23/8/2008
BOĞAZ YALILARI ve EVRENSEL DENGE

Kamera; Barıs 16 Ağustos 2008
İstanbul Boğazı
Her iki kıtayı süsleyen yalıların, bakımlı görüntüleri
özenisi bir bakışın birleşimini yapıyor.
İnsan düşünmeden edemiyor: bizim olan güzel vatanın,
en güzel yerlerinin seyrine "bizim olmayan" uzaklıklardan
baka bilmenin hüzünlü yalnızlığını yaşadım.
Kamera;Barıs Ağustos 2008
Devasa gökdelenlerin,ulvi yüksekliklerine gurur
ile bakarken, küçük ve basit binaların erişilir:
GÖRKEMİNE ne demeli? 
Kamera; Barıs 16 Ağustos 2008
Seyreyledikleri dünyanın geçişi, gündüz bir başka,
gece bir başka olmalı.Tanrı ve Tanrıçalar efsanevi
dönüşlerini, belki de özlem duydukları boğaz için
yenileyecekler...
Kamera; Barıs Yaşlı ve bakımlı yalılar, genç bir kıza
dönüşmüş ve dönüştürülmüş olmanın yüksek gururunu
taşıyorlar.Güneş ve geceyi her daim gören odalar ve
boğaz gezintisinden geri dönen kayıklara, ev sahibi:
yapmayı bekleyen: kayıkhaneler.
Kamera; Barıs Yeniköy Yalıları
Boğaz sakin,yalılar sakin ve sessiz...
Kamera; Barıs
Devasa kol,birleştirici olmanın üstün yanı
ile geçişin,buluşmaların tanıklığını yapıyor.
Teknolojik buluşlar, beden rahatlığını oluştururken,
doğanın muazzam gücünün hızlandırılmış ölümünü
KEYİF ile hazırlıyor... İnanası olmayan keyiflerden!
EVRENSEL DENGE
Yıllar önceki bir çalışmamda ben “pisliği” de sevdim diye yazmıştım. Haklı olarak eleştiride almıştım.
Dünya güneşin dönencesini yaşamaya devam ede dursun: ben de kendi dönencemin tekrarlarını yapmaya devam ediyorum. Bazen “pisliği-pis “ dediğimiz görüntüleri –nesneleri yorumlamaya, algılamaya ve anlamaya çalışıyorum.
Döndüm ve dolaştım yine “pisliğin” yorumlanmasına, anlaşılmasına yöneldim.Acaba diyorum bize hayat veren midemiz şeffaf olsa: içine attığımız bunca besini fokurdarken görsek: fokurdamanın oluşturduğu kusmuğun kokusunu duyumsasak ne hissederdik? Ne kadar “iğrenç ve kötü” bir görüntü ve koku olurdu değil mi?
Bedene hayatın devamını veren, midenin ve o harika yiyeceklerin nasıl bir yoğrulma ve görüntü olduğunun görünmesi pek hoş olmazdı! Çünkü bizler pis olanı sevmiyoruz. Pis olanın gerekli bir değer olduğuna inandırılmamışız! Pisliğinde temiz bir mazisinin olduğunun habercisi hiç olmamışız gibi, kendi kusmuğumuzdan kaçarız, nefret ederiz!
Kulaklarımız radar seviyesinde duysa, gözlerimiz mikroskop görüntülerini algılaya bilseydi: kim bilir neler hissederdik? Duyduğumuz en küçük ses bile bizi çıldırtmaya yeter miydi? Her yerde gördüğümüz bakteriler ve diğer küçük canlılar nasıl bir görüntünün korkutuculuğunu yansıtırdı?
Evrensel Dengenin dengeleyicisi öyle bir hassasiyet kurmuş ki, pisliğin gerekli bir temizlik olduğunun vazgeçilmezi yapmıştır. Her şey algılayacağımız oranda ve ölçüde sunulmuş. Ne bir eksik, ne bir fazla! Şartları ne kadar zorlarsak zorlayalım,anlamlandıracağımız ve keşfedeceğimiz değerler: yaşam ile kuracağımız dengenin belirleyicisi olacaktır.
Bize yaşamı hediye eden gıdaların görev sonunda pisliğe dönüşmesi gerekli bir dengenin “sihir”i olmalı!
Pis bir kusmuğa dönüşmüş gıdaların bulamacı değil midir: enerjiyi veren,sevgiyi, özlemi,üretimi yücelten değil midir?
Her sarıldığımız beden,bir mideye sahip değil midir? Her beden, güzel görünen ve hoş kokan gıdaları pis bir kusmuktan “yaşam sıvısını” çıkarmaz mı?
Nefretlerimize ve kızgınlıklarımıza taşıdığımız söylencelerde; Pis Adam-Pislik-Lağım Gibi Kokuyorsun –Kusmuk Adam dediğimizde acaba görünmeyen bir iltifatımı yapıyoruz?
Yararsız hiçbir canlının ve gıdanın olmadığını düşünürsek: onlardan geriye kalan dışkılara, posalara, kusmuklara “laf söyleme” hakkını bula bilir miyiz? Yüksek bir egonun ukalalığına sığınmış bizler kendi dışkımızdan bile utanç duyup ve korkuyor ve yok sayıyorsak: sadece parfümsel bir hayatın olabilme ütopyasına sarılıyorsak: aynı zamanda kendimizi de “İNKÂR” etmiş sayılmayız mı?
İçimden geçen sese kulak vermem gerekirse; kusmuğa, pisliğe ve dışkıları taşıyan lağım’lara saygı duyup boyun eğmem gerekiyor. Böyle hissediyorum. Yaşamın pislik içinde oluşan kusmuklara ihtiyaç duyduğunun farkında lığına heyecanlı bir titreme ile sarılıyorum.
Hayata sadece akademisyen kafa ile bakan bilgiçlere de sesleniyorum.Yaşamın, yaşamsal sıvısı harika besinlerin “pislik” haline gelmiş kusmuğundan üretiliyor. Bilgiç insanların “ mutluluğu” bilmemiş cahil insanların varlığından “ölçü” alıyor ve değer buluyor!
Ne varlığımızın en üst bilgisine, ne en üst güzelliğine ne de üst zenginliğine “yüksek” değeri kalıcı kılınıyor! Gerçeğin ve yaşamsal devamımızın gereği “ EVRENSEL DENGE” içinde, en pis görüntü ve kokular içinde: temize-güzele yönelmesi, hoş kokulara yönelmesi: büyük sanatçının büyük sunumu-büyük hediyesi-sihirli değişimi olmalı!
Hayatı boyunca yalnızlığı ve yalnız olmayı seçmiş ünlü bir filozofun sözü hayatının
ve kendi inanmış olduğu felsefenin harika bir aynası oluyor;
"Kısa süre sonra kurtların bedenimi yiyeceği düşüncesine dayanabiliyorum, ama
felsefe profösörlerinin benim felsefemi kemirdikleri düşüncesi ürpermeme neden
oluyor."
Schopenhauer böyle söylemiş ve böyle bir hayatın gerçekçiliğini yaşamış.
Kimselere borçlanmadan, kimselerin kuyruğuna takılıp şaklabanlıklar yapmadan...
BARIS
06 Ağustos 2008
Konu: Denge
Neden daha önce söylediğiniz söze eleştiri aldığınızı anlayamadım. Yazdıklarınız o kadar doğru ve gerçekçi ki.. Doğada gerçekten inanılmaz bir denge var ve yazdıklarınız sayesinde belki de yaşamımızı sürdürebiliyoruz. Ve özellikle son yıllarda doğanın dengesi iyice bozulduğundan pek çok hastalığın ya da adını dahi yeni duyduğumuz virüslerin sayısı arttı diye düşünüyorum. Hayatta her canlının ya da cansız varlığın bir işlevi var bence ve hiçbirşey sebepsiz yere bulundukları yerde değiller, hepsinin bir sebebi var değil mi? Ben de sizin gibi saygı duyuyorum hayatımı tamamladıkları için tüm pisliklere...
Sevgiler...
**********
Aynen. Nice kötü denen nesne, olgu başka bir iyiliğin doğması demek!
Saygı ve Sevgiler size.
Düzenleyen BARIS59 gün: 25/10/2008 saat: 13:40
Bağlantı »