body oncontextmenu="return false" onselectstart="return false" ondragstart="return false"> AYIPLARIN BAHÇELERİ - BARIŞ'TAN SELAM OLA,SELAM - Blogcu



« Önceki | Sonraki »

26/7/2008

AYIPLARIN BAHÇELERİ




Kamera; Barıs   Temmuz 2008 Tahtakuşlar Müzesi
                    TÜRKMEN ÇADIRI
                 



Kamera; Barıs  Tahtakuşlar Müzesi-Altonoluk
          Boyasız ve El emeği-göz nuru...


Kamera; Barıs  Tahtakuşlar Müzesi
         Resim ve El Sanatları yapılıyor,sergileniyor
      Hediyelik Eşya yönünden de zengin bir müze.
      Hediyelerin hikayeleri var,geçmişe dayalı bugüne
      taşıdıkları değerler var.


Kamera; Barıs  Tahtakuşlar Müzesi  Temmuz-2008

              360 kg lık dev bir canlı.Artık bu dünya
        yaşamı sona ermiş.
       Geçmişleri 190-200 milyon yıl öncelere kadar
     dayanıyormuş.Olmayan şapkamı çıkarıp,selam
     ediyorum...



Kamera; Barıs        ALİ BEY KUDAR
               Müze'nin sahibi.Gece bile açık olan müze,
        alın teri kokuyor, göz nuru kokuyor.Türkmen kültürü
        kokuyor.Tanrım,özlemiş olduğmuuz kokular
...


Kamera; Barıs      KAZ DAĞLARI  Temmuz-2008

                YAŞLI KAYALAR ve GENÇ ÇAMLAR
  


Kamera; Ali          1600 m. Kaz Dağları

                   BARIŞ İŞ BAŞINDA :))



Kamera; Barıs    Altınoluk-Balıkesir

                      TATİL DEVAM EDİYOR
      Ege'nin serin ve temiz sularına buyurmaz mısızın?



Kamera ;Barıs       Temmuz-2008  Altınoluk

                     KADIN ve ÇOCUK
            İnsan sevmeye görsün birkere.Gülen iki canlıyı da
          sevmişem.:)) Sevmek ne güzel,ne hoş birşey...
         


AYIPLARIN BAHÇELERİ

 

  İnsanlık yol alıyor “özgürlük” adına, “esaret” adına. İlkel köleliğin üzerinden yıllar geçti. Modern köleliğe: ne lafım olur, ne de anlatımım! Gönül işidir, isteklerin ve arzuların kandırılmışlığına boyun eğmek! Gönül işidir,özgür saydığın hayatın, aynı yerde adımlarını sayarak geçirdiğim ömrün!

 

  Tanrı’nın torpilli canlılarının zekâ kullanımlarının yavaş ve hızlılığı “baş döndürüyor” Oyun oynayan birkaç oyuncu,”kıyametin” lüks keyfini yaşarken: alkışlayan binlerce seyircinin “ mideleri kasılır” alkışlamamın yorgunluğunun sarhoşluğu görmez yapar, kayan toprağın özgürlüğünü!

 

  Ne zaman ve nerde başladığı bilinmeyen” hayvanat bahçeleri” oldum olası etkiler beni!

  İnsanoğlu kendi ilkelliğinin ağır adımları içerisinde, hayvanlara öyle bir yaslanmış ve öyle bir yapışmış ki “kurtulan” hayvanları gözlerinden öperim! İhtiyaçlara göre, sınırsız kullanımın, sınırsız esaretini yaşatmıştır hayvanlara! Bütün bu “ihtiyaç giderme” yetmiyormuş gibi, “hayvanat bahçeleri” açılmış, yüzlerce, binlerce yıl ötesi! Kimi, “güç” simgesi, kimi “gösterişin” İNSANİ AYIBI…

 

  Düşünüyorum da, bizden daha üstün bir ırkın, bizim dünyamıza gelip yerleşmesi ve bizleri esaret altına alması ne hoş olurdu! Her bir insana ayrı bir kafes yaptırıyorlar altından, gümüşten ve bilmediğimiz diğer metallerden… Günde üç öğün değil de, altı öğün yemek sunuyorlar: temiz kafeslerimizin içerisine. Bizim oturuşlarımızı, konuşmalarımızı, sevişmelerimizi, dövüşlerimizi izliyorlar karşıki rahat özgürlüklerinden! Sıkça alkışlıyorlar bizleri! Dövüşlerimizi alkışlıyorlar, sevişmelerimizi alkışlıyorlar, gevezeliklerimizi alkışlıyorlar. Güneşi kafesin değerli metal aralıklarından görüyoruz. Yağmuru, rüzgârı ve diğer yaşamları: hep kafes ardından izliyoruz. Ne hoş ve ne rahat olurdu! Emeklilik, yiyecek, içecek ve aile sorumlulukları kalmaz olurdu. Çiftleşme rekabetleri de yok olur, sıradan harika bir yaşam miskinliğine kavuşurduk! Kavuşurduk ki, şu an hayvanlara yaptığımız ve bundan sonra da yapacağımız “gücün” harika karşılaştırmalı keyfini tatmış olurduk…

 

  En ucuz ve en bakımsız olanından tutun da, en pahalı olan “hayvanat bahçelerine” kadar tüm “ayıplı bahçeleri” reddediyorum. İnanın ediyorum. Dünyevi soluk alış-verişte bana düşen enerjimi bu alanda kullanıyorum. Sessiz gibi görünen enerjimin yükselen ısısı ve değişen kimyası, “hayvanat bahçeleri” içinde yükseliyor göğe doğru.

 

  Tatillerin vazgeçilmezi ve çocuklarımızın bol fotoğraf çektirdiği değerli mekânlardın “ayıplı bahçeler” Ayıbı örtmüş olduğumuz kafeslerin ardına saklamışız. Fotoğrafların ardına gizlemişiz…

 

  Kocaman Fillere, Aslanlara, Ayılara, Zürafalara 5–10 metre karelik altın kafesleri sunsak ne olur? Günde üç değil, beş öğün yiyecek versek ne olur? O güzel, o harika canlıların doğal hayatının, doğal olmayan sunumlarının “ayıbını” nasıl öderiz? Nasıl…

 

  Sürekli açılan ellerin, tapınakların tütsülerinin ve çeşitli hoş kokulu seçimlerin yükselişinde: TANRI aranıyorsa ve Tanrıya giden yol, insanlığın en üst erdeminden geçiyorsa: ADALET-ŞEFKAT-MERHAMET nerede? Sorarım nerede? 

 

  Yüzlerce yıldan bu yana, pas geçtiğimiz “bizden” başka her canlıyı küçümsediğimiz “ BİZ” kimiz? O zaman neden ölümlüyüz. Neden son vadenin korkusunu yaşıyoruz? Neden?

 

  Milyarlık insan ruhları ve milyarlık bedenleri içinde, bana verilen: TEK BİR BEDEN ve RUH adına haykırıyorum: “AYIPLI BAHÇELERİ” bir an önce temizleyiniz! Bir an önce, kendimiz için aradığımız ve bulduk sandığımız özgürlükleri: DOĞAL YAŞAMLARI kendi canlılarına HEDİYE ediniz!

 


                                                                       BARIS


07 Temmuz 2008

 

 

 

 

 

  


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Kategorilerim




Müziğim