ARİF OLANA TARİF GEREKMEZ


KIZ KULESİ

Kamera; Güven  Ağustos 2009  KIZ KULESİ

                   Geçmişi masalımsı bir tarihin içine geçmiş bu
      mekân; geçmişi hatırlamak, bugünün hikayelerini
      her an yazmak için çok güzel,çok hoş... 

                Nice aşk hikayeleri,ayrılklar, buluşmalar görmüş de;
      Hero ile Leandros'un hikayesini unutamamış...

İçiçe geçmiş tarihler,güzellikler

Kamera; Güven      Ağustos 2009 iç içe geçmiş tarihler

                        Bende için için hiçlere geçmişem... Ve içinde
             olduğumuz dünyanın, her an dışında kalışımıza 
             inanamam. Ne zaman durur, ne biz zamana yetişip,
             zamanı yaşamaya çalışırız.

 

ALMAN ÇEŞMESİ-SULTAN AHMET MEYDANI

Kamera; Güven   Ağustos 2009  Alman Çeşmesi-Sultan Ahmet


                  Almanya'da yapılıp gemilerle getirilmiş ve bir yüzyılı
          doldurmuş bir güzellik. Arif olan bu güzellikler içinde
          kim bilir; ne güzel tarifler keşfediyordur... Kim bilir...



ARİF OLANA TARİF GEREKMEZ

 

  Derler. Arif olan anlar, sizi yanıltmaz. Hayat yolculuğunda Arif olamadım ben. Suların başını, dağların zirvesini tutamadım. Gönlümün sularını, zirvesini aradım yolculuğumun tozlu, yokuşlu güzergâhlarında…

 

  Arif olmadığım için yedim ilk Osmanlı tokadını. Osmanlı tokadını başıma değdiren babamdı. O ki; elleri ince ve nazik yeteneklere açılan insan! Arif olamayan bana, Osmanlı tokadını tarihin içinden çıkmışçasına hatırlatan, babamın elleri, yeteneğin elleriydi. İyi resim yapar, iyi saç keser, iyi yazardı. Oysa o; ilköğretim mezunuydu. Ama Tanrının doğal yeteneğini görür ve anlardınız; yanık sesiyle söylediği türkülerde bile…

 

  Güya ben, komşunun kızına yan gözle bakmış onu baştan çıkartmışım. O da yetmezmiş gibi, komşun horozuna taş atmışım. Sosyoloji inanmışlığı doğuştan var olan babam; işte o zaman; komşu kızı, komşu horozu adına tokat atmıştı bana. O asil ellerin, küçük bir çocuğa korku vereceğini düşünmemiştim o zamana kadar. O yol gösterici ellerin, kalemi kılıktan kılığa yönlendiren parmakların bana; sevgi yerine tokat vereceğini bilemezdim…

 

  Ve ben; korkular, ayıplar, komşu-akraba sosyal temaslarının yakınında büyüyen insan; o gün o tokadı “Arif” olma adına atıldığını sanmıştım. Meğersem ne yanılmışım. Oysa ilerisini gören o asil adam; bana oğlum daha da gözünü aç; bu işleri yapıyorsan kimselere belli etme; mesajını vermişte ben anlayamamışım.

 

 O Arif olma adına atılmış sandığım tokattan sonra; sevgililerimden üç metre uzakta durmuş, komşuların çöpüne bile yan gözle bakmamıştım. Hâlbuki bizim arsaya, bizim meyve ağaçlarımıza, bizim olan her şeye yan gözle bakılmış ta ben Arif olacağım aşkına; bütün bu oluşumları anlayamamışım… Ne büyük bir kayıp!

 

  Bana ilk tokadını atan babam; açıkgözler diyarında daha açıkgöz olmamı hatırlatmış da; Arif olmayan ben; anlayamamışım…

 

  Arife tarif gerekmez, Arif olan anlarmış.

 

  Büyük Atatürk “ Türk, Övün, Çalış, Güven” diye tarihe notlar düşmüş. Bunu da Arif olmayan ben; yanlış anlamışım. Türklüğüm ile karşılıksız, payesiz övünmüş, genetiğimin güzel kaderi olarak kabul etmiştim. Haykıramadığımız Türklük mutlulukları hep kesildi önceden. Kimi bizden daha Türkoğlu Türk oldu; biz ezildik içten ve ölesiye sahiplendiğimiz Türklüğümüz altında.

 

  Övünmeyi de anlayamamışım; nasıl ve ne kadar diye hesap yaparken; mütevazı yaşamın sade düzleminde; tüm yükseltilerde ve esen rüzgârın, dallarını salladığı çınarın yakınında bulmuşuz mutluluğu… 

 

  Mutlu olmanın günah-ayıp ve fazladan sayıldığı bu diyarlarda bizi uyandıran ve bizim biz olduğumuzu hatırlatan Büyük Atatürk; Türklüğümüzle, tarihimizle övünmemiz gerektiğini, akıl-ilim ile tarihe bakmamız gerektiğini izah etmiş. Çalışmanın yüksek erdemi, kendi kendine yeten ve fazlalığını diğer insanlığa, canlılara aktaran bilinçleri yakalamamız gerektiğini; birbirimize güvenerek, inanarak, korkmayarak yapabileceğimiz anlatmış!

 

  Büyük Atatürk anlatmış da; Arif olmayan ben anlayamamışım. Meğerse Türklüğü slogan atmak sanmış, övünmeyi de kazanılan savaşların irdelenmeyen tarafı görüp, kazanılmayan, çöken zamanların tarihini de hasıraltı yapmak olarak görmüşüm. Çalışmanın zor olduğunu, güvenmenin ise, insana yakışmadığını bilmişim. Meğerse Arif olan; çalışmayı da, güvenmeyi de, Övünmeyi de, Türklüğü de onurlu bir sahiplenmeyle kabul etmişte benim haberim olmamış…

 

  Çalışmayı depolama, repo-lama göremeyen ben; Arif olamayışın kenar mahalle çocukluğunu yaşadım. Merkez mahallelerin, gece konmayan kondukların, yalıların, villaların uzaklarında Arif olamadığım diyarlarda yaşadım.

 

 
Arif olamadım ama baba, oğul, eş, sevgili, dost, arkadaş, sırdaş ve vatandaş oldum; sessizliğin Arif olamayışımın diyarlarında.

 

                                                                                                                                                             Güven

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !