EN BÜYÜK ESNAF BİZİM ESNAF

ALSANCAK-İZMİR

KAMERA; GÜVEN     ALSANCAK-İZMİR

                       Yaşil ve mavi; İzmir'in yaşam felsefesine ne
                kadar yakın değil mi dostlarım. Huzurlu bir
                özgürlük isteyen İzmir Halkı; Her devrin kurnaz
                yöneticilerine "aklın yolu birdir" sözünü hatırlatırlar...



YER İLE GÖK ARASI

KAMERA; GÜVEN        ALSANCAK - İZMİR

                       Anıtın görselliği gün batarken; daha bir,
            gizemli-görkemli hale dünüşüyor.

GELİN ODASI -İZMİR

KAMERA; GÜVEN      ETNOGRAFYA MÜZESİ-İZMİR

                                                GELİN ODASI

                     Burçin Enis Kipman Hanım tarafından hediye
               edilmiş; 19.yy başları gelin odası.

                          Şu çocukların haline bakarmısınz lütfen;
               ne kadar mahcuplar; sanki biz bir şey yapmayacağız
               der gibiler. :)) Rahat ve huzurlu olun çocuklar;
               yapacağınız şey; insana sunulan en güzel geçişlerden
               birisitir. Sizlerin mahcup zamanlarında o iş; çok daha
               özel ve güzeldi, samimiydi...


İZMİR ARKEOLOJİ MÜZESİ ANTİK ÇAĞ SPORCU

KAMERA; GÜVEN   ARKELOJİ MÜZESİ-İZMİR

                               ANTİK ÇAĞ SPORCUSU

           Bir dirhem yağ yok. Sporun harika anlatımı;
         usta ellerin can vermesi ile olur.

           Sanat; sanatçının soylu ellerine, düşünce
         gücüne çok şey borçlu...










EN BÜYÜK ESNAF BİZİM ESNAF

 



 
Esnaflığı ve esnafı severim. Hayata ilk adım attığım yıllarda tanıdım esnaflığın kendine has kokusunu. Küçük bir yurt kantiniydi başımı soktuğum yer. Geceleri açardım, çikolata kokulu küçük işyerini. Kitaplar okurdum öğrencilerin etüt zamanı. Ben de öğrenimin öğrencisiydim, aynı zamanda para ve hayatı kazanırken…

 

  Esnafın sermayesi küçüktür, ama ümitleri büyük. Esnafın rakipleri çok büyüktür, ama onun kalbi büyük… Gelişen dünya ile birlikte dönüşüme girmiş esnaflık; birer birer tarihi oluyorlar. Okuyacağımız kitaplarda, göreceğimiz filmlerde hatırlayacağız; esnafın güler yüzlü komşu sohbetlerini.

 

  Esnaflığın çıraklığını, kalfalığını, ustalığını yapmış bendeniz; bu yüzden esnafa karşı tahammülü zorlar, peşin hüküm vermeden yaklaşırım. Bazen gözünden anlarım, esnaflığın gözünü çıkarmış kişiyi. Bazen de elini ayağını öpmek isterim, esnaflığın hakkını veren insanın…

 

  Gün içinde eve gidip-gelirken alışıla gelmiş rotamın üstünde onlarca esnaf dükkânın arasından geçiyorum. Kimine tanıdık selamlar, kimine meraklı bakışlar yapıyorum. Kendi muhitimde dolaştığım bir gün; günlük yürüyüşüm ve hafif sporum için eşofman almak istedim. Orta halli bir şey olmasını düşündüm. Ne çok pahalı, ne çok ucuz.

 

  Küçük esnaf dükkânları arasında dolanırken, rastladım o küçük adama. Konuşkan ve davetkâr esnaf sıcaklığı içinde buyur etti dükkânına. Tek tek çıkardı eşofmanları. Daha üzerime giymeden, bana yakıştıklarını, çok ucuz ve kalite olduğunu ifade etti. Konuşmasına ara vermiyordu. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji ile mallarını tanıtıyordu. Bu işyerine girip, mal almadan çıkan çok az insan olur. Küçük adamın işyeri de küçüktü. Ama uyguladığı esnaf taktiği; oldukça büyük…

 

  Böyle esnaf için nasıl derler; “çenesi oldukça kuvvetli.” Maşallah yani…

 

  O gün tanıştığım ve dükkânına girdiğim esnafın bana oldukça yakıştırdığı, beni çok genç gösterdiği eşofmanı genç bir acemi gibi aldım. Aslında gönlüme yatmadı, ama niye yatmadı o zaman anlayamadım. Büyük bir para ödememiş olmam en büyük tesellimdi.

 

  Çenesi oldukça sağlam olan esnaftan aldığım eşofmanı bir gün sonra günlük yürüyüşümde denedim. O da ne! Esnafın anlata anlata bitiremediği, değerli ve kaliteli eşofmanı içinde doğru dürüst spor yapamadım. İçinde bulunan astarı toplanıyor, büzülüyor, küçük esnafın sıkıştırması gibi sıkıştırıyor insanı. Bedenim isyan etmek istedi. Ve ben bir kez daha gönül işi alış-veriş yapmamanın kurbanı olmuştum.

Aynı kurbanlık hayvanlar gibi baktım boşluğa; öylesine…

 

   Büyük para ödememiş olmanın morali ile ilk ve son kez giydiğim eşofmanı giyilmeyecek eşya yığınları içine kaldırdım. O eşofman o yığınların içinde durduğu sürece; küçük esnafın sağlam çenesini hatırlattığı gibi; benim esnafa karşı olan pasif karakterimi de hatırlatacaktı. Astarı büzülen, rahat etmemi engelleyen eşofmanı bir an önce yok etmeliyim. Atmaya kıyamam. Müsrifliği hiç sevmem. Amortismanı bitmemiş eşyalara; hadi canım sende diyemem; asla diyemem…

 

  Sonunda orta yolu buldum. Yakınım olan ve benim bedenime yakın olan bir akrabaya verdim o güzel ve kaliteli sandığım eşofmanları. İnşallah giydikçe bana dua yerine küfürler etmez. İnşallah içinde bulunan astarı toplandıkça, büzüldükçe, beni hatırlayarak büzülmenin acısını hokkalı laflalar ile desteklemez…

 

  Eşofman kazasından sonra, her gün yakınından geçtiğim küçük adamın dükkânına doğru bakmadım. Hatta onunla göz göze gelirim diye, onun bölgesine girer girmez; başımı ters yöne çevirerek geçtim. Günler, geceleri izledi ve aylar geçti. Eşofman kazası tatlı bir anı gibi unutulmuşlar deposuna kaldırıldı. Ama unutulmayan bir tek şey vardı, küçük ve çenesi sağlam esnaf; beni unutmamıştı. Bir gün yine onun muhitinden geçerken, arkamdan seslendi. Tanrım! Oydu…

 

  Seslenişini duymuyormuş gibi yapsam, çok yakında. Yok, kardeşim benim acelem var deyip yürüyüp gitsem; her gün oradan geçiyorum; eninde sonunda yakayı ele vereceğim. Cesaretimi ve soğukkanlılığımı toplayarak döndüm.

 

  “Buyur” dedim. “Bir dakikanı bana ayırır, işyerine kadar gelir misin.” dedi. Yaklaşık sekiz merdivenle inilen işyerine gittim. Küçük esnafın bol olan kredisi, bir kez daha gidişatı belli olmayan yerin yörüngesine doğru ilerledim. Dükkân aylar öncesinin aynısıydı. Esnafta aylar öncesinin aynı; çenesi kuvvetli esnafıydı. Daha adım atar atmaz;

 

  “Bu tişörtten elimde bir tane kaldı. Sana yakışacağını düşündüm. O yüzden seni çağırdım. Çok kaliteli bir tişört! Sana aldığım fiyattan vereceğim. Zaten bir tane kaldı.” Tanrım, bu esnaf hiç yorulmaz mı? Öylede güzel anlatıyor, allayıp pulluyor ki; boyundan çök öte…

 

  Doğrusu beni düşünmesi, bana yakıştırması ve kaliteli bir ürünü aldığı fiyata sunuyor olmazı; gururumu okşadı. Gururun okşanmasını bilirsiniz; hoştur, güzeldir ve sizi yokuş aşağıya doğru getirir.

 

   “Peki, alalım.” dedim. Esnaf oldukça mutlu! Sanırım satmış olduğu astarı büzüşen eşofmanın diyetini ödemek istedi. Bana ucuza verdi. Üstelikte bana çok yakışacağını, beni çok genç göstereceğini söyledi.

 

  Tişörtü alıp eve geldim. Bu işlerden iyi anlayan Hamide hanıma ; “bak çok ucuza ve kaliteli bir tişört aldım.” der demez; Hamide hanım güldü. “ Niye gülüyorsunuz” dedim.

 

 “Senin ucuza ve kaliteli dediğin tişörtün aynısı pazarda var. Hem de üç paraya.” demez mi?

 

  İşte o an yine kaynar sular aktı başımdan aşağıya doğru. Bendeniz yine küçük esnafın küçük boyunun büyük oyununa gelmiştim. Harika bir tanıtma, onurlandırma söylevinden sonra; pazarda bulunan tişörtü bana üç katına satmıştı.

 



 
Helal olsun küçük esnafımın büyük düşünen, büyük taktiğine. Ben ki, kurnazlığı yaşam biçimi saymayan, ama enayiliğe de kabullenemeyen bir adam olarak; artık o esnafın muhitinden geçmiyorum. Ne olur ne olmaz…

 

                                                                                                                                               GÜVEN

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !