20/8/2009
EN BÜYÜK ESNAF BİZİM ESNAF
EN BÜYÜK ESNAF BİZİM ESNAF Esnafın sermayesi küçüktür, ama ümitleri büyük. Esnafın rakipleri çok büyüktür, ama onun kalbi büyük… Gelişen dünya ile birlikte dönüşüme girmiş esnaflık; birer birer tarihi oluyorlar. Okuyacağımız kitaplarda, göreceğimiz filmlerde hatırlayacağız; esnafın güler yüzlü komşu sohbetlerini. Esnaflığın çıraklığını, kalfalığını, ustalığını yapmış bendeniz; bu yüzden esnafa karşı tahammülü zorlar, peşin hüküm vermeden yaklaşırım. Bazen gözünden anlarım, esnaflığın gözünü çıkarmış kişiyi. Bazen de elini ayağını öpmek isterim, esnaflığın hakkını veren insanın… Gün içinde eve gidip-gelirken alışıla gelmiş rotamın üstünde onlarca esnaf dükkânın arasından geçiyorum. Kimine tanıdık selamlar, kimine meraklı bakışlar yapıyorum. Kendi muhitimde dolaştığım bir gün; günlük yürüyüşüm ve hafif sporum için eşofman almak istedim. Orta halli bir şey olmasını düşündüm. Ne çok pahalı, ne çok ucuz. Küçük esnaf dükkânları arasında dolanırken, rastladım o küçük adama. Konuşkan ve davetkâr esnaf sıcaklığı içinde buyur etti dükkânına. Tek tek çıkardı eşofmanları. Daha üzerime giymeden, bana yakıştıklarını, çok ucuz ve kalite olduğunu ifade etti. Konuşmasına ara vermiyordu. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji ile mallarını tanıtıyordu. Bu işyerine girip, mal almadan çıkan çok az insan olur. Küçük adamın işyeri de küçüktü. Ama uyguladığı esnaf taktiği; oldukça büyük… Böyle esnaf için nasıl derler; “çenesi oldukça kuvvetli.” Maşallah yani… O gün tanıştığım ve dükkânına girdiğim esnafın bana oldukça yakıştırdığı, beni çok genç gösterdiği eşofmanı genç bir acemi gibi aldım. Aslında gönlüme yatmadı, ama niye yatmadı o zaman anlayamadım. Büyük bir para ödememiş olmam en büyük tesellimdi. Çenesi oldukça sağlam olan esnaftan aldığım eşofmanı bir gün sonra günlük yürüyüşümde denedim. O da ne! Esnafın anlata anlata bitiremediği, değerli ve kaliteli eşofmanı içinde doğru dürüst spor yapamadım. İçinde bulunan astarı toplanıyor, büzülüyor, küçük esnafın sıkıştırması gibi sıkıştırıyor insanı. Bedenim isyan etmek istedi. Ve ben bir kez daha gönül işi alış-veriş yapmamanın kurbanı olmuştum. Büyük para ödememiş olmanın morali ile ilk ve son kez giydiğim eşofmanı giyilmeyecek eşya yığınları içine kaldırdım. O eşofman o yığınların içinde durduğu sürece; küçük esnafın sağlam çenesini hatırlattığı gibi; benim esnafa karşı olan pasif karakterimi de hatırlatacaktı. Astarı büzülen, rahat etmemi engelleyen eşofmanı bir an önce yok etmeliyim. Atmaya kıyamam. Müsrifliği hiç sevmem. Amortismanı bitmemiş eşyalara; hadi canım sende diyemem; asla diyemem… Sonunda orta yolu buldum. Yakınım olan ve benim bedenime yakın olan bir akrabaya verdim o güzel ve kaliteli sandığım eşofmanları. İnşallah giydikçe bana dua yerine küfürler etmez. İnşallah içinde bulunan astarı toplandıkça, büzüldükçe, beni hatırlayarak büzülmenin acısını hokkalı laflalar ile desteklemez… Eşofman kazasından sonra, her gün yakınından geçtiğim küçük adamın dükkânına doğru bakmadım. Hatta onunla göz göze gelirim diye, onun bölgesine girer girmez; başımı ters yöne çevirerek geçtim. Günler, geceleri izledi ve aylar geçti. Eşofman kazası tatlı bir anı gibi unutulmuşlar deposuna kaldırıldı. Ama unutulmayan bir tek şey vardı, küçük ve çenesi sağlam esnaf; beni unutmamıştı. Bir gün yine onun muhitinden geçerken, arkamdan seslendi. Tanrım! Oydu… Seslenişini duymuyormuş gibi yapsam, çok yakında. Yok, kardeşim benim acelem var deyip yürüyüp gitsem; her gün oradan geçiyorum; eninde sonunda yakayı ele vereceğim. Cesaretimi ve soğukkanlılığımı toplayarak döndüm. “Buyur” dedim. “Bir dakikanı bana ayırır, işyerine kadar gelir misin.” dedi. Yaklaşık sekiz merdivenle inilen işyerine gittim. Küçük esnafın bol olan kredisi, bir kez daha gidişatı belli olmayan yerin yörüngesine doğru ilerledim. Dükkân aylar öncesinin aynısıydı. Esnafta aylar öncesinin aynı; çenesi kuvvetli esnafıydı. Daha adım atar atmaz; “Bu tişörtten elimde bir tane kaldı. Sana yakışacağını düşündüm. O yüzden seni çağırdım. Çok kaliteli bir tişört! Sana aldığım fiyattan vereceğim. Zaten bir tane kaldı.” Tanrım, bu esnaf hiç yorulmaz mı? Öylede güzel anlatıyor, allayıp pulluyor ki; boyundan çök öte… Doğrusu beni düşünmesi, bana yakıştırması ve kaliteli bir ürünü aldığı fiyata sunuyor olmazı; gururumu okşadı. Gururun okşanmasını bilirsiniz; hoştur, güzeldir ve sizi yokuş aşağıya doğru getirir. “Peki, alalım.” dedim. Esnaf oldukça mutlu! Sanırım satmış olduğu astarı büzüşen eşofmanın diyetini ödemek istedi. Bana ucuza verdi. Üstelikte bana çok yakışacağını, beni çok genç göstereceğini söyledi. Tişörtü alıp eve geldim. Bu işlerden iyi anlayan Hamide hanıma ; “bak çok ucuza ve kaliteli bir tişört aldım.” der demez; Hamide hanım güldü. “ Niye gülüyorsunuz” dedim. “Senin ucuza ve kaliteli dediğin tişörtün aynısı pazarda var. Hem de üç paraya.” demez mi? İşte o an yine kaynar sular aktı başımdan aşağıya doğru. Bendeniz yine küçük esnafın küçük boyunun büyük oyununa gelmiştim. Harika bir tanıtma, onurlandırma söylevinden sonra; pazarda bulunan tişörtü bana üç katına satmıştı. GÜVEN 
KAMERA; GÜVEN ALSANCAK-İZMİR
Yaşil ve mavi; İzmir'in yaşam felsefesine ne
kadar yakın değil mi dostlarım. Huzurlu bir
özgürlük isteyen İzmir Halkı; Her devrin kurnaz
yöneticilerine "aklın yolu birdir" sözünü hatırlatırlar...
KAMERA; GÜVEN ALSANCAK - İZMİR
Anıtın görselliği gün batarken; daha bir,
gizemli-görkemli hale dünüşüyor. 
KAMERA; GÜVEN ETNOGRAFYA MÜZESİ-İZMİR
GELİN ODASI
Burçin Enis Kipman Hanım tarafından hediye
edilmiş; 19.yy başları gelin odası.
Şu çocukların haline bakarmısınz lütfen;
ne kadar mahcuplar; sanki biz bir şey yapmayacağız
der gibiler. :)) Rahat ve huzurlu olun çocuklar;
yapacağınız şey; insana sunulan en güzel geçişlerden
birisitir. Sizlerin mahcup zamanlarında o iş; çok daha
özel ve güzeldi, samimiydi...
KAMERA; GÜVEN ARKELOJİ MÜZESİ-İZMİR
ANTİK ÇAĞ SPORCUSU
Bir dirhem yağ yok. Sporun harika anlatımı;
usta ellerin can vermesi ile olur.
Sanat; sanatçının soylu ellerine, düşünce
gücüne çok şey borçlu...
Esnaflığı ve esnafı severim. Hayata ilk adım attığım yıllarda tanıdım esnaflığın kendine has kokusunu. Küçük bir yurt kantiniydi başımı soktuğum yer. Geceleri açardım, çikolata kokulu küçük işyerini. Kitaplar okurdum öğrencilerin etüt zamanı. Ben de öğrenimin öğrencisiydim, aynı zamanda para ve hayatı kazanırken…
Aynı kurbanlık hayvanlar gibi baktım boşluğa; öylesine…
Helal olsun küçük esnafımın büyük düşünen, büyük taktiğine. Ben ki, kurnazlığı yaşam biçimi saymayan, ama enayiliğe de kabullenemeyen bir adam olarak; artık o esnafın muhitinden geçmiyorum. Ne olur ne olmaz…
Konu: İzmir
Aman ne güzel! İzmir görüntülerini görünce dayanamadım; hemen yorum yazmak geldi içimden. "Huzurlu bir özgürlük isteyen İzmir halkı" demişsiniz, bir de "yeşille mavi birarada, İzmir'in yaşam felsefesine uygun" diye bir tanımlama yapmışsınız. Katılmamak mümkün değil. İstanbul'dan kopmak sizin için ne kadar güç ise İzmir'den kopmak da bizim için aynen öyle. Büyülü bir yer sanki burası, tarifi imkansız. (Ziyaretinize teşekkürler ve izninizle bloğunuzu ekledim.)
**********
Sizin mayada gazetecilik var.:)) Çok dikkatlisiniz. İzmir'i İzmirli olmadan
kokladım,yaşadım ve sevdim ben...
Ama vazgeçilmezim, aşkım İstanbludur .))
Saygılarımla
Düzenleyen BARIS59 gün: 5/9/2009 saat: 17:18
Bağlantı »
Konu: Bir de iyi esnafı yazmanızı bekliyorum.
İyiler mutlaka kazanır.
Kendim de şimdi esnafım, fakat yukarıda anlatılan hadisenin tam tersi esnaflar vardır.
Hem de çoktur.
Onları bulmanızı ve anlatmanızı dört gözle bekliyorum..
Mesela mahallenizdeki bakkal Amca.
Karşı Mahalledeki Kuruyemişçi.
Unutulan para cüzdanını polise teslim eden taksi şoförü.
Her diktiği elbise ile hünerlerini sergileyen Terzi Amca..
Devamlı olarak güzelliğimizi emrine verdiğimiz, berberimiz..
daha niceleri..
Barış Bey kardeşim.
Yukarıdaki yazıyı tekzip edecek, güzel bir hikaye bekliyorum. Esnaflar adına bekliyorum.
Benim de zeytinci dükkanım var Gebze'de..
Sadece zeytin, zeyinyağ satıyorum.
Kimsenin hakkını yememek uğruna, kalbim küt küt atıyor.
Benden çok iyi,
çok jentilmen ve hiçkimseyi aldatmayan milyonlarca esnaf var.
***********
Elbette iyi esnaf, iyi insan çoğunlukta bu diyarlarda. Zaten yazım; iyi ve kötünün
ayrıştırıldığı bir yazı da değildir. Biraz espiri katarak, fotoğrafın bu yönünü
işledim. Yazımın içinde(başında) küçük esnaflıktan geldiğimi ve küçük esnafın
benim üzerimde ki büyük kredisini de anlattım.
Yazı yazdığım yerel gazetede çıkan yazılarımın bir çoğu iyi ve erdemli esnafın
üzerinedir. Zaten iyiler; ben iyiyim deme lüksüne, rekmamına da ihtiyaç
duymazlar. Müşteri görmesi gerekeni görürse; onlarca kötü de olsa; iyi olan
kendi yoluna gider.
Hassasiyetinize teşekkürü borç bilirim. Küçük esnafın geneline karşı asla ama
asla farklı duygular içinde değilim. Ben yazılarımda o anın fotoğrafını çekiyorum;
tüm yaptığım budur.
Saygılarımla
Düzenleyen BARIS59 gün: 30/8/2009 saat: 18:01
Bağlantı »
Konu: Selam Ola
Atalarımız çok güzel söylemişler (Bazılarını bugün çelişkili bulsak da)" aynı derede iki kere yıkanılmaz"Nasıl yapabildiniz memnun kalmadığınız alışverişten bir kez daha.Küçük esnafın yaşatılması duygusu olmalı.Çok iyileri de var, dostca selam veremeden geçemediklerimiz.Güzel bir yazı elinize sağlık.Selam ve sevgiler.
**********
Evet sevgili dost; küçük ensanfı yaşatma isteği hâla devam ediyor ama; o
yaşamının kendi elinde olduğunun farkına bile varamıyor... Evet büyük ve
çılgın marketçilik, alış-veriş mağazaları küçüğün korkulu rüyasıdır. Ama küçüğün
de kendine has, özellikleri vardır; bunu farkeden esnaf; yoluna devam ediyor;
küçük-mutlu kurnazılakların ipine sarılmadan.
Saygılar efendim
Düzenleyen BARIS59 gün: 24/8/2009 saat: 08:43
Bağlantı »
Konu: Küçük Kurnaz
Bu küçük kurnazlıklar değil mi yıllarca turistleri çarşıya çıktığına pişman eden.
Selamlar
***************
Soylu ve eğitimli olmak çok özel bir yaşam biçimi... Daha yeni; Eminönü altgeçiti
tıklım tıklım insan dolu. Ame esnafın çığırtkanlığı kulakları tırmalıyor.
Sadece bağırıyor; ben esnaf, ben şehirli, ben insan olamam diye...
Düzenleyen BARIS59 gün: 24/8/2009 saat: 08:40
Bağlantı »
Konu: Sabır
İnsana ya sabır dedirtiyor böyle hikayeler. Ama en çok sizin sabrınıza hayran kaldım doğrusu ve az tepki verişinize. Hoş gerçi tepkisizlik de bir tepkidir ya.
Bize mi özgü bu esnaf kültürü bilemiyorum ama o kadar yablışlarla dolu ki...
***********
Ne diyelim efendim. Tabiatın yırtıcıları büyük ve soylu bir degne oluşutururken;
bizim soyguncularımız; soysuz ve lanetli bir dengesizliği oluşturuyorlar...
Saygılarımla
Düzenleyen BARIS59 gün: 22/8/2009 saat: 10:06
Bağlantı »
Konu: benden de selam
Barış bey selamlar, saygılar karşılıklı...
*************
Evet efendim; insan şarj ve deşarj olmalı derim...
Saygılarımla
Düzenleyen BARIS59 gün: 21/8/2009 saat: 09:44
Bağlantı »