MUHTEŞEM GÖRÜNTÜ MÜTEVAZI SESLENİŞ


BEYAZ EVLER-BOZCAADA


Kamera; Güven   BEYAZ EVLER-BOZCAADA

                             Beyazlığın barışçıl sevgil dolu gösterisi;
              hiçbir zaman sürekli olmaz. Çünkü olması gereken
              rekabetin harika taraftarları ve keyif çatan 
              insanları vardır. Sürer gider...


ALAYBEY CAMİİ İÇ MEKAN-BOZCAADA-1700

Kamera; Güven       ALAYBEY CAMİİ İÇ MEKAN-BOZCAADA

                                      Sade tavan süslemeler, ahşap mimber ve kapı ile
                      yüzyıllar ötesinden bugüne ve yarına seslenmiş, seslenecek
                      olan mekân. Ve bendeniz seslenişleri neden mekânlara
                     sığdırırız; bunu anlayamaz !

ALAYBEY CAMİİ MİNARESİ-BOZCAADA

Kamera, Güven  ALAYBEY CAMİİ MİNARESİ

       Bozcaada'nın tarihi iki camisinden birisi.

       Nedenini bilmediğim bir rahatlamayı
    tarafsız olarak yaşadım. Ağır adımlarla, gecenin
    sessizliğinde mekân ile bendeniz; öylesine
    buluştuk. Her iki tarafta keyif aldı sanırım!
    Ne o beni aldatmak, ne ben onu kandırmak
    gibi niyet içerisinde olmadık...

MERYEM ANA KİLİSESİ -BOZCAADA-17.YY

Kamera; Güven MERYEM ANA KİLİSESİ
                                      BOZCAADA


                      Çan kulesi yerden 24 metreye yaklaşan
yükseltisiyle; ihtişamlı iç mekana ayrı bir görsel
güzellik kazandırmış.

MERYEM ANA KİLİSESİ ÇAN KULESİ

Kamera; Güven  MERYEM ANA KİLİSESİ

           Kilise civarı, yerleşim yerleri iki kattan
fazla olmadığı için; çan kulesi ve kiliseyi her
yönden izleye bilir, fotoğraf çekebiirlik
üstünnüğünü kazanıyorsunuz.

  Mimari insana eziyet için değil, insana keyif vermek
için oluşturulmuş.

 Hani bir boşluk vardır içinizde; boşluğun içinde
boş olduğnuuz bir anda, hoş vakti geçirmiş,
emek haracamış insanların güzel hatırlarına;
mimari; boşluğu doldurma maneviyatı sunuyor.

MERYEM ANA KİLİSESİ DIŞ AHŞAP KAPI

Kamera; Güven MERYEM ANA KİLİSE DIŞ KAPISI


  Taş, ahşap ile beyazlık insan ile buluşmuş...

  Kendi felsefenizi hoyratça yaparken; mekanın
sanatsal duruşunun insanların elinden
çıkmış olmasına inanamıyorsunuz. Ve öylesine
düşlüyorsunuz; acaba olur mu diye?





MUHTEŞEM GÖRÜNTÜ MÜTEVAZI SESLENİŞ

 

  Bugüne kadar ziyaret ettiğim, misafir olarak ayinlerini izlediğim kiliseler oldu. Doğrusu en görkemlisi; en son izlediğimdi. Kiliselere gidenler bilir; tütsülerin baş döndürücü kokularını. Adanmış mumların titrek alevleri, bol camlı ibadethanenin aydınlık görkemli yüzü; insanı başka bir dünyaya taşır: alır gider…

 

  İnsan doğduğu ülkenin, anne ve babasının ait olduğu, inanmış veya inandırılmış olduğu dinlere daha yakındır. Onun için; Müslüman bir ülkede doğan büyük çoğunluk Müslüman olurken; Hıristiyan bir ülkede doğan büyük çoğunlukta Hıristiyan olurlar. İnanışlara teslim olmak insanın doğasında buluna bir şey olmalı.

 


 
Öbür dünya olarak bilinen yaşam; ispatlanamayacak kadar uzaktır bize. Onun varlığı veya yokluğu ile uğraşmak yerine; bize sunulan önceki inançları kabul ederiz. Hem Tanrı’yı kızdırmamak adına, hem de toplumun safça inançlarının tembelliği adına… Hâlbuki din; insana yol gösteren, ışık sunan, insan zekâsını en üstte kullanma becerisini tavsiye eden bir yoldaştır.

 


 
Tanrı’yı ve saf gerçeği aradığımız dini mekânlarda, gerçeğin tam manası ile bulunamadığı da ayrı bir gerçektir. Çünkü dünyayı yönetenlerin de bir inancı var! İnancı olan insanların diğer canlılara bakış açısı; “merhamet” ile yoğrulmamış ki, insanlık sürekli bölünüyor, bölüştürülüyor…

 

 
Bozcaada’da bulunan Meryem Ana Kilisesi’nde Pazar günleri düzenlenen ayinlerden birisine bende katıldım. Tabiî ki misafir bir Müslüman olarak! Doğrusu dindarların mekanlar içinde sıkıştırılmış terapi yöntemlerinden uzak yaşıyorum. Sonsuz saygı duyduğum dinlerin, dindarlar tarafından tarafsız ve sade olarak anlatılmayışına da ayrı bir hüzün duyarım…

 


 
Pazar sabahı 23,8 metre yüksekliği olan kilisenin çan kulesindeki çanlar ayinin başlayacağının haberini veriyordu. Geçmişi Venediklere kadar dayanan kilise; 1869 yılında tekrar yapılmıştı. Dışının mütevazılığı, içinin görkemi ile zıt bir görüntü oluşturuyordu.

