18 NUMARALI EV


GÜLEN YÜZLÜ EVLER (BOZCAADA)

Kamera; Güven                                    BOZCAADA


                         Taş sokak,taş evler ve bir karış yerde yeşermiş
             çiçekler. İnsan isteyince taşı da, çölü de aradığı cennete
             dönüştürür diye düşünüyorum...

BOZCAADA TAŞ EVLERİ

Kamera, Güven                               BOZCAADA

                               Ahşap pancurlu, ahşap kapılı tarih evler;
                Rum Mahallesinde bulunuyor. Bu yer, açıkhava müzesi
                konumunda. Öyle bir keyif-huzur turları yapıyorsunuz ki,
                yorulmak neymiş unutuyorsunuz.:))

KALE GİBİ DOSTUN OLSUN

Kamera, Güven                                      BOZCAADA


                                        Kale gibi dostun olsun. Sırtını dayadın mı, yan bakan
                        olmaz. Ele bir baksınlar bakalım. :)) Mesela bendeniz fotoğraf

                        çekerken hep düz bakmışam. :))


MASAL DİYARI BOZCAADA

Kamera; Güven                      BOZCAADA   LİMANI


                          Limanı birçok yerden görüntüleye bilirsiniz! Bendeniz
                  sizler için en güzel yerlerden görüntülemişem :))


LİMAN VE VAPUR; İKİ DOST GİBİLER

Kamera; Güven                         BOZCAADA  LİMANI


                                     Liman ve Vapurlar; bir birinden asla ayrı düşünülemezler.

                      Tıpkı inanmış, sevmiş, saymışlar gibi...

SOKRAT'IN EVİ (BOZCAADA)

Kamera; Güven    SOKRAT'IN EVİ

                  Okuyunca bende şaşırdım. 29 numaralı
ev; Sokrat'a aitmiş. Elbette bu ada; ünlü filozoftan da
önce vardı. Ama Sokrat; bu ada da yaşadı mı bilemiyorum.


MASAL DİYARINA AÇILAN KAPI

Kamera; Güven      BOZCAADA-RUM MAHALLESİ


  Ada'nın taş evlerini gezerken; "muhteşem"
diye bilir; yutkunarak seyrin masalımsı keyfini
çıkara bilirsiniz. Evlerin mimarisi, boyası, temizliği
kendilerine ait ruhları bir yana; GÜZEL-İHTİŞAMLI
kapıları bir yana...

  Ben aşık olmuşam bu kapılara. Bir de açılıp,
masalların diyarına girseydim; belki de çıkamaz
bugüne dönemezdim. :))




   18 NUMARALI EV

 

 


Beli çoktan bükülmüş. Kar beyazı olan boyaları dökülmüş; süklüm-püklüm olmuş. Kapısında 18 yazan ev; belli ki çoktan terk edilmiş. Pencerelerini örten perdeleri güneşin etkisiyle asıl renklerini kaybetmiş, solmuşlar. Saksılarda olan çiçekler kim bilir ne zamandan bu zamana susuzluk çekerler. Artık suda gelse yeşeremezler belli!

 

  Kurumuş, solmuş bel vermiş evin 18 numaralı oluşuna takıldım belki. 18 yaşlı yıllarımızın deli kanlı zamanlarına, akşamın bolca yapılan oyunlarına gittim belki de…

 

  18 numaralı ev, özene-bezene yapılmamıştı belki! Ama onun içinde sevinç çığlıkları yaşatan çocuklar dünyaya geldi ve koştular küçük ayaklarıyla; ahşap tahtaların üzerinden. Çocuk sesleri, yanık kadın nameleri, yaşlı nine masalları dinlendi yılların akıp gittiği zamanlarda.

 

  Zamana, yaşlanmaya ve yalnızlığa direnememiş bel vermiş tam ortasından. Koca ev yalnızlığın, insansızlığın kupkuru bakışlarını yapıyordu insan olana. Beli ki artık gözyaşı da dökmüyordu işe yaramaz diye!

 

  Bu evden çok daha güzellerini gördüm. Oyma kapılı, cumbalı, bahçesinde kuyusu olan, ağaçlı, güllü, karanfilli ahşap evlerdi. Kapısında 18 yazıyordu. Daha delikanlı olduğumuz güzel yaşlar. Kredimizin bol, nazımızın geniş olduğu zamanlar. Ana-.babamızın kıymetlisi, gözdesiydik 18’inde olduğumuz yaşlarda.

 

  Bu ev, kimindi, hangi mahalledeydi önemi kalmamıştı artık. Üzerinde satılık yazısı vardı. Kim bilir ne zaman asılmış ve terkedilmiş beyaz badanalı ahşap ev. Yarım yüzyılı devireli çoktan olmuş, belki de bir yüzyıla yaklaşıyordu zamana direnişi. Ağlayanı yoktu arkasından. Onun için şiirler yazılmayacak, besteler yapılmayacak artık. Gösterişten çok uzak, hatıraları da çoktan ölmüş; 18 numaralı ev belki bu kış, veda edecek diğerleri gibi!

 

  Sahile tepeden bakan, tekneleri, gemileri gururla izlediği zamanlar geçmişte kaldı artık. Beli bükülmüş, camları puslanmış, çiçekleri çoktan kurumuş bu ev; kim bilir, ne bayramlar, geçit törenleri, çocuk cıvıltıları izledi, dinledi ömrünün neşeli zamanlarında.

 

  Her tahtasına insan eli değmiş, odalarında insan kokuları gizlenmiş yaşlı ev; son yolculuğunun sessizliğine gömülmüş. Direnecek dermanı yok artık. Ona vurulacak her darbe acıdan çok; belki de sevinç verecek; bir an önce kurtuluşa doğru gidiş adına! 18 numaralı beyaz evin, saksılarında kurumuş çiçekleri gördüm. Duygularımı perişan eden kuru çiçeklerin su döken elleri yoktu orada. Hangi renk ve koku taşıyorlardı belli değil artık. Kurumuşlar, çoktan ölmüşler. Beyaz ahşap evin belki de ilk ölen canlılarıydı. Onlar ile birlikte kim bilir ne ümitler, hatıralar ölmüştür sessiz odaların içinde…

 

  18 numaralı evin soluk pencerelerinde duran kurumuş çiçekleri, bel vermişliği sineye çekerek geçtim ilk önce! Ekmekçi Oğlu Çay bahçesinde çay ve sigara yudumladım 18 numaralı evin hatıraları, yanık sesli kadın nameleri diye! 18 numaralı ev gibi çocuklar ile oynadım, eğlendim. Aşklara kapı araladım, âşıkları sakladım en mahrem odalarda. Yakından baktım martı çığlıkları altındaki mavi Marmara denizine.

 

  Bel vermiş, beyaz boyalarını dökmüş, cumbalı ahşap ev; ölüm döşeğinde beklerken, nice ölümler yaşanıyor sessizce. Bazı ölümler, ölümünle sonsuzluğa kavuşurken, bazı ölümler, ölümünle yokluğun içine akıyor.

 

   Bazı ölümler bestelerde, şarkılarda, masallarda, hikâyelerde yaşıyor; insandan insana akan yaşam iksirleriyle…

 

  18 numaralı ev gibi, daha 18’inde ünlü olmuş seyircinin dayanılmaz coşkularına ortak olmuş bir sanatçı geldi geçti dünyadan. Michael Jackson, 51 yaşında. Ardında çok konuşulacak hikâyeler ile veda etti. 51 yaşında ölen sanatçının 1980 yılların başında çıkardığı Thriller Albümleri, tüm zamanların rekorunu kırdı. Michael Jackson ne kadar çok konuşulursa konuşulsun, hayatının belli zamanlarında kirlenmişlikler bulunsun; o ölümsüz bestelerin, Tanrının özenerek verdiği sesinin kalıcılığını miras bıraktı bu dünyaya.

 

  Michael Jackson ölümü ile ölümsüzleşirken, 18 numaralı evin, bırakacağı saksılarındaki kurumuş çiçekleri, ahşap tahtaları ve kırık-dökük birkaç eşyası; kalıcılığa, ne bir imza, ne bir hatıra olarak katkı sağlayacak.

 

  Besteleri, şarkıları, kendine has sesi; Jackson’ u hep yaşatacak, hatırlatacakken; 18 numaralı evin hatırlayanı olmayacak.

 

  Bir ev daha yok oluyor diğerleri gibi. Ahşabın anlayanı, koruyanı, hatıraların sahip çıkanı olmadığı zaman; yokluğun içine giden bir ev daha gidiyor sitemsiz, bestesiz, şarkısız…

 


                                                                                                                                                GÜVEN 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !