluyor. Bombalar düşmeye başlıyor. Karakol darmadağın oluyor. Bağırış, çağırışlar ve tam anlamıyla kargaşa yaşanıyor. Fakat ne hikmetse karakolu aydınlatan ışıklar, film seti keyfiyeti içinde pırıl pırıl yanıyor.

 

 Acaba hangi karakol, hangi asgari strateji her an savaşın, saldırının yaşanacağı bir yerde kutlama törenlerinin benzeyen IŞIKLI GÖSTERİYİ düzenler?

 

 
Nefes, gerçek bir hikâyenin bu kadar gerçek konu ve tecrübe içinde tam manası ile acemilikler taşıyan, sanat değerinden çok TİCARET kokan acemi bir film olmuş.

 

 
Ölümü, vahşeti, soğuğu, kar beyazlığını, yüksek dağları, ailelerinden uzak kalmış askerleri; çok daha gerçekçi görsel hale getirip seslendirebilirlerdi. O zaman Nefes, her nefes aldığımızda bizle birlikte olur, dağlara müzik ile kar ile özlem ile acı ile sevda ile giderdik…

 

                                                                                                                                                  Güven

 

 

 

 

 

 

 

 

  

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !