İZLER


BÜYÜK ESER -SELİMİYE

KAMERA; Güven     Eylül 2009   SELİMİYE CAMİ-EDİRNE

                      Muhteşem eseri yakından çekip fotoğraflamak
             mümkün değil... Bilmem kaç kez dolaştım etrafında
            aklını yitirmiş çoban gibi; bilmem kaç kez...

MİMAR SİNAN ve USTALIK ESERİ

Kamera; Güven         SELİMİYE CAMİ-EDİRNE

                      Ustanın heykeli; can bulmuş, ruhuna kavuşmuş
              insan bedeni gibi; taşa can, cana taş olmuş diyarlarda
             öylesine duruyor.

                     Mimar Sinan yüzyıllar önceden bugüne ve geleceğe
             bir not düşmüş; 

                     "Dünya durdukça, eserlerimi gören aklı selim
             sahiplerinin, çabamın ciddiyetini göz önünde
             bulundurarak bana insaf ile bakacaklarını ve beni
             hayırla anacaklarını umarım inşallah."

                   Ustanın mütevazi düşünüşüne bir bakar mısınız
             lütfen...

ESKİ CAMİ-EDİRNE

Kamera; Güven     Eylül 2009  Eski Cami-Edirne 1403

                        Dile kolay muhteşem yapı; 600 yaşlarında.
                   Bu şehirde (Doğduğum diyarların şehri) yer-gök,
                   tarihi fışkırıyor....

MUHTEŞEM SELİMİYE

Kamera; Güven       Selimiye Camiini yakından görüntüye
                       sıkıştırmak mümkün değil.

                                Taş insan eliyle can bulmuş. Kim bilir;
                       dilinden anlayanlara neler fısıldıyor...

SELİMİYE CAMİ İÇ MEKÂN

Kamera; Güven                 SELİMİYE CAMİİ

                            Işık doğal seyrini öyle bir güzel yapıyor ki,
             güneşli havada yapay ışıklar; yapay aşklar gibi, sevgiler
             gibi; donuk kalıyor...

EDİRNE HANLARI

Kamera; Güven         Hanlar ve Çarşılar Edirne kentinin
                          
                           kültürüne ayrı bir zenginlik vermiş. Edirne'nin
                          çarşıları, hanları hâla capcanlı. 

                           Başkent olmuş şehire doyamamışam... :))

1001 DİREK ve IŞIK GÖSTERİSİ

Kamera; Güven  Ağustos -İstanbul - 1001 Direk

                                  Sütünlar, ışık ile görselliğin dayanılmaz
                            dansını yapıyor.

1001 ve İZLER

Kamera; Güven  1001 Direk ve İzler







İZLER

 

 

Tüm canlıların kendilerine ait izleri vardır. Kimi görünmeyen, bedenin derinliklerine yazılan izler; kimi canlı eliyle, tırnağıyla, düşüncesiyle yapılan izlerdir.

 

  İstanbul 1001 Direk Sarnıcı fırsat buldukça uğradığım eski tarihi mekânlardan bir tanesidir. Taşın, toprağın, tuğlanın “eski” koktuğu bu mekân; nedense beni mutlu eder. Sığda dolaşırken, aniden derinlere; çok uzaklara sürekler bedenimi.

 

  1001 Direk sütun ormanı gibidir. Işığın ve müziğin eşliğinde “eskimiş” maddelerin kokusunu çekersiniz içe. Ve usta bir bakıştan çok; acemi keyifler hissedersiniz kahvenizin her yudumunda.

 

  Yakalamış olduğum fırsatı yine 1001 Direk Sarnıcı ile buluşma; hatır-gönül sorma keyfine çevirdim. Işık sütün ormanında nefis bir gösteri yapıyordu. Türk Sanat Müziği Roma mimarisine iyi bir dem veriyordu. Ve ıssızlığın içinde binlerce ruhun gölgesinde dalıyordunuz kendinizin diğerine. Bende öyle yaptım; bunca hengâme-kargaşa zaten her gün tartışılan ve buluşulan meseleler. Asıl mesele, her gün yapılmayan, bizi bize veren buluşmalar…

 

  Bizi biz yapan, belki de bizden öte taşıyan izlerdir. Bu izler bazen taşa, mermere kazanır. Keskinin eller ile mermere can vermesiyle, yüzyıllar ötesine bırakılır. Ve bazen bir caminin kapısında, bir kilisenin sütunlarında ve yüzyıllara meydan okumuş kemerli bir köprü de bulursunuz insan eliyle bırakılmış izleri.

