body oncontextmenu="return false" onselectstart="return false" ondragstart="return false"> GÜN BATIMI - BARIŞ'TAN SELAM OLA,SELAM - Blogcu



« Önceki | Sonraki »

15/9/2008

GÜN BATIMI

ASSOS

Kamera; Barıs  2008   Athena Tapınağı

                  Bir gün daha kendi yazılımını ve kendi
            sürprizlerini geride bırakıp, başka güne doğru
            doğuyor...

ASSOS

Kamera; Barıs 2008  Athena Tapınağı

               Takıntıların, öğrenimer ve içsel güzellikler
          ile yoğrulduğu an: "bizim" yazılımımızın başladığı
          harika ve tarafsız bir an dır...

              Tanrı, iyi ve kötü diye ayırt etmiyordur bence!
         İyi ve kötünün seçenekler içinde, ve dünya tepsisinde
         bize sunulumu gerçekleşiyordur.

             Sunulumun kabulü: bazen ince bir "nezaket"
        bazen de, nasırlı bir kabalık ile...
ASSOS

Kamera; Barıs 2008  Athena - Assos

              Tanrıça Athena'nın dinlenmeye çekildiği
          dinginliğin günümüzün Tarıçalarına emanet
          edildiği büyülü tepe-tapınak

             Bakış, kör olan canlıya, görme içgüdüsünün
         resmini çiziyor.Görme derinsel bir yaşamın bize
         inanılmaz bir zenginlik içinde sunulduğunu
         söylüyor...

ASSOS

Kamera; Barıs  2008  Athena 

              Gösterim kendi cazibesini gösterisiye 
          sunuyor. Alkış, insandan çok, doğal olan
          doğadan geliyor...



GÜN BATIMI

 

  Adam, kadına seslendi; “bu kumsalda bu ellere sarılmış olarak, sonsuza kadar yürüye bilirim.”

  Kadın, adama ses verdi; “ bende, hey sevgili, bende sonlu görünen sonsuzu hayal edebilir ve o hayalin peşine takıla bilirim. İşte ispatı değil midir bunun! Bak, önceleri hayaldik, şimdi hayalin gerçeği olduk. Ellerimiz birbiri içinde ve kalplerimizin atışı birbirine karışıyor. Soluğunu, benim soluğum ile besliyorum.”

 

  Sessizlik, doğanın ilk hali gibiydi. Büyük patlayışların ve yer değiştirişlerinin dinginliği yeryüzüne hayatı aşılıyordu. Işınların ve yağışların taşkınlığı, göğün kükremesi baş döndürücü bir zaman içinde akıp gitmiş: korkunç bir sessizlik hâkim olmuştu.

 

  Adam, sessizliğin içinden gelen ayak seslerini, kum ile temas eden parmaklarını hiçbir kurala bağlı olmadan yürütüyordu. Deniz sisli bir gösterişin en uysal zamanını yaşıyordu. Balıkların çeşitliliği, rüya âlemi gibiydi! Az ötede, sürüsüne önderlik eden haylaz Yunus korkusuzca yüzüyordu. Sanki doğanın, doğal kavgası sona ermiş, kıyametin barış öncesi sessizliği yaşanıyordu. Bu sessiz bir filmin çekim alanı olmalıydı!

 

  Kadın, “ şimdi bu anda mutluluktan başım dönüyor ama yağmur yağmasını ve ıslanarak yürümek isterdim.” der demez, hiç yağmayacak gibi görünen uzak bulutlar: yakın alanın en gerçek olan yağışın yapıyorlardı. Yağmur damlalarının bedene dokunuşu, nezaketin en duyarlılığı içinde değiyordu. Sessiz bir ıslanmanın saçlara düşen akışkanlığı, bir süre sonra ikisinin de yüzünden süzülüyordu.

 

  Adam, çöl kuraklılığının bağrı yanık susamışlığını koşar gibi, kadının saçlarından yüzüne düşen damlaları tek tek içmeye başladı. Pınarların suyundan daha tatlı olmalı ki, bebeğin açıkmış iştahı ile emiyordu damlacıkları.