 

  Beyaz sütunları kahverengi tavan süslemeleri ile buluşuyordu. Büyük şamdanlar, ışıltılı avizeler harika bir görüntü oluşturmuşlardı. Ada’da yaşayan cemaat ve dışarıdan gelmiş birkaç dindar mumlarını yakmışlar; Papaz’ın duasın dinliyorlar, bir taraftan da tapınmalarını yapıyorlardı. Temiz yüzlü kadın-erkek ve çocuklardı. İnanmış olmanın tüm masumiyetini taşıyorlardı.

 

  İnsan eliyle yapılmış mekân; kendi kutsallığını çoktan oluşturmuş. Bu mekân Tanrı’ya adanmış ve Tanrı’dan gelecek lütuflara el açan insanları yıllarca duaya davet etmişti. İnsanın birçok duyusuna hitap eden Meryem Ana Kilisesi; Tanrı’nın Evi olma anlayışı içinde mum yakan, dua okuyan, Papaz’ın yaptığı tütsüye büyük bir saygı ile bakan inanmış insanlar tarafından doldurulmuştu.

 

  Kilise içine ilk giren insan; beyazlığın, temizliğin, disiplinin hâkimiyeti altına da girer. Ve daha sonra sırasıyla büyük avizelerin yanan bol ışıklı ampullerine dalar. Kocaman şamdanlıklar her çeşit mum ile ödüllendirilmişti. Katılan her dindar farklı boyutlarda mum yakıyor ve şamdanlığın içine dikiyordu. Belli ki inanç; aradığı ışığa beyaz mermer sütunların mekânından ışıkla sesleniyordu.

 

  Gözlerime, burnuma, kulaklarıma ve vicdanıma seslenen görüntüler karşısında saygı göstermemek aptallık olur. Gösterdiğim saygı,  kilisenin ihtişamının tamamına değil; inanmış insanların safça aradıkları gerçeğe ulaşma çabalarının emeklerinin bütününeydi...

Fakat bu temiz yüzlü inanmış insanların aradığı gerçek; muhteşem ve ışıklı ve pahalı görüntüler; benim bulmaya çalıştığım gerçek ile örtüşmüyordu.

 

  Bir boşluk, bir eksiklik vardı;

 

  Mekânın süslemeleri, pırıltıları, baş döndürücü tütsü kokuları; insanın ikna eden duaları bile bu boşluğu kapatmıyordu. Tanrı’ya adanmış kutsal kabul edilen mekânlar; insan eliyle oluşturulmuş maddi değerlerin bütünüydü.

 

 Nasıl olur da; insan yalnız gerçeği, sadeliği o sonsuz ulvi nuru ararken; kendi elleriyle yaratmış olduğu mekânların içinde bulunan nesneleri kutsal kabul eder anlayamadım. Anlayamamış olmamın yarattığı muhteşem gerçeğin, yarım kalan boşluğu hoş bir hatıra olarak kayıtlara geçti. 

 

  Meryem Ana Kilise ziyaretim bittikten sonra, muhteşem görüntülerin sarhoş tütsü kokuları ile birlikte yakında olan tarihi mekân; Köprülü Mehmet Paşa Camiini ziyaret ettim. Cemaati görevini yapmış ve çıkmıştı. Ahşap kapı gıcırdayarak açıldı. Camiin geçmişi de Venediklilere kadar dayanıyordu. Nice ezanlar yapılmış küçük caminin mütevazı minaresinden. Kare planlı, kesme taştan yapılmış çok sade döşenmiş cami; 1650’li yıllarda tekrar hayat bulmuş.

 

  62 basamaklı minaresi, beyaz kesme taşları ve küçük havlusu, daracık bir sokağın sessizliğine itiraz etmeden kendi sessizliğini yaşıyordu. Günde beş kez cemaati ile buluşan alçakgönüllü cami; haftada bir kez cemaati ile buluşan Meryem Ana Kilisesi ile boy ölçüşemez.

 

  Birbirlerine fazla uzak olmayan cami ile kilise; yüzyılları aşan tanıdık yakarışlara tanıklık etmişler. Cami ezan sesiyle, kilise ise çan sesiyle çağırmış inananları. Meryem Ana muhteşem bir gösteri yaparak tütsülerini yayarken; Köprülü Mehmet Paşa Camii ise, gülsuyunun mütevazı kokularına sığınmış.

 

 

  Kilisenin muhteşem ve ışıltılı gösterişi tamamlanamayan bir boşluğu yaratmışken; camilerimizdeki mütevazılığa insanların çocukları, eşleri, anneleri, babaları ile birlikte gelmemeleri de; harika bir sosyalleşmenin, dayanışmanın özentisini tamamlanamamış bir boşluk olarak bırakıyor.

 

 

 

 İnsan ister istemez, Köprülü Mehmet Paşa Caminin mütevazı varlığında; kadını, çocuğu, anayı, babayı arıyor. Tanrı’ya giden akıl dolu insanın korktuğu birleşmeyi hangi aklın ürünüdür diye de ayrı bir merak içine düşmekten de kurtulamıyorsunuz…

 

                                                                                                                                           GÜVEN

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !