SENİ SEVMEK
Doğa yapmış olduğu makyajı temizleyip üzerindeki kostümleri atıyor şimdi. Çıplaklığın utanmazlık olmadığını, milyon kere gösteren doğa; bir kez daha bizim için soyunacak... :)) 
Kamera; Güven GÜZ ZAMANI - TEKİRDAĞ
SENİ SEVMEK
Her şeyin oldukça bol olduğu ama avuç içine alınan su gibi akıp giden zamanların dünyasında sevgiyi arıyoruz. Ne kadar çok insan var sevgi üretecek. Ne kadar çok canlı var; sevgilerimizi besleyecek…
Çok eskilerden bir şarkı var. Hani iliklerimize işlemiş ve döngünün döndüğü güzel dünyada, döngü ile yenilenen hücreler gibi sevgi ve özlemle varlığını devam ettiren bir şarkı… Edip Akbayram’ın klasiklerinden birisi;
Seni sevmek sevmelerden birisi
Ben seni de gülleri de severim
Belki farklı olur gönül ağrısı
Ben seni de kuşları da severim
Seni sevmek sevmelerden bir bütün
İnsanı sevmek, doğa sevmek, yar sevmek
Ben çoğalan sevgileri severim
Belki farklı olur gönül ağrısı
Ben seni de kuşları da severim
Der yılların sanatçısı. İnsan sözler ile bütünleşmiş eylemlerde yaşar. Sadece sloganlaşmış sözler, iyiliği ve sevgiyi laf olarak üreten bedenler kalıcılığın keyfini süremezler. Söz bedenin tekrarlanacak ve döngünün bereketli ovalarından, dağlarından, ormanlarından beslenip de gelmeli.
Sözler, doğanın kendi formülünü oluşturduğu kokulardan, köpük köpük akan sulardan, yeşilin her tonunu barındırıp kuşların barış şarkıları söylediği ormanlardan gelmeli. Sözler beden ile bir bütün ve bütün ile ayrı bir bütün olmayı bilmeli. Söz, o anı değil, anları kurtarmayı hissettirmeli…
Ne kadar çok insan var yaşadığımız büyülü dünyada. Bir yudum suyun ve bir parça ekmeğin minnet oluşturmayacağı zamanı yaşıyoruz. Katmerleşen kalplerin yalancı gözyaşları kimin için akar belli değil! Milyar yaşındaki gezegenimizin milyar sayıdaki insanları sevgiden çok sevgisizlik pişiriyorlar. Ve ağza atılan her lokma lezzetten çok acı vermeye başladı.
Ölümden önce verilen yaşam hakkımızı nice başka ölüm üzerine bozguna uğratırız. Ve ölüm yaklaştıkça yaşamın bize ait olduğunu algılarız geçip giden trene bakar gibi bakarız, gelmeyecek taze günlerin hayaliyle… Ve koklamayı unuttuğumuz gülleri, karanfilleri hatırlarız. Sevgiyi güzel kokular üreten bedenler ile beslemediğimizi hatırlar, sevgisizliğin kölesi olduğumuzun hızdır abı ile inleriz…
Dünyanın zenginliğinin baş döndürücü kısır savaşlarını izlemeye o kadar çok dalarız ki, güleri de, karanfilleri de sevmeyi unuturuz. Toprağın kokusu, suyun tadı, gönüllerin ağrısı yoktur diye; haykırırız. Hâlbuki minnet duyulacak bir tas suyun olağanüstü güzel bir tadı vardır. Ya toprağın birbiri içine geçmiş nice güzel canlının hayat veren kokularına ne demeli! Gönlümüzün nerede olduğunu unutmuş gönül insanlarını gönü ağrısını duyacak, algılayacak insanlığı da bastırılmıştır. Hâlbuki gönül ağrısı bize ait olan bedenin her yerinden ve her yaşı altüst edecek neşede, tazelikte duruyordur da haberimiz yoktur…
Yanan yüreklerimiz gibi yaktığımız ve bir türlü adam gibi tedbir alamadığımız ormanlarımız gibi yanan bedenlerin yangınını yaşıyorum. Kuşları kafeslere kapatıp, ormanları unutmuşluğumuzun günah çıkartma töreninin ezikliğini de ayrı bir KEYİF ile yaşıyorum. Bu keyif öyle bir şey ki, sürekli sevgiyi hapsediyor.
Sizi çok seviyoruz kuşlar; ama kafeslerinizde güzel güzel öttüğünüz sürece. Sizi çok seviyoruz ama tutmuş olduğum takımı ; “Beşiktaş” diye söylediğiniz sürece. Sizi çok seviyoruz kuşlar uçmadığınız sürece; sizi çok seviyoruz balıklar; ama yüzmediğiniz, yüzemediğiniz sürece…
Gönül ağrısının gönülden gönül’e akan bedeni; seni çok seviyorum; kölem-kulum ve itaatkârım olduğun sürece…
Güller, karanfiller sizi çok seviyorum; çamurlaşmış saksı toprağında kokmayı unutmuş güzellikte açtığınız ve hiçbir arı, böceği davet etmediğiniz sürece…
Şimdi kaybettiğimiz sevgileri, var ettiğimiz şarkılarda yaşatacağız.
Seni sevmek sevmelerden birisi
Ben seni de gülleri de severim
Güven