 

  Kadın, erkeğin yaptıklarını bire bir tekrarlarcasına aynı gösterimi yaptı. Önce adamı yere çöktürdü ve sonra, kendi de çöktü. Ellerini adamın elleri ile birleştirip, susuzluğunu adamın yüzünden akan, yağmur damlaları ile giderdi. Nasıl bir arzunun çekimi böyle bir isteği uyandırıyordu nasıl?

 

  Adam, bu kadar yağmur yeter dedi. Büyük bir minnet bakışı ile yukarılara baktı. Sanki bakış, bulutları delmiş, baskın olan atmosferi geçip, ışın hızı ile gitmişti. Ve adamın bakışından sonra yağmur kesildi. Sanki doğa, iki canlı için vardı. İki canlıya eşlik eden diğer canlılar hep ordaydı ama sessizliğin rolü içinde, onlara gelmesi gereken sırayı bekliyor olmalıydılar.

 

  Gün batmak üzereydi. Yürüdükleri tepe hızla büyüyor, onlara doğru kucak açmışçasına bakıyordu. Adam ve Kadın yalın ayak yürüyorlardı, gün batımına doğru. Yağmurun ıslaklığı hiç olmamışçasına buhar olup, yükselmişti. Gün batımına doğru yürüyorlardı el ele. Yolun yarısına gelmişlerdi ki durdular. Onları bekleyen çadırlarına arkasını döndüler ve denize doğru baktılar. Adamın sol eli, kadının sağ eli ile birlikte havaya kalktı. Adamın boşta kalan sağ eli ve kadının boşta kalan sol eli avuç içleri açılmış olarak törensel bir selam verdiler. Selam denize mi, denizde yüzen Yunuslara mı, yoksa aşağılarda koşuşan ceylanlara mıydı?

Yoksa hepsine miydi?

 

  Keçi kılından yapılmış çadırlarına iyice yaklaştılar. Bir dişi ve bir erkek köpek, hoş geldin selamı verdi. Sadece göğsünde beyaz bir leke olan siyah kedi köpeklerin dostça bakışları arasından ses verdi. Çadırın güneye bakan ağzının sağ köşesinde 58 adet çınar ağacı sıralanıyordu. Her biri arasında 12 metre aralık vardı. Toplam uzunlukları 696 metreydi. Hemen sol köşede, 33 adet köknar ağacı güneye doğru inanılmaz bir doğrulukta yol alıyordu. Onların arasında 1 8 metre aralıklar vardı. Toplam uzunlukları 594 metreyi buluyordu. Ve çadırın kuzey yanında kaynayan suyun,taşlar ile örülmüş çeşmesi vardı. Hiç durmadan, hafif bir şırıltı çıkaran su akıyordu, batıdan doğuya doğru.

 

  Kadın adama sarıldı ve onu öptü. Çok hafif bir öpüştü bu. Kadifeleşmiş dudakların, arınmış bir beden ile beslenmiş olmasının hafif sıcaklığındaydı. Her iki bedenin dünyevi kirlerden arınmışlığı tamamlanmış ve onlara vaat edilen yaşam, onların kucağına bırakılmıştı. Doğa onlar için vardı, onlar da DOĞA için… 

 

  Özenerek hazırlanmış Türkmen çadırlarına girdiler. Çadırın üzerini kaplayan desenler ve renk baş döndürücü bir anlatımın ötesindeydi. Şekillerin kavisleri, birbiri ile uyumlulukları oraya ait ve o yaşamı destekler bir şekilde planlanmıştı.

 

  Çeşitli otların, çiçeklerin ortak aromalarının cazibeli kokusunu saçan çadırdan olan yuvaları geceye hazırlanıyordu.
 
  Adam Feneri, kadın da, lambayı yaktı. Kadın lambayı, çadırın ana direğine astı.

  Adam ise feneri dışarıya en başta ki çınar ağacının dalına astı. Birazdan
yükselen ay, denize ağırdan ağıra yayılırken, adamın fenerinin ışığı, ay’ın ışığı ile birleşti.

  Tıpkı kadın ile adamın birleşimleri gibi…  

 


                                                                                              BARIS
06 Eylül 2008

 

 


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

4 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: askinay | Tarih: 2008-12-20 10:38:15
    Konu: Iyigünler
    Resimleriniz ve yazilariniz cok güzel ve en son okudugum yazida mükemmeldi, Allah sevdiklerinizden ayirmasin,Huzurlu,Mutlu ve Umutlu,Saglikli ve Sihhatli, Sevgili ve Saygili bir hayat gecirmeniz dilegiyle,....

    **********
    Bu güzel dileklere katılıp kabul eyliyorum efendim.:)) Aynı dileklerimi
    tüm insanlığa üflüyorum ben.

    Saygılarla

    Düzenleyen BARIS59 gün: 20/12/2008 saat: 10:50

    Bağlantı »

  2. Yazan: isimsiz | Tarih: 2008-09-22 20:59:12
    Konu: ...
    :))

    Gülümsedim şimdi...
    Ağustos ayında Küçükkuyu, Altınoluk, Kaz Dağları ve Assos'taydım...
    Athena tapınağında güneşi batırdım, sizin orda olduğunuz taih neydi bilemiyorum ama ilginç geldi...

    Carolina

    ************
    İnanılmaz güzel bir tesadüf...

    28 Haziran Assos Temmuz'un ikinci haftası da, Altınoluk ve Kaz dağları
    ziyaretinde bulundum.
    Demek, güzel ve güçlü ve bilge Athena'nın mabedinde bulundunuz ve güneşi
    batırdınız.Tanrı bilir, o güzel küçük köy içinden geçerken, baharat ta almışsındır
    eli kınalı köy kadınlarından.Yine Tanrı bilir ki, şarabından da yudumlamıştır sın
    güneşi: diğer doğuşlara yollarken selamlarında...

    Selamlar Carolina


    Düzenleyen BARIS59 gün: 23/9/2008 saat: 14:54

    Bağlantı »

  3. Yazan: arzu55 | Tarih: 2008-09-15 23:50:32
    Konu: Selamlar
    Gün batımlar birer harika ,çok güzel çekilmiş. Siz makale demişsiniz ama ben öykü diyorum; doga ve insan sevgide çok güzel buluşmuş.onu yaşayabilenlere ne mutlu. Elinize yüreğinize sağlık.Selam ve sevgiler.

    *********

    Sanırım doğa, insanlara harika bir yardımı sunuyor.Burada çok net ve çok
    somut yardımlar var. İstenince yağmur yağması gibi,durması gibi!

    Bazen gaddar, bazen haylaz, bazen umursamaz görünen doğa: hep doğurgan,
    hep yardım sever olmadı mı? Elbette. Ama günlük ve derhal ve keyfi ve ticari
    erişimlerimize göre düşündüğümüz zaman: doğa bazen : alçak ve gaddar oluyor..

    Halbuki doğa: şefkatli ve merhametli ve sürekli yaşam üretiyor,sürekli...

    Sevgi ve Saygılar

    Düzenleyen BARIS59 gün: 16/9/2008 saat: 08:42

    Bağlantı »

  4. Yazan: antartika | Tarih: 2008-09-15 13:33:39
    Konu: öykü
    ne kadar ilgi çekici bir öykü, iki sevgilinin yağmurda ıslanışları bölümü çok hoştu, elinize sağlık...bu arada unutmadan güzel yeni bir hafta dilerim..sağlıcakla kalın

    ********

    Bu sevgililere ben de şaştım. Doğa onlar için , onlar da doğa için var olmuşlar!

    Korkunç yayılmacı ve kirletici üstünlüklerimize rağmen hâlâ yaşanacak tepeler,
    koylar ve de bozulmamış duygular var diyorum... Tam manası ile yok olduğu an:
    insanlık beklenen kadersel değişimin masalımsı gerçeğine ulaşacak gibi!

    Sevgilerimle efendim

    Düzenleyen BARIS59 gün: 16/9/2008 saat: 08:45

    Bağlantı »