BEYAZ GÖLGE

SULAR İÇİNDEN DOĞAN CAMİİ

Kamera; Güven  Ağustos 2009      Sular ve Sultan Ahmet

                      Şehirleri şehir yapan yerlerden birisi de meydanlarıdır.
            Yüzlerce medeniyeti ağırlamış dünyamız; acaba hatırda kalan ve
            hâla yaşayan kaç meydana ev sahipliği yapıyordur.

                   Medeniyetlerin sunduğu sayısız eğlence varken; İstanbul'a
            göç etmiş insanların kısıtlı olanaklarıyla geldikleri meydanda; iftar
            vaktini beklemekteler. Ve meydan göç etmiş, sınırlı olanağı olan
            insanlara; koşulsuz kuçak açmış; birazcık teselli olur diye...


SULTAN AHMET MEYDANI

Kamera; Güven      Ağustos 2009     Dikili Taşlar

                             Mısır ve Bizans'lı ustalar; taşa beden ve ruhun
                enerjisini aktarmışlar ve sanki ölümlü insanın ölümsüzlük
                anlayışını test ederler gibi.  3556 yaşında. Dile kolay;
                gün; 1.300 kez doğmuş ve batmış; bu taşların dikili
                oldukları güzel dünyamızda.






BEYAZ GÖLGE

 


 
Beyaz Gölge Amerikan yapımı bir diziydi. 1980 döneminde hepimizin hayatını girdi. Çoğunlukla siyah ve sorunlu öğrencilerden oluşan basketbol takımının beyaz bir koçu vardı. Önceleri profesyonel bir oyuncu olan koç; yani Ken Heward dizinden sakatlanınca, basketbol hayatı sona erer. Bir okul takımına koç olarak getirilir.

 

  1980 li yıllarda dizi ülkemizde oynarken, en seviler dizilerden birisi olmuştur. Eğitici ve öğreticiydi. Heyecan vardı, macera vardı. Yakışıklı koçun, şefkati olması gerekenden öteydi. Sürekli sosyal konuların, spor ile yoğrularak işlenmesi ve iyi bir sonla bitmesi; küçük beden ve beyinlerimizi mutlu ederdi. Çünkü bizler de, öyle olmayı hayal ederdik. Çıkacak her türlü sosyal problemleri çözüp, mutlu sona ulaşmak isterdik…

 

  Sanırım şu an ülkemiz insanlarının büyük çoğunluğunun düşüncesi hep aynı. Yani iyilikten, huzurdan yana… Peki, sadece istemek, umutlanmak yetiyor mu? Elbette yetmiyor. Ve dizideki koç gibi bir insan; ne hazindir ki her zaman yanı başımızda olmuyor.

 

  Bu dizide nereden çıktı diyenler olacaktır. Yaşı orta yaşın üzerindekiler hatırlayıp, belki de geçmişlerine özlemle bakacaklardır. Ama yaşı genç olanlara Beyaz Gölge adı hiç bir şey ifade etmeyecektir.

 

  Şimdinin bol ve ucuz dizilerinde karmakarışık olan aklım; dizi keyfimi iyice bayatlatmış durumda. Hal böyle olunca televizyon ve dizelere ayırdığım zamanı da azaltmaya başladım.

 

 Sıkça çıktığım sabah yürüyüşlerinden dönerken, sürekli karşılaştığım beyaz bir minibüs nedense ona her baktığımda “Beyaz Gölge” dizisini hatırlatır. Günler, aylar geçti, bizim beyaz minibüs aynı noktada, hiç kıpırdamadan duruyor. Hem önünde, hem arkasında satılık yazıyor. 34 plakalı Ivoco marka minibüs durduğu yerde, ekolojik dengeyi de değiştireceğe benziyor. Tekerlerine biriken tozlar; toprak haline dönüşmeye başlamış. Yakında çimler ve ağaçlar üremeye başlar.

 

  Maliyenin hemen yanı başında, yaşlı bir çam ağacının gölgesinde öylesine uyukluyor. Beyaz Gölge dizisinin tam aksine; ne bir heyecan, ne bir hareket, ne bir basketbol çığlıkları duyabilirsiniz minibüsün suskun siluetinde…

 

  Beyaz Gölge dizisi çoktan anılarda kaldı. Bizi mutlu eden anılar, sık sık hatırlanıp, herhangi bir beyazlıkta tekrar gün ışığına çıkacaktır.

 

  Şimdi de, beyaz bir sayfa gibi, AÇILIM felsefesine kapıldık gidiyoruz. Her geçen gün kendi gücünü arttırıp peşine birilerini daha katıyor. Küçük bir dere ırmağa dönüşmüş durumda. Tabi ki her ırmağın aşağılara aktığı çağlayanları da olacaktır…

 

  Toplumumuzun sevilen, güvenilir sanatçıları, yazarları da, nasıl ve ne şekilde bir açılım olacağını bilmeden tüm iyi niyetleri ile “biz de varız” diyorlar. Sezan Aksu bir yandan başbakana mektup yazıyor; “ bu açılımı desteklemeyenler” bilmem ne olsun diyor. Zülfü Livaneli, tüm kalbi ile desteklediğini, Yaşar Kemal ülke için kaçırılmaz bir fırsat olduğunu anlatıyor.

 

  Peki, biz niye anlayamıyoruz! Okumuşluğun en yüksek olduğu batı; bu açılıma duyulan heyecanı niye duymaz. Ne güzel aynı Beyaz Gölge oyunu gibi bir şey! Hiçinde heyecan var, öğrenim var, öğretim var. Ama Beyaz Gölge dizisinin sonu; hep mutlu biterdi. Ya bu açılımın sonu! Nasıl bitecek?

 

  ABD başkanı Wilson Birinci Dünya Savaşından sonra Ortadoğu’da bir araştırma yapılmasını istemiş. Bu iş için King-Crane’yi görevlendirmiş. King Crane’ye Komisyonu 5 aylık bir inceleme ve araştırma sonucunda, 28 Ağustos tarihinde Filistin, Suriye, Mezopotamya ve Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili tavsiyelerinin bulunduğu raporunu başkan Wilson’a sundu.

 

  Bu raporda ki tavsiyelerden bazıları;

 

  … Ortadoğu’da istikrar ve barış isteniyorsa Osmanlı İmparatorluğu kesinlikle parçalanmamalı

 

  Ama asıl sorun, bu güzel diyarlarda BARIŞ isteniyor mu? Şimdi genç cumhuriyet daha olgunluğun huzurunu, mutlu milletini çoğaltmadan, cumhuriyetin harika ve engin güzelliklerinden yararlandırılmadan; sahneye “Beyaz Gölge” diye oyunlar konuluyor…

 

  Dostlarım bu oyunlar bizim hatırladığımız sonu mutlu biten “Beyaz Gölge” dizileri gibi değil! Öyle olsaydı eğer, çoktan söylediğimiz kavga biterdi.

 

                                                                                                                                        GÜVEN

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !