MİL GETİREN SULAR



HORA FENERİ-HOŞ KÖY -TEKİRDAĞ

Kamera; Güven Ekim 2009   HORA FENERİ

                         Yüz yaşını çoktan aşmış fenerin hikayesini dinlemek
                  için gittik. Gün çoktan ağardığı için, fenerciyi bulamadık.

                         Halbuki ne umutlarla gitmiştim, bu küçük bebeğin
                  ve burada onla yaşayan insanların nesillerdir paylaştığı
                  hikayeleri dinlemek ve o hikayelerin içine girmekti 
                  amacım. Fener sessizliğin dinlencesi içinde Marmara'yı
                  selamlıyordum. Çevresindeki zeytin, inci ağaçları da
                  bizi selamladı.

GÜZ İNCERLERİ-HOŞ KÖY

Kamera; Güven        Hora Feneri gölgesinde incir yeme vakti. :))
                              

                            Aziz Bey ile Yunus ustaya seslendim; "Acık da bana
                    bırakın." Diye :))

                            Hazan zamanı ve bereketli toprakların incir ağaçları
                    verebilecekleri en güzel meyveleri vermişler. Kurt-kuş ve
                     diğer canlılar yemiş de bitirememiş.

                          Göz hakkıdır deyip; bir-kaç incir de biz yedik. Bal tatlısı
                       güzel incirler...

VADİ ARASINDA KÜÇÜK ve YAŞLI BİR KÖY

Kamera; Güven                   UÇMAKDERE KÖYÜ-TEKİRDAĞ

                                   Vadinin içinde bulunan yaşlı köy; geçmişe kazınmış
                          anılar ile sıkıştığı vadiden sesleniyor! Sanki yorgun,bezgin
                          insanlığı; yokluğun zamanındaki insanlığa davet ediyor gibi!

                                 Ben bu köyü, köyün insanını sevmişem. :)) Ele yaşlı
                            dost çınarlarına gönül vermişem.

DOST ÇINAR-UÇMAK DERE KÖYÜ-TEKİRDAĞ

Kamera; Güven               Uçmakdere Köyü girişindeki dost çınar
                                    ağacı ; hoş geldiniz diyor. Vadinin sessiz ve yaşlı
                                    köyüne hoş geldiniz.

                                               Koşulsuz yaklaşır ve yaşlı bir insanı sabırla
                                     dinlerseniz ; bu diyarların buruk hikayesini de 
                                     dinlersiniz. Ve ince siyaseti ustalık diye satan batı
                                     devletlerine lanet okursunuz. Bu köy eski bir Rum köyü.
                                     Şimdi onlardan geriye bir-kaç ev ve taş yollar ve de
                                     eski hikayeler kalmış. Tıpkı Rumeli diyarlarından
                                     göç eden Türk insanının geride bıraktığı hikayeler gibi.
                                     


BİLGE ÇINAR AĞACI-UÇMAK DERE KÖYÜ

Kamera; Güven  Ekim 2009  Uçmakdere sahil boyu


                               Sanırım bu köyün Rumları çınar ağaçlarını çok
                      sevmiş. Ve bu çınar ağaçları ne ayrılıklar, ne gözyaşları
                      görmüş de, yine hiçbir şey olmamış gibi serinliğin,
                      bilgeliğin,sevdaların savunucusu olmuş.

                                Kuzeye dayadığı sırtını, güneye döndüğü yüzünü
                       öylesine bir minnet borcu öder gibi denize eğiyor.


ŞARAP MAHZENİ-MÜREFTE

Kamera; Güven                                   REKLAMLAR :))
                                               KUTMAN ŞARAP MAHZENİ-MÜREFTE

                                     Şimdi sıra Kutman şaraplarını tanıtmada. Gittim
                     gördüm ve tattım. :)) Bendenizin yüksek şarap kültürü
                     olmadığı için, eski-yeni-küflü veya şişede, tahta fıçıda
                    gibi anatımların keyfinde şarabın rüyasına dalamadım.:))

                                    İçimdeki ses; şarap kültürü gereklidir diyor. 
                     Şarabı anlayan, bağı-bostanı da anlar, ekim-dikimi de
                     anlar. Bunları anlayan; alınterini de, emekçinin buruk
                     hüznünü de anlar diyor. Bütün bunları anlayan; hayatın
                     insana sunduğu "yüksek kültürü' de anlar diyor...
                     






MİL GETİREN SULAR

 

  Bazen bentleri, kanalları aşar kendi halinde akıp giden sular; delirmişçesine hız yapar önüne geleni sürekler. Su hayat veren, hayatı besleyen harika bir dostken; cehalete teslim olmuş, suyun efendiliğini kabul etmemiş insan; şaşkın ve öylece kala kalır…

 

  Meriç nehri de böyle bir nehirdir. Uzunca bir zaman sakince akıp gider ve gem vurulmuşçasına kandırır sizi. Dağlardan akan küçük derelerin büyüyen gücü, balkanların sert kışı, dostudur Meriç nehrinin. Ne Balkanlar onsuz, ne Meriç Balkanlarsız yapabilir.

 

  Bulgaristan’ın Rodop dağında başlayan yolculuk tam tamına 490 km sürer. Dile kolay 490 km! Nice ovaya, insana, hayvana hayat veren Meriç; muhteşem kolları Ergene, Arda, Tunca ile destansı bir güzellik oluşturur. Sonra tüm ihtişam Ege ile son bulur. Ege’nin serin ve mavi suları harika bir hoş geldin ile Meriç’i içine çeker. 

 

 Meriç nehri Rodop dağından süzülerek, kıvrılarak gelir. Eyvallah etmez birbirine kul olan canlılara. Dolar, taşar, genişler ve daralır. Ve Meriç, hatırlatır doğanın büyülü gücünün su olduğunu. Ahmakça ve keyfi yaşayan kula kul olmaktan öte geçmeyen insanlara harika bir gösteri sunar. Günlerce, aylarca taşıdığı suyu, mili bir anda yığar. Hem ölüm, hem yaşam getirmiştir. Hayatta kalanlar çekilen suların kalan mili ile berekete boğulurken; can verenler Meriç’e ağıtlar yakarlar kötü diye…

 

  Meriç öyle bir güzel akar ki, yatağına girmiş henüz öfkelenmemişken izlemek gerekir onu. Hemen kenarında söğüt dalları ile yaptığı oyunları, şakaları görmelisiniz. Şarkılar söylerler söğüt dallarındaki bülbüller ile. Balıkları ağları, sepetleri doldur da bitmez; mili bitmediği gibi…

 

  Dedim ya, Meriç aldığından fazlasını verir her zaman. Meriç, ahmaklığı, unutkanlığı ve sabırsızlığı hiç sevmez. O insana, akla, ilime, sanata saygı duyar. O insanın efendi olduğu zamanlarda efendi olur ve insana hizmet eder.

 

  Meriç, mutlu eder, şarkılar söyletir, besteler yaptırırken kim bilir ne lanetlerde almıştır. Bulanık akan suları milyonlarca canlıya hayat taşır, bereket içinde bereketi gizlerken; kim bilir ne öfkeli gözler izlemiştir uzaktan uzağa.

 

  Meriç bilir ki yaşananlar ne bir cinayet, ne de savaştır. Yaşananlar doğanın ilahi bir dönüşüm içinde işbirliğinin insanüstü eseridir. Değişim tabiat ve ilahi bir güç ile insan seyrederken olur. Yüzlerce mil ötede başlayan akıntı, yine başka büyük bir akıntı ile son bulur. 490 km.lik yolculuk kendi serüvenini yaşar ve yaşatır.

 

 

  Meriç’i besleyen dağlardır, derelerdir. Ve Meriç’e güç veren dönen dünyanın muhteşem eğimidir. Din, dil, ırk ayrımı yapmayan Meriç; saygı duyan ona nazik ve akılcı davranan hiçbir canlıya ihanet etmez. Yeter ki hırçın, keyifsiz zamanlarda ona anlayışlı davranalım. Ve onunla boğuşacak safça gücü akıldan öte tutmayalım.

 

  Meriç mil bıraktığı, tohum taşıdığı yataklarını unutmaz. Ve bir gün ansızın kıyametimsi suları ile “ben geldim” der ve gelir. Gökten değil, dağlardan gelmiştir. Rodop Dağlarının vadilerinden doğmuş, yücelmiş milyarlarca otun, çiçeğin kokularını yüklenmişte yola koyulmuştur.

 

  Meriç’in yalayarak, yatağını taşarak geçtiği suladığı topraklar bir süre sonra tekrar gün yüzüne çıkar. Güneş Meriç’in bıraktığı mil dolu topraklara ikinci bir hayat verir. Ve hayatta kalan insan bu topraklara tuhum eker.

 

  Bu topraklarda Rodop Dağlarının, vadilerinin, yamaçlarının bereketi, kokusu vardır. Dili, dini, ırkı bir olmayan insanların yanık türkülerinin sesi vardır.

 

  Bu topraklarda üretilen fasulyenin tadına doyum olmaz. Hemen pişer ve dayanılmaz bir lezzet sunar size. Kırmızı acı biber ayrı bir keyiftir. Köpüklü ayran ve bir yumrukta kırılan soğan; kuru fasulyenin en büyük lüksleridir. Karpuzu, kavunu, fıstığı, pirinci dillere destandır bereketli topraklar hatırına.

 

 
Meriç bu, aldığından fazlasını verir akıl üreten, emek üreten insana. İlkbaharda izlemek gerekir Meriç’i. Bulanık suyu, yatağını yalayan hırçınlığı, söğüt dalları ile yaptığı şakaları görmek; dinlemek gerekir.

 


 
Meriç, sevdalıların uzaktan baktığı, kara yazmaları bağladığı kara trenin dumanlar bıraktığı diyarların yoldaşıdır.

 


 
Ulusların kibirli, kavgalı olduğu, birbirine güvensiz davrandığı aldırış etmeyen, onun suyu, bunun toprağı diye düşünmeyen Meriç; geçtiği topraklarda çan sesine de, ezan sesine de, ilahilere de saygı-sevgi besler öylece millerini bırakır, bereketini kutsar da gider…

 

                                                                                                                                                  Güven

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !