AHESTE ÇEK KÜREKLERİ


ÇEŞME-ILICA ŞİMDİ SÖRF ZAMANI

Kamera; Güven     Çeşme-Ilıca      ŞİMDİ SÖRF ZAMANI

                              Anladıklarımın öğretilerine bakılırsa; bu iş en
                     güzel burada yapılıyor.

ÇEŞME LİMANI

Kamera; Güven        
                                      Çeşme Kalesi,doyumsuz panoramayı göz
                          önüne sermiş.Fotoğraf çekmeye öyle bir
                          dalıyorsunuz ki, tarihi kaleden aşağıya düşmeniz
                          an meselesi. Aman dikkat!

PANORAMA

Kamera; Güven            SIFIR KİLO METRE MANZARA

                         Çeşme kalesinden istediğiniz kadar bakın,
                fotoğraf çekin ve irdeleyin... Manzarayı asla
               eskitemezsiniz. :))
ÇEŞME KALASİ VE MANZARA

Kamera; Güven                                               ÇEŞME

                                Bu küçük yerleşkede patron mavi ve yeşil olmalı:))

                     Palmiyeler coştukça coşmuş.Belli ki zoraki bir kabul
                     edişin kültürü yok bu diyarlarda.
            

                                      

YÜKSELEN DEĞER ÇEŞME

Kamera; Güven                                                ÇEŞME

                                Tarihe önem verilmiş.Geçmiş ile hesaplaşma
                    yapılmasa da; "ben-biz haklıyız" bir kenara bırakılmış.

                               Buradaki insanlar turizmin hayatları için ne
                   kadar önemli onu fark etmişler.
İZMİR-ÇEŞME (LİMAN)

Kamera; Güven                               ÇEŞME  LİMANI

                                   Her şey, güzel ve düzenli. Ama en önemlisi temizlik
                         olmalı! Geçmişten bu güne tüm dinler; TEMİZLİĞİN
                         savaşını veriyor. Çeşme, kirlileğe meydan okumuş.

GÖLGE ETMEYİN YETER

Kamera; Güven                          GÖLGE ETMEYİN YETER 

               
                                         Maviliğe dalmış güzel hanımın yalnızlığını
                             kıskanarak izledim.

                             Severem, öperem ben yalnızlığı... Güzel şey, kalabalıkların
                             birikimini yalnızlığın sanatı ile harmanlamak...

IŞILDAYAN LİMAN-ÇEŞME

Kamera; Güven                                  ÇEŞME VE GECE

                                  Ne gün geceyi, ne gece günü aratıyor bu yerlerde.
                         Gün, serin Ege'nin suları ve esintisi ile buluşturuyor.
                          
                                   Gece ise, ışıltının karanlık ile masalımsı güzelliğini
                           sunuyor.      
                   
KALENİN BEDENLERİ

Kamera; Aziz Bey   ÇEŞME KALESİ

             Kalenin bedenleri vay vay (yok öyle değildi)

             Bulmuşam; kalenin bedenleri yâr yâr yâr :))

             Kale 1508 II.Beyazıt zamanı Türk mimara
  yaptırılıyor.

             Bugüne kadar gezdiğim, gördüğüm
en bakımlı, en iyi korunmuş durumda olan bir kale.
 
İçinde kaybolmak,çocukluğun oyunlarına dalmamak
 içten bile değil... :))

ALİ BEY İLE AYŞE HANIM -ÇEŞME

Kamera; Güven  Ali Bey ile Ayşe Hanım


   İki tontoş Çeşme'de yaşıyorlar. Eşleri ölmüş
olan iki komşular. Dile kolay 60 yıllık komşular.

  Ali Bey, Kavala'dan, Ayşe Hanım Sakız Adası'ndan
değişim; eskilerin dediği gibi mübadele ile gelmişler.

Ali Bey; 96 yaşında. Ayşe Hanım ; 80 yaşında.

Kırk bir kere maşallah...





AHESTE ÇEK KÜREKLERİ

 

 
Küçük bir sandal küreklerin emrinde küçük dalgalar içinden yol alıyordu. Bir kadın ve kadının dizlerine yatmış küçük bir kız çocuğu sandalın yol aldığı yolun yolcularıydı. Kürekleri çeken adam; kadının eşi olmalıydı. Usulca çektiği küreklere yabancı olmadığı ortadaydı. Belli ki şehrin gürültüsünden, tozundan, sıcağından kaçmışlardı…

 

  Ay çıkmamıştı daha. Şaire ilam vermemişti öncelerden verdiği gibi. Şair tepenin üstünden mehtaba bakamıyordu şu an. Rakım sıfırdı anlayacağınız. Adam aheste çekiyor kürekleri. Kadın dalgın bakışlarını denizin maviliği ile birleştirmişti. Küçük kız dalgaların oyununa yenik düşmüş midesi bulanıyor olmalıydı.

 

  Geçmişin derinliklerinden bir ses ölümsüz mısraları hatırlatıyor;

 

  “Aheste çek kürekleri, mehtap uyanmasın.

  Bir âlemi hayale dalan ab uyanmasın.”

 

  Kaç zaman oldu kürekleri aheste çekmeyeli? Kaç zaman geçti varlığının diğer varlıklara adanmış bir körlük içinde hızla yok oluşa gittiğini sorgulamayalı?

 

  Kendimizden, gerçeğimizden, hayalimizden kaçar olduk! Ne hayaller hayal gibi, ne gerçekler gerçek gibi yaşanır oldu. Şairin dediği gibi; “dayanışma” artık yükselen değer değil. Borsada iyi prim yapmıyor. Ucuz, kampanyalı, bol taksitli eğlence-tatil yerleri bizleri bekliyor. Komşu çığlıkları artık mutlu etmiyor insanları. Düğün ve cenazeler zorunlu uğrak yerleridir kendi gerçeğinden ve hayalinden kaçan insanın…

 

  Bilmem ki kaç zaman oldu aheste çekmediğim küreklerinin sandalına binmeyeli. Kalbe ok gibi batan mehtabın ışığında mırıldanmayalı, yürek dumanlarını tüttürmeyeli kaç zaman oldu bilemiyorum…

 

  Hep daha güçlü, daha zengin, daha bilgiç ve güzel görünme uğraşı verir; ama bir türlü bu âlemin içinde asılamayız küreklere. Aheste aheste asılıp küreklere, ay ışığının gösterdiği yolda gidemeyiz sevgiliye. Var olanın kendisi değil, izi gereklidir bize…

 

  Adamın biri bir gün ava çıkmış. Amacı aslan avlamakmış. Diğer avcılar, keklik, ördek avlaya dursun; o farklı bir iş yapıp adını duyurmak istemiş. Öyle ya aslan avlamak her babayiğidin işi değildir.

 

  Silah elde dere-tepe düz gitmiş. Yolda her rastladığı insana, “aslan izi gördünüz mü.” diye sorarmış. Aldığı cevap; “yok, aslan izi görmedik” olurmuş. En sonunda birisi ona seslenmiş;

 

  “ be adam ne bağırıp duruyorsun aradığın aslan şurada.” deyince bizim aslan avcısının dili tutulmuş. Titremeye başlamış. Ve zorla konuşmuş;

 

  “be adam ben aslanın kendisini değil izini soruyorum.” demiş.

 

  Harika bir kara mizah değil mi dostlar? Bizler, aslanın kendisini değil daima izin ararız. Ve o yüzden mehtap bize yol gösterirken kayığa binip aheste asılmayız küreklere. Çünkü mehtabın içinden çıkacak sevgiliden korkarız. Biz sevgiliyi değil onun izini ararız. Bulduğumuzda korkar, titrer ve bir şekilde kaçarız… Çünkü yaşatmanın, yaşamanın kendince doğal bir bedeli vardır… Küreklere aheste aheste asılmanın da, mehtabı uyandırmadan hayallere dalmanın da insani bir bedeli vardır.

 

  At izi ile it izinin karıştığı, atın önüne et, itin önüne ot konulduğu bu zamanda; küreklere asılacak, suyu uyandırmadan mehtabın içinde yol alacak babayiğitte kalmadı…

 

 Demokrasiyi ağzımızdan düşürmez, insanlık adına çığlıklar atarız dört duvar aralarından. Çünkü ne demokrasinin, ne insanlığın kendisi lazımdır bize. Asıl olan izidir… İşte şurada duran demokrasi, şurada duran insanlık deseler; sarılmak yerine; bize gösteren insana bağırırız;

 

 “be adan biz demokrasinin, insanlığın kendisini değil izini arıyoruz.” deriz…

 

  Dinlediğimiz tüm şarkılarda sevgili-aşk vardır. Bir türlü yakalayamadığımız sevgili ve aşk hemen şurada deseler;

 

 “ be adam biz aşk-sevgili mi arıyoruz; izi lazım bize, ulaşamadığımız kendisi değil!” der; garip ama insan dışı olan kandırılmış bugünlerin yarınlarına doğru yol alırız…

 

  Sizler yinede bu âlemde bulabileceğiniz bir yerde küçük bir sandala oturun. Mehtabı uyandırmadan aheste aheste asılın küreklere. Derin hayallere dalmış suyu da uyandırmadan dokunun sevgiliye; yalnızca dokunun…

 

                                                                                                                                                 GÜVEN

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !