GÜN BATIMI
GÜN BATIMI Adam, kadına seslendi; “bu kumsalda bu ellere sarılmış olarak, sonsuza kadar yürüye bilirim.” Kadın, adama ses verdi; “ bende, hey sevgili, bende sonlu görünen sonsuzu hayal edebilir ve o hayalin peşine takıla bilirim. İşte ispatı değil midir bunun! Bak, önceleri hayaldik, şimdi hayalin gerçeği olduk. Ellerimiz birbiri içinde ve kalplerimizin atışı birbirine karışıyor. Soluğunu, benim soluğum ile besliyorum.” Sessizlik, doğanın ilk hali gibiydi. Büyük patlayışların ve yer değiştirişlerinin dinginliği yeryüzüne hayatı aşılıyordu. Işınların ve yağışların taşkınlığı, göğün kükremesi baş döndürücü bir zaman içinde akıp gitmiş: korkunç bir sessizlik hâkim olmuştu. Adam, sessizliğin içinden gelen ayak seslerini, kum ile temas eden parmaklarını hiçbir kurala bağlı olmadan yürütüyordu. Deniz sisli bir gösterişin en uysal zamanını yaşıyordu. Balıkların çeşitliliği, rüya âlemi gibiydi! Az ötede, sürüsüne önderlik eden haylaz Yunus korkusuzca yüzüyordu. Sanki doğanın, doğal kavgası sona ermiş, kıyametin barış öncesi sessizliği yaşanıyordu. Bu sessiz bir filmin çekim alanı olmalıydı! Kadın, “ şimdi bu anda mutluluktan başım dönüyor ama yağmur yağmasını ve ıslanarak yürümek isterdim.” der demez, hiç yağmayacak gibi görünen uzak bulutlar: yakın alanın en gerçek olan yağışın yapıyorlardı. Yağmur damlalarının bedene dokunuşu, nezaketin en duyarlılığı içinde değiyordu. Sessiz bir ıslanmanın saçlara düşen akışkanlığı, bir süre sonra ikisinin de yüzünden süzülüyordu. Adam, çöl kuraklılığının bağrı yanık susamışlığını koşar gibi, kadının saçlarından yüzüne düşen damlaları tek tek içmeye başladı. Pınarların suyundan daha tatlı olmalı ki, bebeğin açıkmış iştahı ile emiyordu damlacıkları. Kadın, erkeğin yaptıklarını bire bir tekrarlarcasına aynı gösterimi yaptı. Önce adamı yere çöktürdü ve sonra, kendi de çöktü. Ellerini adamın elleri ile birleştirip, susuzluğunu adamın yüzünden akan, yağmur damlaları ile giderdi. Nasıl bir arzunun çekimi böyle bir isteği uyandırıyordu nasıl? Adam, bu kadar yağmur yeter dedi. Büyük bir minnet bakışı ile yukarılara baktı. Sanki bakış, bulutları delmiş, baskın olan atmosferi geçip, ışın hızı ile gitmişti. Ve adamın bakışından sonra yağmur kesildi. Sanki doğa, iki canlı için vardı. İki canlıya eşlik eden diğer canlılar hep ordaydı ama sessizliğin rolü içinde, onlara gelmesi gereken sırayı bekliyor olmalıydılar. Gün batmak üzereydi. Yürüdükleri tepe hızla büyüyor, onlara doğru kucak açmışçasına bakıyordu. Adam ve Kadın yalın ayak yürüyorlardı, gün batımına doğru. Yağmurun ıslaklığı hiç olmamışçasına buhar olup, yükselmişti. Gün batımına doğru yürüyorlardı el ele. Yolun yarısına gelmişlerdi ki durdular. Onları bekleyen çadırlarına arkasını döndüler ve denize doğru baktılar. Adamın sol eli, kadının sağ eli ile birlikte havaya kalktı. Adamın boşta kalan sağ eli ve kadının boşta kalan sol eli avuç içleri açılmış olarak törensel bir selam verdiler. Selam denize mi, denizde yüzen Yunuslara mı, yoksa aşağılarda koşuşan ceylanlara mıydı? Yoksa hepsine miydi? Keçi kılından yapılmış çadırlarına iyice yaklaştılar. Bir dişi ve bir erkek köpek, hoş geldin selamı verdi. Sadece göğsünde beyaz bir leke olan siyah kedi köpeklerin dostça bakışları arasından ses verdi. Çadırın güneye bakan ağzının sağ köşesinde 58 adet çınar ağacı sıralanıyordu. Her biri arasında Kadın adama sarıldı ve onu öptü. Çok hafif bir öpüştü bu. Kadifeleşmiş dudakların, arınmış bir beden ile beslenmiş olmasının hafif sıcaklığındaydı. Her iki bedenin dünyevi kirlerden arınmışlığı tamamlanmış ve onlara vaat edilen yaşam, onların kucağına bırakılmıştı. Doğa onlar için vardı, onlar da DOĞA için… Özenerek hazırlanmış Türkmen çadırlarına girdiler. Çadırın üzerini kaplayan desenler ve renk baş döndürücü bir anlatımın ötesindeydi. Şekillerin kavisleri, birbiri ile uyumlulukları oraya ait ve o yaşamı destekler bir şekilde planlanmıştı. Çeşitli otların, çiçeklerin ortak aromalarının cazibeli kokusunu saçan çadırdan olan yuvaları geceye hazırlanıyordu. 
Kamera; Barıs 2008 Athena Tapınağı
Bir gün daha kendi yazılımını ve kendi
sürprizlerini geride bırakıp, başka güne doğru
doğuyor...
Kamera; Barıs 2008 Athena Tapınağı
Takıntıların, öğrenimer ve içsel güzellikler
ile yoğrulduğu an: "bizim" yazılımımızın başladığı
harika ve tarafsız bir an dır...
Tanrı, iyi ve kötü diye ayırt etmiyordur bence!
İyi ve kötünün seçenekler içinde, ve dünya tepsisinde
bize sunulumu gerçekleşiyordur.
Sunulumun kabulü: bazen ince bir "nezaket"
bazen de, nasırlı bir kabalık ile...
Kamera; Barıs 2008 Athena - Assos
Tanrıça Athena'nın dinlenmeye çekildiği
dinginliğin günümüzün Tarıçalarına emanet
edildiği büyülü tepe-tapınak
Bakış, kör olan canlıya, görme içgüdüsünün
resmini çiziyor.Görme derinsel bir yaşamın bize
inanılmaz bir zenginlik içinde sunulduğunu
söylüyor...
Kamera; Barıs 2008 Athena
Gösterim kendi cazibesini gösterisiye
sunuyor. Alkış, insandan çok, doğal olan
doğadan geliyor...
Adam Feneri, kadın da, lambayı yaktı. Kadın lambayı, çadırın ana direğine astı.
Adam ise feneri dışarıya en başta ki çınar ağacının dalına astı. Birazdan
yükselen ay, denize ağırdan ağıra yayılırken, adamın fenerinin ışığı, ay’ın ışığı ile birleşti.
Tıpkı kadın ile adamın birleşimleri gibi…
BARIS
06 Eylül 2008































