MİLLET RAHAT UYUSUN


SAAT KULESİ-İZMİR

Kamera; Güven                   Konak Meydanı-İZMİR

                            
                                    Şehirlerin hatırlanası,özlenesi yerleridir;
                     meydanlar,bulvarlar ve hoş sohbetler.


ATATÜRK EVİ

KAMERA; GÜVEN    ATATÜRK EVİ-ALSANCAK  YIL-  1875


                                       Kordonboyuna yakışmış içi hatıralar ile dolu
                             değerli bir müze.

                                       Ülke kurtarmış, ülke yönetmiş büykü adam;
                            ona verilen mülkleri tekrar halkına vermiştir.

                                     Zengin olmayı "en yüce" başarı sayan,gizli
                            hesapların milyar dolarlık sahiplerinin lanetli
                           bakışları; bu adamı anlamaya yetmiyordur.

ATATÜRK EVİ-ALSANCAK

Kamera; Güven               ATATÜRK EVİ - MİSAFİR SALONU-İZMİR


                               Mustafa Kemal; "Hayat mücadelelerden ibarettir."
                      derken; kendi zengin-gülçü felsefesini de ne güzel
                     anlatmış;miskinlik çökmüş, pes etmiş ve gökten
                    mutluluk bekleyen insancıklara...



ATATÜRK EVİ -ALSANCAK

KAMERA; GÜVEN          ATATÜRK EVİ   YAVER ODASI


                            Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de, dayanak
                noktası ulusal egemenliktir. Der büyük Atatürk. Der
               çünkü eseretin ne demek olduğunu iyi görmüş,iyi
              anlamıştır.

                        Zavallı uygarlık düşkünü bizler; bir ev, bir araba
              ve bir de şoför için; kim bilir hangi özgürlüklerimizi,
              ulusal çıkarlarımızı; "soylu" bir ticaret diye satmışızdır?

ATATÜRK MÜZESİ

KAMERA; GÜVEN       ATATÜRK EVİ-ALSANCAK-İZMİR


            "Kültür; okumak, anlamak,görebilmek,görebildiğinden anlam
      çıkarmak,uyanık davranmak,düşünmek, zekayı terbiye etmektir."

                                                                                     MUSTAFA KEMAL

           



MİLLET RAHAT UYUSUN

 

 

Kıskanası diyarların, bir türlü bölüp bölüştürülemeyen memleketimizin yaşayanı olmakta ayrı bir onurdur. Milletiz biz. Hani millet için varlığımızı;  Çanakkalelere, Dumlupınarlara, Kocatepelere adamış olduğumuz milletin evlatlarıyız.

 

   Övünülecek ve irdelenecek tarihleri, olayları karıştırıp bir türlü rahat uykunun keyfini yaşayamayan özel bir milletiz. İki bin yıllık tarihine dönüp baktığımızda bölünmemiş, kavgasız geçmiş bir yüzyıl yaşamamış milletin onurlu evlatlarıyız. Ama her nedense, keskin sirkenin asidini dengeleyip; küpe verilen zararı engelleyemeyiz.

 

  Her şeyin bittiği yedi düvelin haritalar üzerinde bizleri paylaştığı, istenmeyen milletin son temsilcileriyiz biz. Yetmiş yedi millet içinde her nedense, bir bizi seven yoktur. Bir bizim dostumuz, sırdaşımız oluşmaz bunca ülkelerin milletleri içinde.

 

  En geri memlekete dahi gitsen, spor, sanat, ilim seven insan bulsunuz. Her memleketin sazı, sözü dinlenen insanları da vardır. Ama bir türlü bizim insanımızın sazı sözü, fikirleri dinlenemezdir.

 

  Doğuda verdiğimiz şehitler, harcadığımız milyar dolarlar; milletimizin rahat uyuması içindir. Batıda kirlettiğimiz dereler, ırmaklar, denizler, sanayileştirdiğimiz tarım alanları da; milletimizin daha da rahat ve varlıklı uyuması içindir. Sahil şeritlerini betonlaştırıp, deniz ve boğazlarımızı özel mülkiyet haline dönüştürmemiz de milletimizin kalkınmış refahı adınadır. Geriye ne kalıyor o zaman? Bu keyif, bu huzur, bu kalkınmışlık içinde rahat uyuyan bir millet olması gerekli! Peki, öyle mi? Ne hazindir ki artık uyku hapları bile kurtarmıyor…

 

  Bir şeyler eksik! Bir şeyler tartışılmıyor ve düzeltilmek için gerçek çabalar gösterilmiyor. Suyun başında olan söz sahibi efendiler, ne hazindir ki; “emekli” olunca konuşuyor. Tabi ki onlarda haklı! Çoluk-çocuk, eş ve gelecek düşünmekten milleti düşünemiyorlar; haklılar…

 

 

  Cumhuriyetin kurulması; daha da rahat uyku uyumamız; daha çok sanat, bilim-ilim üretmemiz demekti! Böyle de oldu. Kıskanası bir yükselme, değişim yaşadı; kendi özünü kaybetmiş kendini yok saymış ve günlerce uyumamış milletimiz.

 

  Ünü bizim sınırlarımızı çoktan aşmış, kalplerimizden çıkarıp rozetlere, heykellere, fotoğraflara taşıdığımız Atatürk; Norveç’te farklı anılıyor. “Atatürk gibi olmak” deyimi Norveç’in günlük hayatın girmiş çoktan. Kurtuluş savaşında yenik düşen Yunan başkomutan Trikopis her cumhuriyet bayramlarında Atina’daki Türk büyükelçiliğine gidip Atatürk’ün resminin önünden geçip saygı duruşunda bulunduğunun irdelenmesi, derin olmalı.

 

  Bizim liderimizi, bizim ülkemizi kıskandıkları gibi kıskandıkları da bir gerçek! Bir gerçek daha var ki, yönler daima karıştırılıp duruluyor. Ne batı, ne doğu; karışmış karmakarışık bir yön dönencesi içinde bocalayıp duruyoruz. Tüm dünyanın gıpta ile baktığı bir lideri, bir milleti çıkarıp, küllerinden doğuruyoruz; ama yeşermiş, meyve verecek harika bahçeleri de yok ediyoruz. Kim sorarsa; daha iyi uyku uyuyalım adına…

 

  Kurtuluş savaşı yaşanmış, İzmir kurtulmuş çok tatlı bir yorgunluk var. Atatürk ve arkadaşları Ankara’ya hareket edecekler. Trene binerler ve her kez kompartımana çekilir. Ertesi gün yaver Atatürk’ün kompartımanının kapısını çalar; Atatürk, yorgun ve bitkin bir halde kravatını yıkamaktadır. Yaver;

“paşam bu ne hal, çok bitkinsiniz hiç uyumadınız galiba” der.  Atatürk;


 
“çocuk kompartımana battaniye, yastık koymaya unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağırdı. Setremi yastık yaptım üşüdüm.” Uyumadım kalktım der. Yaver; “aman paşam birimize haber verseydiniz. Hemen size bir yastık, battaniye getirirdik.” der.

 

  Ülkesini kurtarmaktan dönen yorgun komutan; “ geç fark ettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil, MİLLETİN rahat uyumasıdır.” der.

 

  Bu komutanın, bu büyük adamın, ne rozete, ne heykele ihtiyacı var ölümsüzlük adına! Çünkü o milletini, bu günün milletinden çok farklı bir geleceğe taşıma telaşındaydı. Adım adım giden, düşmanlarının bile gıpta ile bakacağı; ilim-bilim, sanat, iş üreten bir milletin uykusuz komutanıydı Atatürk.

 

  Dostlarım, anlaşılan bir gerçek var ki; milletinin uykusunu, rahatlığını düşünen bir lider-komutan; kendi uykusunu, rahatlığını feda etmek zorunda. Onun rakı sofraları bile çok görülüyorken; şimdinin savurgan-yalancı yöneticilerine ne demeli, hangi sözcükler ile seslenmeli bilemiyorum…

 

  Bir komutan düşünün ki; tüm dünya şapka çıkarsın ve milletinin rahat uyuması için kendini gönüllü uykusuzluğa adasın! Ve yine bir yönetici düşünün ki; milletini sürekli uykuya, uyumaya, uyutmaya davet etsin… Ne acı, ne hazindir dostlarım…

 

                                                                                                                                         GÜVEN


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !