30/8/2009
BEYAZ GÖLGE

Kamera; Güven Ağustos 2009 Sular ve Sultan Ahmet
Şehirleri şehir yapan yerlerden birisi de meydanlarıdır.
Yüzlerce medeniyeti ağırlamış dünyamız; acaba hatırda kalan ve
hâla yaşayan kaç meydana ev sahipliği yapıyordur.
Medeniyetlerin sunduğu sayısız eğlence varken; İstanbul'a
göç etmiş insanların kısıtlı olanaklarıyla geldikleri meydanda; iftar
vaktini beklemekteler. Ve meydan göç etmiş, sınırlı olanağı olan
insanlara; koşulsuz kuçak açmış; birazcık teselli olur diye...
Kamera; Güven Ağustos 2009 Dikili Taşlar
Mısır ve Bizans'lı ustalar; taşa beden ve ruhun
enerjisini aktarmışlar ve sanki ölümlü insanın ölümsüzlük
anlayışını test ederler gibi. 3556 yaşında. Dile kolay;
gün; 1.300 kez doğmuş ve batmış; bu taşların dikili
oldukları güzel dünyamızda.
BEYAZ GÖLGE
Beyaz Gölge Amerikan yapımı bir diziydi. 1980 döneminde hepimizin hayatını girdi. Çoğunlukla siyah ve sorunlu öğrencilerden oluşan basketbol takımının beyaz bir koçu vardı. Önceleri profesyonel bir oyuncu olan koç; yani Ken Heward dizinden sakatlanınca, basketbol hayatı sona erer. Bir okul takımına koç olarak getirilir.
1980 li yıllarda dizi ülkemizde oynarken, en seviler dizilerden birisi olmuştur. Eğitici ve öğreticiydi. Heyecan vardı, macera vardı. Yakışıklı koçun, şefkati olması gerekenden öteydi. Sürekli sosyal konuların, spor ile yoğrularak işlenmesi ve iyi bir sonla bitmesi; küçük beden ve beyinlerimizi mutlu ederdi. Çünkü bizler de, öyle olmayı hayal ederdik. Çıkacak her türlü sosyal problemleri çözüp, mutlu sona ulaşmak isterdik…
Sanırım şu an ülkemiz insanlarının büyük çoğunluğunun düşüncesi hep aynı. Yani iyilikten, huzurdan yana… Peki, sadece istemek, umutlanmak yetiyor mu? Elbette yetmiyor. Ve dizideki koç gibi bir insan; ne hazindir ki her zaman yanı başımızda olmuyor.
Bu dizide nereden çıktı diyenler olacaktır. Yaşı orta yaşın üzerindekiler hatırlayıp, belki de geçmişlerine özlemle bakacaklardır. Ama yaşı genç olanlara Beyaz Gölge adı hiç bir şey ifade etmeyecektir.
Şimdinin bol ve ucuz dizilerinde karmakarışık olan aklım; dizi keyfimi iyice bayatlatmış durumda. Hal böyle olunca televizyon ve dizelere ayırdığım zamanı da azaltmaya başladım.
Sıkça çıktığım sabah yürüyüşlerinden dönerken, sürekli karşılaştığım beyaz bir minibüs nedense ona her baktığımda “Beyaz Gölge” dizisini hatırlatır. Günler, aylar geçti, bizim beyaz minibüs aynı noktada, hiç kıpırdamadan duruyor. Hem önünde, hem arkasında satılık yazıyor. 34 plakalı Ivoco marka minibüs durduğu yerde, ekolojik dengeyi de değiştireceğe benziyor. Tekerlerine biriken tozlar; toprak haline dönüşmeye başlamış. Yakında çimler ve ağaçlar üremeye başlar.
Maliyenin hemen yanı başında, yaşlı bir çam ağacının gölgesinde öylesine uyukluyor. Beyaz Gölge dizisinin tam aksine; ne bir heyecan, ne bir hareket, ne bir basketbol çığlıkları duyabilirsiniz minibüsün suskun siluetinde…
Beyaz Gölge dizisi çoktan anılarda kaldı. Bizi mutlu eden anılar, sık sık hatırlanıp, herhangi bir beyazlıkta tekrar gün ışığına çıkacaktır.
Şimdi de, beyaz bir sayfa gibi, AÇILIM felsefesine kapıldık gidiyoruz. Her geçen gün kendi gücünü arttırıp peşine birilerini daha katıyor. Küçük bir dere ırmağa dönüşmüş durumda. Tabi ki her ırmağın aşağılara aktığı çağlayanları da olacaktır…
Toplumumuzun sevilen, güvenilir sanatçıları, yazarları da, nasıl ve ne şekilde bir açılım olacağını bilmeden tüm iyi niyetleri ile “biz de varız” diyorlar. Sezan Aksu bir yandan başbakana mektup yazıyor; “ bu açılımı desteklemeyenler” bilmem ne olsun diyor. Zülfü Livaneli, tüm kalbi ile desteklediğini, Yaşar Kemal ülke için kaçırılmaz bir fırsat olduğunu anlatıyor.
Peki, biz niye anlayamıyoruz! Okumuşluğun en yüksek olduğu batı; bu açılıma duyulan heyecanı niye duymaz. Ne güzel aynı Beyaz Gölge oyunu gibi bir şey! Hiçinde heyecan var, öğrenim var, öğretim var. Ama Beyaz Gölge dizisinin sonu; hep mutlu biterdi. Ya bu açılımın sonu! Nasıl bitecek?
ABD başkanı Wilson Birinci Dünya Savaşından sonra Ortadoğu’da bir araştırma yapılmasını istemiş. Bu iş için King-Crane’yi görevlendirmiş. King Crane’ye Komisyonu 5 aylık bir inceleme ve araştırma sonucunda, 28 Ağustos tarihinde Filistin, Suriye, Mezopotamya ve Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili tavsiyelerinin bulunduğu raporunu başkan Wilson’a sundu.
Bu raporda ki tavsiyelerden bazıları;
… Ortadoğu’da istikrar ve barış isteniyorsa Osmanlı İmparatorluğu kesinlikle parçalanmamalı…
Ama asıl sorun, bu güzel diyarlarda BARIŞ isteniyor mu? Şimdi genç cumhuriyet daha olgunluğun huzurunu, mutlu milletini çoğaltmadan, cumhuriyetin harika ve engin güzelliklerinden yararlandırılmadan; sahneye “Beyaz Gölge” diye oyunlar konuluyor…
Dostlarım bu oyunlar bizim hatırladığımız sonu mutlu biten “Beyaz Gölge” dizileri gibi değil! Öyle olsaydı eğer, çoktan söylediğimiz kavga biterdi.
GÜVEN
Konu: ugradıgın için tskler her zaman beklerım
resımler ve yazın çok başarılı olmuş yaşadıgımız yerın kıymetını bılelım bu cennet vatanı kirletmeyelım bölmeyelım
***************
Doğdum,büyüdüm düşüncenin koşulsuz sevgisi ile sevdim vatanı. Ve hiç bir
zaman ayrımcılığın özel yemeklerini yemedim. Zehir dolu şarabı, farklı bölgede
yaşayan, farklı şiveli,derili insanlara sunmadım... Ne hazindir ki bölünmenin
güzel oyunları; cehaletin olduğu yerlerde tatlı bir rüzgar estiriyor. Halbuki, rüzgar
bir süre sonra fırtınayı da doğurabilir...
Saygılarımla
Düzenleyen BARIS59 gün: 4/9/2009 saat: 09:09
Bağlantı »
Konu: Selam Ola
Yazınıza anılarımızda kalan,o günlerde öğretmen ve öğrenci olanlara model de olabilen Beyaz Gölge dizisiyle başlaman çok güzel sevgili dostum.
Açılım konusunda sanıyorum kimse net birşey bilemiyor.Sanatçılarımız da barış adına destek veriyorlar sanırım.Barışı kim istemez,emperyalizm ve terörizm.Batı derken ,ben de size Hangi Batı diyebilir miyim.
1.Dünya savaşı sonrası ABD Başkanı Wilson "Osmanlı İmparatorluğu parçalanmamalı" derken çok masum görülüyor değil mi?Peki sonra sıraladığı maddelerin birinde sınırlar içinde yaşayan diğer uluslara egemenlik hakkı tanınmalıdır,derken kimleri konu etmiştir dersiniz.Anadolu bu maddeye göre işgale uğradı.Sevr Anadolu'yu parçalamak üzere bu maddeye dayanarak hazırlanmıştır.Lozan'la bu oyunu bozduk.Bunu kabul edemedikleri için oyun içinde oyun hazırlayıp sunuyorlar.Daha ne kadar izleriz bilinmez...
Barış Atatürk ilkelerinde var."Yurta barış,dünyada barış"
(Tarih dersi verir gibi oldum.)
selam ve sevgilerimle.
************
Tarihi biraz sevilseydi, önemsenseydi hayatımızın bir parçası olsaydı;
çok şeyler değişirdi. Aranası cennet dünyada olabileceğinin incecik
anlayışları doğardı.
Batı derken; bizim batı demek istemiştim:)) Daha açmalıydım. Bazen düşünürüm
Türklüğün ülkesinde ne kadar rahatız diye... İstanbul'da bile girilemeyen
sokaklar, mahalleler var. Saygı ve nezaketle benimsediğimiz kardeşlerimiz;
aynı saygı ile benemsemedikleri ve sıkça oyuna geldikleri diyarlarda o kadar
serbestler ki; 1.sınıf vatandaş olmanın keyifli, erdemli, eğitimli ve bol ışıklı
sahasına çıkmak istemezler; ben buna yanarım...
Ve ben; kendi ükemde bir çok şehre can güvenliği yüzünden gidemiyorsam;
ben buna yanarım. Ve benim şehrimde ülkemin her yanından gelmiş insanlar
bacak bacak üstüne atıp huzurlu,güvenli yaşadığı halde; benim şehrim, benim
ülkem diyemiyorlarsa; ben buna yanarım...
Sevgili dost; Tarihi tarihçilerden dinlemek bizleri mutlu eder.
Bizden öte olan batı; satranç oyununu sever; biz hâla tavla oynamak isterim
deriz; ben buna yanarım... Satranç güzeldir. Hamlelerin,hamleler ötesini hesap
etmek, düşüncenin harika erdemine inmek güzeldir...
Saygılarımla,sevgilerimle
Düzenleyen BARIS59 gün: 4/9/2009 saat: 09:06
Bağlantı »
Konu: :))
Sabah kalkar kalkmaz sizin içinde koklayacağım kızımı. Küçükler gerçekten çok güzel kokuyorlar;gül bahçesi gibi.
Petrocelliyi çok iyi hatırlıyorum.Çünkü dedem o dizinin sıkı bi takipçiydi ve çenemin düşük olmasından mütevelli bana Bayan Petrocelli derdi :)) Ne ilginçtir ki yıllar sonra ben de avukat oldum. Ama bu düzenin takipçisi olmadığım olamadığım , değirmenin çarkına takılamadığım için " sıradan" ama iç huzuru yerinde bir avukatım ben :))) Çok haklısın, şerefli bir milletin evladı olduğunu hatırlayan çok az olduğundan mesleğini lekeleyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. " Dolandırıcı avukat", " Beceriksiz Doktor"," İş Bilmez Diş Dr." " Hırsız Müteahhit" ve daha niceleri lügata yerleşti bile.
Ha bir de sabahları " Hanımlar Sizin İçin " vardı. Mücap Ofluoğlu,Suna Pekuysal,Gülriz Surruri, Nedret Güvenç ve daha hatırlayamadıklarım. Ortaokula giderdim ve öğleciydim. Mutlaka sabah kalkar izlerdim ; çocuk olmama rağmen çok hoşuma giderdi.Şimdikinin Seda Sayan'lı programlarına hiç benzemezdi :))Birde televizyonun altında radyomuz vardı. Sbah piyesleri, çocuk saati ve pazar günleri pazar tiyatrosunu hiç kaçırmazdık. Nefesimizi tutup annem,babam,abim hep birlikte hem kahvaltı yapıp hem piyesi dinlerdik.Ne naif ne güzel günlerdi.Eski günleri konuşmak nasıl mutlu ediyor beni bir bilseniz.
Sevgi ve sağlıcakla kalın.Kendinize iyi bakın.
------------------------------
Arz ve Talep Dengeleri kötülüğe doğru kayıyor gibi görünse de, kötünün
başarısı, kurnazlığı heyecanlandırmıyor beni. Başımı yukarıya doğru kaldırdığımda
ve evrende ki yolculuğumuzu düşündüğümde içim ürperiyor; varlığımın kendisini
hissediyorum diye. Saatte 100 bin kilo metre hızdan öte giden mavi uçağımız;
kimbilir ne entrikaları gördü de, görmemiş gibi davranır ve yeniden şanslar
verir düşüncenin en altında bulunan insan nesline...
Kıt hale gelen saygı ve sevgi kendi varlığını en üst arayışlarda hissettirmeye
devam edecektir.
Daha şimdiden özlenen "dün" yarın olunca kimbilir nasıl gözlerde tütecektir.
Küçüğün güzel kokusu için teşekkürler:)) İdealizmin sarsıcı irdelemesi bizi
sarsarken; en büyük yardımcılarımız küçüklerin hoş kokuları ve çığlıklarıdır:))
Tabi ki, çocuk bakışlı yaşlıları unuttum sanmayasınız:))
Düzenleyen BARIS59 gün: 2/9/2009 saat: 17:15
Bağlantı »
Konu: merhaba
Merhaba Sevgili Güven,
Kızımın küçük olması,işlerin yoğunluğu ve benim onunla daha fazla ilgilenme gereği yeterince okuyamama neden oluyor.Ama fırsat bulduğumda mutlaka yazılarını okuyorum ve çok keyif alıyorum.
Beyaz Gölge dizisini ben de çok sever hiç kaçırmazdım.Dediğin gibi sonu hep mutlu biterdi; gülümserdik evcek.İçimiz huzurla dolardı.Ama ülkemiz üzerinde oynanan oyunun Beyaz bir gölgeden ibaret olduğunu düşünmek çok safça geliyor bana. Dünyaları güzelliği yaratmak ve sunmak olan sanatçıların bu konu hakkında çok da objektif olmalarını beklemek safça olur.Onlar kendilerine anlatılan masala inanmanın ötesinde bunun gerçekleşmesini tüm içtenlikle ve iyi niyetlilikle istiyorlar. Onlar olaya demokrasi,insan hakları v.b oluşumlar açısından bakıyorlar.Konu çok ama çok farklı malesef göremiyorlar. Beyaz gölge altındaki balçığı hissedemiyorlar bile. Battık mı çıkması zor, çok zor. Battık mı insan hakları , demokrasi diyerek bize el atacak kimse yok. Umarım yanlış hesaplar Bağdat'a kadar gitmeden döner.
Beyaz Gölge dedik de başka dizileri de hatırlıyorum.Fame vardı,konservatuvar öğrencilerinin anlatıldığı dizi.Sonra Küçük Ev, Charles İş Başında, Tehlike Çemberi,Mac Gayver...Ne güzeldi o yıllar. Siyasi çalkantıların sadece sağ-sol kavgasında ibaret olduğu yıllar. Şimdi o kavgalar ne kadar da naif kaldı bu günün Türkiye'sinde.
Kendinize iyi bakın, sağlıcakla.
***********
Sizleri görmek ne iyi. İyi bir iş yapıyorsunuz. Küçüğün gözlerinden öpüyorum.
Laf aramızda onlar çok güzel-hoş kokarlar. Bolca kokun:))
Saydığınız diziler yoksul ama mutlu zamanların ülkesini hatırlattı bana. Başı
dik ve onurlu ve erdemliydi...
En yoksul denen insanlar evinde "bir ay" misafir ağırlardı... Ne hazin ! Şimdi en
zenginler "üç gün" misafir ağırlayamaz kültürünün bataklığına saplanmış
durumdalar. Yalnızlık güzeldir ama, topluluklardan beslendiğin zaman...
Siz eski dizileri hatırlatınca ben de bir diziyi daha hatırladım; Avukat Petrocelli
vardı. İyilerin yanında duran. Satın alınamayan bir adamın hikayesiydi.
Acaba diyorum şimdi; şu an; satın alınamaycak kaç değer kaldı ve kaç
meslek; ruhunda soylu bir milletin kanını taşıdığının farkındadır...
Sevgilerimle, saygılarımla.
Düzenleyen BARIS59 gün: 1/9/2009 saat: 08:41
Bağlantı »