15/10/2009
MİL GETİREN SULAR

Kamera; Güven Ekim 2009 HORA FENERİ
Yüz yaşını çoktan aşmış fenerin hikayesini dinlemek
için gittik. Gün çoktan ağardığı için, fenerciyi bulamadık.
Halbuki ne umutlarla gitmiştim, bu küçük bebeğin
ve burada onla yaşayan insanların nesillerdir paylaştığı
hikayeleri dinlemek ve o hikayelerin içine girmekti
amacım. Fener sessizliğin dinlencesi içinde Marmara'yı
selamlıyordum. Çevresindeki zeytin, inci ağaçları da
bizi selamladı. 
Kamera; Güven Hora Feneri gölgesinde incir yeme vakti. :))
Aziz Bey ile Yunus ustaya seslendim; "Acık da bana
bırakın." Diye :))
Hazan zamanı ve bereketli toprakların incir ağaçları
verebilecekleri en güzel meyveleri vermişler. Kurt-kuş ve
diğer canlılar yemiş de bitirememiş.
Göz hakkıdır deyip; bir-kaç incir de biz yedik. Bal tatlısı
güzel incirler...
Kamera; Güven UÇMAKDERE KÖYÜ-TEKİRDAĞ
Vadinin içinde bulunan yaşlı köy; geçmişe kazınmış
anılar ile sıkıştığı vadiden sesleniyor! Sanki yorgun,bezgin
insanlığı; yokluğun zamanındaki insanlığa davet ediyor gibi!
Ben bu köyü, köyün insanını sevmişem. :)) Ele yaşlı
dost çınarlarına gönül vermişem. 
Kamera; Güven Uçmakdere Köyü girişindeki dost çınar
ağacı ; hoş geldiniz diyor. Vadinin sessiz ve yaşlı
köyüne hoş geldiniz.
Koşulsuz yaklaşır ve yaşlı bir insanı sabırla
dinlerseniz ; bu diyarların buruk hikayesini de
dinlersiniz. Ve ince siyaseti ustalık diye satan batı
devletlerine lanet okursunuz. Bu köy eski bir Rum köyü.
Şimdi onlardan geriye bir-kaç ev ve taş yollar ve de
eski hikayeler kalmış. Tıpkı Rumeli diyarlarından
göç eden Türk insanının geride bıraktığı hikayeler gibi.

Kamera; Güven Ekim 2009 Uçmakdere sahil boyu
Sanırım bu köyün Rumları çınar ağaçlarını çok
sevmiş. Ve bu çınar ağaçları ne ayrılıklar, ne gözyaşları
görmüş de, yine hiçbir şey olmamış gibi serinliğin,
bilgeliğin,sevdaların savunucusu olmuş.
Kuzeye dayadığı sırtını, güneye döndüğü yüzünü
öylesine bir minnet borcu öder gibi denize eğiyor.
Kamera; Güven REKLAMLAR :))
KUTMAN ŞARAP MAHZENİ-MÜREFTE
Şimdi sıra Kutman şaraplarını tanıtmada. Gittim
gördüm ve tattım. :)) Bendenizin yüksek şarap kültürü
olmadığı için, eski-yeni-küflü veya şişede, tahta fıçıda
gibi anatımların keyfinde şarabın rüyasına dalamadım.:))
İçimdeki ses; şarap kültürü gereklidir diyor.
Şarabı anlayan, bağı-bostanı da anlar, ekim-dikimi de
anlar. Bunları anlayan; alınterini de, emekçinin buruk
hüznünü de anlar diyor. Bütün bunları anlayan; hayatın
insana sunduğu "yüksek kültürü' de anlar diyor...
MİL GETİREN SULAR
Bazen bentleri, kanalları aşar kendi halinde akıp giden sular; delirmişçesine hız yapar önüne geleni sürekler. Su hayat veren, hayatı besleyen harika bir dostken; cehalete teslim olmuş, suyun efendiliğini kabul etmemiş insan; şaşkın ve öylece kala kalır…
Meriç nehri de böyle bir nehirdir. Uzunca bir zaman sakince akıp gider ve gem vurulmuşçasına kandırır sizi. Dağlardan akan küçük derelerin büyüyen gücü, balkanların sert kışı, dostudur Meriç nehrinin. Ne Balkanlar onsuz, ne Meriç Balkanlarsız yapabilir.
Bulgaristan’ın Rodop dağında başlayan yolculuk tam tamına
Meriç nehri Rodop dağından süzülerek, kıvrılarak gelir. Eyvallah etmez birbirine kul olan canlılara. Dolar, taşar, genişler ve daralır. Ve Meriç, hatırlatır doğanın büyülü gücünün su olduğunu. Ahmakça ve keyfi yaşayan kula kul olmaktan öte geçmeyen insanlara harika bir gösteri sunar. Günlerce, aylarca taşıdığı suyu, mili bir anda yığar. Hem ölüm, hem yaşam getirmiştir. Hayatta kalanlar çekilen suların kalan mili ile berekete boğulurken; can verenler Meriç’e ağıtlar yakarlar kötü diye…
Meriç öyle bir güzel akar ki, yatağına girmiş henüz öfkelenmemişken izlemek gerekir onu. Hemen kenarında söğüt dalları ile yaptığı oyunları, şakaları görmelisiniz. Şarkılar söylerler söğüt dallarındaki bülbüller ile. Balıkları ağları, sepetleri doldur da bitmez; mili bitmediği gibi…
Dedim ya, Meriç aldığından fazlasını verir her zaman. Meriç, ahmaklığı, unutkanlığı ve sabırsızlığı hiç sevmez. O insana, akla, ilime, sanata saygı duyar. O insanın efendi olduğu zamanlarda efendi olur ve insana hizmet eder.
Meriç, mutlu eder, şarkılar söyletir, besteler yaptırırken kim bilir ne lanetlerde almıştır. Bulanık akan suları milyonlarca canlıya hayat taşır, bereket içinde bereketi gizlerken; kim bilir ne öfkeli gözler izlemiştir uzaktan uzağa.
Meriç bilir ki yaşananlar ne bir cinayet, ne de savaştır. Yaşananlar doğanın ilahi bir dönüşüm içinde işbirliğinin insanüstü eseridir. Değişim tabiat ve ilahi bir güç ile insan seyrederken olur. Yüzlerce mil ötede başlayan akıntı, yine başka büyük bir akıntı ile son bulur.
Meriç’i besleyen dağlardır, derelerdir. Ve Meriç’e güç veren dönen dünyanın muhteşem eğimidir. Din, dil, ırk ayrımı yapmayan Meriç; saygı duyan ona nazik ve akılcı davranan hiçbir canlıya ihanet etmez. Yeter ki hırçın, keyifsiz zamanlarda ona anlayışlı davranalım. Ve onunla boğuşacak safça gücü akıldan öte tutmayalım.
Meriç mil bıraktığı, tohum taşıdığı yataklarını unutmaz. Ve bir gün ansızın kıyametimsi suları ile “ben geldim” der ve gelir. Gökten değil, dağlardan gelmiştir. Rodop Dağlarının vadilerinden doğmuş, yücelmiş milyarlarca otun, çiçeğin kokularını yüklenmişte yola koyulmuştur.
Meriç’in yalayarak, yatağını taşarak geçtiği suladığı topraklar bir süre sonra tekrar gün yüzüne çıkar. Güneş Meriç’in bıraktığı mil dolu topraklara ikinci bir hayat verir. Ve hayatta kalan insan bu topraklara tuhum eker.
Bu topraklarda Rodop Dağlarının, vadilerinin, yamaçlarının bereketi, kokusu vardır. Dili, dini, ırkı bir olmayan insanların yanık türkülerinin sesi vardır.
Bu topraklarda üretilen fasulyenin tadına doyum olmaz. Hemen pişer ve dayanılmaz bir lezzet sunar size. Kırmızı acı biber ayrı bir keyiftir. Köpüklü ayran ve bir yumrukta kırılan soğan; kuru fasulyenin en büyük lüksleridir. Karpuzu, kavunu, fıstığı, pirinci dillere destandır bereketli topraklar hatırına.
Meriç bu, aldığından fazlasını verir akıl üreten, emek üreten insana. İlkbaharda izlemek gerekir Meriç’i. Bulanık suyu, yatağını yalayan hırçınlığı, söğüt dalları ile yaptığı şakaları görmek; dinlemek gerekir.
Meriç, sevdalıların uzaktan baktığı, kara yazmaları bağladığı kara trenin dumanlar bıraktığı diyarların yoldaşıdır.
Ulusların kibirli, kavgalı olduğu, birbirine güvensiz davrandığı aldırış etmeyen, onun suyu, bunun toprağı diye düşünmeyen Meriç; geçtiği topraklarda çan sesine de, ezan sesine de, ilahilere de saygı-sevgi besler öylece millerini bırakır, bereketini kutsar da gider…
Güven
Konu: Selam
Yine döktürmüşsünüz. Ne diyeyim insanın canı sıkılınca sizin bloğunuzu ziyaret etsin. Resimler insanı dinlendiriyor.
Bu arada sizi de MİM ledim. Bloğuma buyurun:)
*********
:)) Hoşgeldiniz
Teşekkürlerimi borç biliyorum. Tüm fotoğraflar, yazılar benden içe, benden
ziyade .. :))
Düzenleyen BARIS59 gün: 19/10/2009 saat: 09:07
Bağlantı »
Konu: merhaba
GİTMEMİŞ, GÖRMEMİŞTİM
GİTMİŞ, GÖRMÜŞ GİBİ
OLDUM
***********
Ne güzel. Gitmesek de, görmesek de; bizim diyarlarımız...
Ama yine de imkânları zorlayıp gitmeli, koklamalı, dinlemeli derim :))
Düzenleyen BARIS59 gün: 17/10/2009 saat: 13:36
Bağlantı »
Konu: BUGÜN CUMA CUMA GÜNÜNÜZ MÜBAREK OLSUN.
SİZLER BANA YAZMASANIZ DA, BU SAYFALARI OKUDUKÇA BELKİ BİR GÜN YAZARSINIZ UMUDUYLA, YİNE YAZIYORUM.
İŞLERİNİZDE BAŞARILAR DİLERİM. BU KÜRESEL ISINMA, EKONOMİK KRİZ VE SAİRE ARASINDA BİR CÜMLE DE BANA YAZARSINIZ DİYEREK BEKLİYORUM.
BU YAZI TÜM ARKADAŞLARIMA İTHAF EDİLEREK YAZILDI.
YANİ ÖZEL DEĞİL GENEL BİR YORUM YAZISI.”yani böyle bir yorumu alan blogcu dostlarımdan en fazla beş altı tanesi bana devamlı yazanlardır. Onları da diğer arkadaşlarımdan ayırmadım...
SİZLERİ ÇOK SEVİYORUM.
İYİ Kİ VARSINIZ.
SAYGILARIMLA...
**************
Hoşgeldiniz efendim. Mesaj bırakmasam da blogunuza uğruyorum.
Saygılarımla
Düzenleyen BARIS59 gün: 16/10/2009 saat: 15:20
Bağlantı »