 

  1001 Direk ışın ve tarihin büyülü havasını Türk Sanat Müziği ile yoğururken, ben de hayata dair izlerime daldım. Ve bedenime açılan izleri kontrol ederken; 1001 Direğin sütunlarındaki izleri gördüm. Neredeyse her sütunda 1680 yıl önce çalışmış Yunanlı ustaların izleri var. Ne büyük kalıcılık; sanki ölümsüzlüğün izlerini bırakmışlar gibi. Kimi A harfi, kimi K harfi, kimi F harfini kazımış sütunun en tepesine.

 

  Sanırım sanatın sanatçıya bir teşekkürü olmalı, izlerin bunca yüzyıl dayanıp, bugüne gelmesi. Roma, Bizans, Osmanlı derken; Türkiye Cumhuriyetine tanık olan izler; bırakılanlar tarafından bu zamana kadar yaşayabileceği düşünüldü mü acaba?

 

  Taş sütunlara kazınmış izler; meşhur At Meydanı (Sultan Ahmet Meydanı) çığlıklarına, sevinçlerine tanık oldular. Yüzlerce ayaklanmayı, çatışmayı izlediler. Ne renkli insanlar geldi geçti sütunlara kazınılan izlerin diyarlarında. Güçlüler, güçsüzler, imparatorlar, padişahlar yaşadı 1001 Direğin hemen yakınında. Ve şimdi 1001 Direk hüzünden çok mutlu olaylara tanık oluyor. Işığın müzik ile dansına, televizyoncuların haber çekimlerine eşlik ediyor. Yemeğin usta ellerde pişirilişine, eğlencenin ağır bir algıyla içselleştirmesine tanık oluyor.

 

   Sanırım izler hem beden, hem de bedenden başka yerlere bırakılıyor. İnsan eliyle bırakılan izler bir yana; insan diliyle sözcüklere aktarılan ve keski görevi gören izler vardır. Ruhun en derin yerine kazınırlar. Ve o canlının taşıdığı bedenle birlikte, onun yaşayan nesline aktarılırlar.

 

  İz bırakmasını insan sever de hayvan sevmez mi? Elbette sever. Hayvanlar da iz bırakırlar. Kimi tırnakları ile kazır yaşadığı bölgedeki ağaçları, taşları. Kimi bedenini sürter, kokusun yayar iz niyetine, Kimi idrarını boşaltır ağaçların, kayaların en heybetlilerine.

 

  Anlaşılan o ki izler, tüm canlıları ilgilendirir. Ve iz bırakmak, canlıları mutlu eder.

 

  Şehrimize de bırakılmış insan eliyle bizlere armağan edilmiş izler vardır. Yüzyıllar ötesinden gelen Rüstem Paşa Camii, Bedesten bunlardan bazılarıdır. Çeşmeler yoluyla bırakılmış izler; şimdi muhtaç olunmayan tenhalıklara gömülmüş, ihtiyaç duyulmadığı için unutulmuş gitmiştir.

 

  Ve yakın tarihimizin yaşanan soylu savaşlarının kan izleri hâla duruyor. Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşımız; atalarımızın vatanımıza saldıran düşmanlar ile karşılaşmalarının izleriyle doludur. Kan, kemik, mermi izleri taptaze duruyor. Kimi kitaplara, kimi o yöreye, kimi nesilden nesle aktarılmış soylu izler.

 

  Durmak bilmeyen yenilenme arzusu insandan insana aktarılan izleri silmeye başladı. İnsanın teknolojiyle birlikte çılgın bir koşuşturmaca içinde yeni bir yalnızlık kültürü oluşturması; belki de başka zamanlara, bizim göremediğimiz çok farklı izler bırakacak; kim bilir…

 

  Bir-kaç saatte kıtalar arası yolculuk yapar, birden fazla ülkeye gidebiliriz. Telefon sayesinde, ses, görüntü ve kokular yardımıyla; iki bedenin birbiri üzerinde oluşturacağı izlere bile ihtiyaç duymadan yaşayacağımız yalnızlığa doğru yol alıyoruz.

 

  Sanıyorum ki, yaşanacak teknoloji kıyameti, insanı insandan alıp; tekrar insana doğru yeniden ayrı bir başlangıç ile ortaya çıkmasına neden olacak. Ve her batışın, bir kurtarıcısı, bir Nuh Peygamberi olacaktır. Nuh kendi gemisine aldığı canlılar ile çıkacakları toprak parçasında; hayata doğru yeni ve yeniden tekrarlanan izleri bırakıp, değer izleri silmeye devam edeceklerdir.

 

  Acaba diyorum; hayat bize harika bir keski ve mermer sunmuşken; biz kendi izimizi bırakmayı denedik mi? Bize ait olan, biz kokan ve nesilden nesle aktarılacak bir iz; bizim izimiz de olabilir mi?

 


 
Belki bir ağaç topluluğu, belki bir insanlık açılımıyla olacak bir izin başlangıcıdır;

bizim izimiz, kim bilir…

 

                                                                                                                                        Güven

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !