25/9/2009
HADİ CANIM SENDE
HADİ CANIM SENDE Şimdi ihtiyar bir delikanlı olan dostum, o zamanlar genç bir delikanlıymış. Avrupa kültürüne ilk adım attığı yıllarda, deniz kaptanlığı yapan bir adam ile genç bir kadın onun komşusuymuşlar. Nezaket ve saygı içinde birbirlerine gidip geliyorlarmış. Anadolu’nun dopdolu mahcup kültürleriyle yetişen dostum, kaptanın aylar süren gemi yolculuklarında genç karısına göz-kulak olur komşuluğun gereğini yaparmış. Yaşı epeyce geçkin olan kaptan, genç eşini düşünmüş olacak ki, uç bir düşüncesini eşine aktarmış. Denizlerin yorulmaz adamı, tecrübenin efendisi olan Alman kaptan eşine; “ deniz yolculuğum aylar sürüyor, ben yokken kendine bir sevgili bulabilirsin. İzin veriyorum. Ama bana sorarsan, komşumuz genç adamı, yani o saygılı Türk’ü seçersen zorluk yaşamasın.” demiş. Genç kadın, tecrübeli ve olgun eşi dinlemiş, bizim genç adam; yani sevgili dostuma eşi yokken sevgili olabileceklerini, eşinin izin verdiğini söylemiş. Ve mahcup- çekingen adam, komşu olarak gördüğü genç bayan ile sevgili olmuş. Aylar ve yıllara sarkan mutlu günler yaşamışlar. İnsan beyni almıyor gibi. Ve duyunca; “Hadi canım sende” diyesiniz geliyor değil mi? Ama ülkelerin ve ülke insanlarının aile, yaşam anlayışları değişik oluyor. Ve bu ilişkide de, kaptan belki de genç karısını mutlu ederek kontrol altında tutuyordu. Ve uzun süren ilişkide, kaptan da, genç kadın da, bizim genç dostumuzda ayrı bir mutluluğun keyfini yaşıyor. Erkek egosu ile sahiplenme, tercih edilme nedenlerini iyi irdelediğin zaman en uçta yaşanan bir olayı bile şans ve öğrenimler ile bitire biliyorsunuz… Ya genç kadın eşinin verdiği izni tutkuya çevirseydi ve bizim genç dostumuz Anadolu mahcubiyetini gurura, sahiplenmeye dönüştürseydi; akla-hayale gelmeyecek kötü olaylar olurdu… Sadece erkeğin egosunun ön planda olduğu ve namusun korunması bekçiliğini yüzyıllardır üstlenmiş oluşumuz, namusu korunan kadını da, bir namus bezine kurban etmişiz. Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü zamanlarında bile, üst düzey kadınlara verilen erkek hizmetliler iğdiş ediliyormuş. Yani erkek onun, egosunu tatmin eden ve üremesine yardımcı olan ve insanı bir başka âleme sürükleyen cinselliğinden uzaklaşıyor. Hem de sonsuza kadar… Acaba cinselliği sadece çiftleşme olarak öğrenen bizler; iğdiş edilen o erkeklerin buldukları fırsatlarda el ve dudakları ile olaşabilecekleri yolculuğun yolunu anlaya bilir miyiz? Yoksa cinselliği yok olmuş, bu adam “öküz” diyerek; HADİ CANIM SENDE Mİ deriz? Deriz valla; bir güzel kendi erkekliğimizi önemser, aslında cinsellik yaşamayan, iğdiş edilmiş o erkeğin, harika yolculukları, koklayarak, öperek, okşayarak aldığını yok sayarız. O adamı “öküz” sınıfına koyarız. Acaba öküz dediğimiz o adamlar, gerçek öküzler gibi bir hayat mı yaşarlar diye irdelemeyiz! Bir ırk, bir hayvan çeşidi olmayan “öküz” tamamı ile insan tarafından öküzleştirilmiş, kendi doğasında olmayan bir yaşam sürmeye başlamıştır. Öküzü bilmeyenlere tarif etmeyi de borç bilirim. Öküz, daha öküz olmadan önce dişi bir hayvan olan ineğin erkek yavrusudur. Yani danasıdır. Bilirsiniz toplumumuzda da, dişinin erkek yavrusu vardır. Bir dişi ve bir erkek, zaman içerisinde birisi kadın, diğeri de adam olur… İşte hayvanlar dünyasında da, bir erkek, bir dişi varken, insan girer araya. Daha genç bir erkek dana yavrusuyken iğdiş edilen hayvan, cinsel hayata elveda der. O saatten sonra yer-içer ve kuvvetli bir hayvan olur. Yani öküz olmuştur. Doğanın hediye etmediği, doğada öküzlüğün olmadığı bir dünyada, o ayrı bir hayvan olmuştur. Dana veya Boğa değil de; “öküz” olmuştur. Güçlüdür, kuvvetlidir ve hizmet etmeye adanmıştır. Peki, bu katliam, bu korkunç uygulama niye diye soracaksınız? İnsanların sorunsuz yaşamlarına daha faydalı hizmet olsun diye. Sarayda iğdiş edilen erkeğin iğdiş edildikten sonra sultana veya sultanın kızına yan gözle bakamayacağının hesabı yapılmıştır. Hayvanlar dünyasında ise, öküz, öküz olmadan önceki dana hali ile gelişip büyüyünce boğa olacak, dişi hayvanların arkasında çapkınlık için koşacak. Doğal olarak dana veya boğadan faydalanılamayacak. Yani dana veya boğa olan bir canlı, günün her saati hizmet veremeyecek. Bu sebepten Allahın tabiat eliyle hediye ettiği yaşamda, öküzlüğün olmadığı diyarda; biz soylu insanlar sayesinde öküzlük var edilmiştir. İğdiş olmada, öküzlüğe giden yolda ne erkek delikanlının, ne erkek hayvanın bir kusuru vardır. Ve bunun irdelenmesi gerektiğini, saçma bir şey olduğunu bir çözümün, bir hakkın, adaletin olduğunu söylemek istediğinizde; size seslenecek koro; “hadi canım sende” diyecek sizi siz olduğunuz için korkutacak, kendi kabuğunuza çekecektir. Kabuğumuzdan çıkma cesaretimiz olsaydı, bugünkü kıyametler, bu günkü teknolojiler ile iletişim ile böyle çözümsüz, böyle garip ve böyle kan davaları olur, hapishaneler hıncahınç dolar mıydı? Yine derinlere girdim ve yine kendi kendime söylendim; sıradan ve bildik konular yazacağıma böyle konular ile uğraşıyorum; “hadi canım sende” diyenleri duyar gibi oluyorum… Güven 
Kamera; Güven Üç Şerefeli Cami Restorasyonu
Restorasyonun büyük çoğunluğu tamamlanmış.
Bir çok ilkin denendiği bu muhteşem eserin son
düzenlemeleri bu nazik hanımlar tarafından yapılıyor.
Kolay gele hanımlar.
Enerji üreten beyin, ait olduğu elleri sanata, hizmete
dönüştürüyorsa; doğal bir mutluluk, tatmin olma
elde ediyor gibi...
Kamera; Güven 3 Şerefeli Cami iç havlusuna-1443
girer girmez, değişik bir mekana adım
attığınızı anlıyorsunuz. Ve sizi bekleyen
muhteşem abide; inanılmaz bir gösteri
yapıyor.
II.Murat, başkent Edirne şehrine
kazandırdığı muhteşem bir eser.
Edirne Selimiye Camii ile ne kadar
övünüyorsa, 3 Şerefeli Camii ile de o kadar
üvünmeli derim...

Kamera Güven 3 Şerefeli Camii - EDİRNE
Başkent olmuş diyarların muhteşem eseri
dış havlu-iç havlu da ayrı bir gösteri yaparken;
içeride ayrı bir masalımsı gösteri sunuyor.
Kubbesinde orijinal kalem işleri kendi
paha biçilmezliğini çoktan oluşturmuş bile.
Bir zamanlar Yurt Dışında yaşamış şimdi emekliliğin tadını çıkaran dostumun özel bir anlatımı olmuştu bana. Bizim alışık olmadığımız anlatımı dinlerken sessizliğin nefessizliğini hissetmiştim.
Konu: Realite
Realitenin ülkeden ülkeye,insandan insana nasıl değiştiğinin bir göstergesi bu hikaye. Bu zamana kadar o kadar Amerikan filmi izlemişim ki bu gerçek hikayeye hiç hiiiiiiii! diyemedim :)))
*************
Gerçekten de öyle. Realite, kültürden kültüre geçiş yapıyor. Kimi soylu bir
hal alırken, kimi soysuz bir batış yaşıyor. İnsan, mantığını duygular ile
armanlayamamış olmanın, inanılmaz kayıplarını nesilden nesile aktarılıyor...
Halbu ki, iyi ve kötü sanat ile, ilim ile donatılsa; ahlak anlayışı yüksek bir yükselti
içinde her gün ayak altına alınmaktan kurtulacaktır...
Düzenleyen BARIS59 gün: 2/11/2009 saat: 17:33
Bağlantı »
Konu: ))))))))))
hadi canim sendeee))))
***************
:))
Düzenleyen BARIS59 gün: 15/10/2009 saat: 09:51
Bağlantı »
Konu: size de selamlar
Barış bey size de selamlar, yazı gerçek mi? Böyle bir şeyi insanın aklı almıyor, şaka gibi:))))neyse gerçekse de alan razı, veren razı, bizlere bir söz düşmez:)
selamlar
***********
Evet efendim gerçeğin ta kendisi :)) Belirli gelenek ve ahlak yapısanı göre
büyümüş bizler için "gerçek dışı" gibi...
Aklın yolunu kullanma sahasına süren insan; şaşırtmaya devam ediyor :))
Saygılarımla
Düzenleyen BARIS59 gün: 30/9/2009 saat: 08:44
Bağlantı »