body oncontextmenu="return false" onselectstart="return false" ondragstart="return false"> BARIŞ'TAN SELAM OLA,SELAM - Blogcu


« Önceki | Sonraki »

3/7/2009

MİLLET RAHAT UYUSUN


SAAT KULESİ-İZMİR

Kamera; Güven                   Konak Meydanı-İZMİR

                            
                                    Şehirlerin hatırlanası,özlenesi yerleridir;
                     meydanlar,bulvarlar ve hoş sohbetler.


ATATÜRK EVİ

KAMERA; GÜVEN    ATATÜRK EVİ-ALSANCAK  YIL-  1875


                                       Kordonboyuna yakışmış içi hatıralar ile dolu
                             değerli bir müze.

                                       Ülke kurtarmış, ülke yönetmiş büykü adam;
                            ona verilen mülkleri tekrar halkına vermiştir.

                                     Zengin olmayı "en yüce" başarı sayan,gizli
                            hesapların milyar dolarlık sahiplerinin lanetli
                           bakışları; bu adamı anamaya yetmiyordur.

ATATÜRK EVİ-ALSANCAK

Kamera; Güven               ATATÜRK EVİ - MİSAFİR SALONU-İZMİR


                               Mustafa Kemal; "Hayat mücadelelerden ibarettir."
                      derken; kendi zengin-gülçü felsefesini de ne güzel
                     anlatmış;miskinlik çökmüş, pes etmiş ve gökten
                    mutluluk bekleyen insancıklara...



ATATÜRK EVİ -ALSANCAK

KAMERA; GÜVEN          ATATÜRK EVİ   YAVER ODASI


                            Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de, dayanak
                noktası ulusal egemenliktir. Der büyük Atatürk. Der
               çünkü eseretin ne demek olduğunu iyi görmüş,iyi
              anlamıştır.

                        Zavallı uygarlık düşkünü bizler; bir ev, bir araba
              ve bir de şoför için; kim bilir hangi özgürlüklerimizi,
              ulusal çıkarlarımızı; "soylu" bir ticaret diye satmışızdır?

ATATÜRK MÜZESİ

KAMERA; GÜVEN       ATATÜRK EVİ-ALSANCAK-İZMİR


            "Kültür; okumak, anlamak,görebilmek,görebildiğinden anlam
      çıkarmak,uyanık davranmak,düşünmek, zekayı terbiye etmektir."

                                                                                     MUSTAFA KEMAL

           



MİLLET RAHAT UYUSUN

 

 

Kıskanası diyarların, bir türlü bölüp bölüştürülemeyen memleketimizin yaşayanı olmakta ayrı bir onurdur. Milletiz biz. Hani millet için varlığımızı;  Çanakkalelere, Dumlupınarlara, Kocatepelere adamış olduğumuz milletin evlatlarıyız.

 

   Övünülecek ve irdelenecek tarihleri, olayları karıştırıp bir türlü rahat uykunun keyfini yaşayamayan özel bir milletiz. İki bin yıllık tarihine dönüp baktığımızda bölünmemiş, kavgasız geçmiş bir yüzyıl yaşamamış milletin onurlu evlatlarıyız. Ama her nedense, keskin sirkenin asidini dengeleyip; küpe verilen zararı engelleyemeyiz.

 

  Her şeyin bittiği yedi düvelin haritalar üzerinde bizleri paylaştığı, istenmeyen milletin son temsilcileriyiz biz. Yetmiş yedi millet içinde her nedense, bir bizi seven yoktur. Bir bizim dostumuz, sırdaşımız oluşmaz bunca ülkelerin milletleri içinde.

 

  En geri memlekete dahi gitsen, spor, sanat, ilim seven insan bulsunuz. Her memleketin sazı, sözü dinlenen insanları da vardır. Ama bir türlü bizim insanımızın sazı sözü, fikirleri dinlenemezdir.

 

  Doğuda verdiğimiz şehitler, harcadığımız milyar dolarlar; milletimizin rahat uyuması içindir. Batıda kirlettiğimiz dereler, ırmaklar, denizler, sanayileştirdiğimiz tarım alanları da; milletimizin daha da rahat ve varlıklı uyuması içindir. Sahil şeritlerini betonlaştırıp, deniz ve boğazlarımızı özel mülkiyet haline dönüştürmemiz de milletimizin kalkınmış refahı adınadır. Geriye ne kalıyor o zaman? Bu keyif, bu huzur, bu kalkınmışlık içinde rahat uyuyan bir millet olması gerekli! Peki, öyle mi? Ne hazindir ki artık uyku hapları bile kurtarmıyor…

 

  Bir şeyler eksik! Bir şeyler tartışılmıyor ve düzeltilmek için gerçek çabalar gösterilmiyor. Suyun başında olan söz sahibi efendiler, ne hazindir ki; “emekli” olunca konuşuyor. Tabi ki onlarda haklı! Çoluk-çocuk, eş ve gelecek düşünmekten milleti düşünemiyorlar; haklılar…

 

 

  Cumhuriyetin kurulması; daha da rahat uyku uyumamız; daha çok sanat, bilim-ilim üretmemiz demekti! Böyle de oldu. Kıskanası bir yükselme, değişim yaşadı; kendi özünü kaybetmiş kendini yok saymış ve günlerce uyumamış milletimiz.

 

  Ünü bizim sınırlarımızı çoktan aşmış, kalplerimizden çıkarıp rozetlere, heykellere, fotoğraflara taşıdığımız Atatürk; Norveç’te farklı anılıyor. “Atatürk gibi olmak” deyimi Norveç’in günlük hayatın girmiş çoktan. Kurtuluş savaşında yenik düşen Yunan başkomutan Trikopis her cumhuriyet bayramlarında Atina’daki Türk büyükelçiliğine gidip Atatürk’ün resminin önünden geçip saygı duruşunda bulunduğunun irdelenmesi, derin olmalı.

 

  Bizim liderimizi, bizim ülkemizi kıskandıkları gibi kıskandıkları da bir gerçek! Bir gerçek daha var ki, yönler daima karıştırılıp duruluyor. Ne batı, ne doğu; karışmış karmakarışık bir yön dönencesi içinde bocalayıp duruyoruz. Tüm dünyanın gıpta ile baktığı bir lideri, bir milleti çıkarıp, küllerinden doğuruyoruz; ama yeşermiş, meyve verecek harika bahçeleri de yok ediyoruz. Kim sorarsa; daha iyi uyku uyuyalım adına…

 

  Kurtuluş savaşı yaşanmış, İzmir kurtulmuş çok tatlı bir yorgunluk var. Atatürk ve arkadaşları Ankara’ya hareket edecekler. Trene binerler ve her kez kompartımana çekilir. Ertesi gün yaver Atatürk’ün kompartımanının kapısını çalar; Atatürk, yorgun ve bitkin bir halde kravatını yıkamaktadır. Yaver;

“paşam bu ne hal, çok bitkinsiniz hiç uyumadınız galiba” der.  Atatürk;


 
“çocuk kompartımana battaniye, yastık koymaya unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağırdı. Setremi yastık yaptım üşüdüm.” Uyumadım kalktım der. Yaver; “aman paşam birimize haber verseydiniz. Hemen size bir yastık, battaniye getirirdik.” der.

 

  Ülkesini kurtarmaktan dönen yorgun komutan; “ geç fark ettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil, MİLLETİN rahat uyumasıdır.” der.

 

  Bu komutanın, bu büyük adamın, ne rozete, ne heykele ihtiyacı var ölümsüzlük adına! Çünkü o milletini, bu günün milletinden çok farklı bir geleceğe taşıma telaşındaydı. Adım adım giden, düşmanlarının bile gıpta ile bakacağı; ilim-bilim, sanat, iş üreten bir milletin uykusuz komutanıydı Atatürk.

 

  Dostlarım, anlaşılan bir gerçek var ki; milletinin uykusunu, rahatlığını düşünen bir lider-komutan; kendi uykusunu, rahatlığını feda etmek zorunda. Onun rakı sofraları bile çok görülüyorken; şimdinin savurgan-yalancı yöneticilerine ne demeli, hangi sözcükler ile seslenmeli bilemiyorum…

 

  Bir komutan düşünün ki; tüm dünya şapka çıkarsın ve milletinin rahat uyuması için kendini gönüllü uykusuzluğa adasın! Ve yine bir yönetici düşünün ki; milletini sürekli uykuya, uyumaya, uyutmaya davet etsin… Ne acı, ne hazindir dostlarım…

 

                                                                                                                                         GÜVEN


30/6/2009

ÖLMÜŞ EŞEK KURTTAN KORKMAZ


ALAÇATI-ÇEŞME

Kamera; Güven   Alaçatı-Çeşme  Haziran 2009 -Büyük Kurtarıcı

               
               Sanatla ilgili eserler yapmak güzel şey! Ama sanata konu
       olmuş sanatçının fikirlerini yüceltmek ve yaşatmak daha da
        güzel...


ÇEŞME TAŞ EVLERİ

Kamera; Güven   Çeşme'nin tarihi taş evleri

                               Çeşme kalesinden harika görüntüler; sizin için
                              şov yapıyor. Denemelisiniz...

                               
                              Not; Bu güzel yöreyi daha iyi anlamak istiyor ve
                           anlamlandırmaya özeniyorsanız; Mehmet Culum'un
                           ÇEŞME romanını okuyunuz. Lütfen.


ILICA-ÇEŞME

Kamera; Güven                         ILICA-ÇEŞME

                               Ilıca plajlarında gün sımsıcak. Denizin güzel
                            koyları da, serinliğe davet ediyor. 

                               Temizliğe,duruluğa bakarmısınız lütfen!


ILICA PLAJLARI

Kamera; Güven                   ILICA-ÇEŞME

                         Şimdi tatil zamanı! Kendinizi korkutmayın lütfen!

                         Yok Çeşme,Alaçatı,Ilıca; çok pahalıymış,öyleymiş,
                       böyleymiş...

                         Siz karar verin ve kendi bütçenizi yapın. Her bütçeye
                         göre; kalacak yer,yiyecek var! Yeter ki arayınız... :))         


SAKIZ AĞACI-ILICA

Kamera; Güven                  SAKIZ AĞAÇLARI  ILICA-ÇEŞME

                      
                        Azimle ... duvarı delermiş. Bendeniz de sakız ağaçlarını
                       merak ettim, illha görmek isterim dedim! Ve sordum,
                       soruşturdum koruma altına alınmış 13 adet sakız ağacını
                       Ilıca'da buldum.

                       Meşhur damla sakızın damladığı yeşil ağaçlar. Küçük bir
                     koruluk oluşturmuşlardı. Serçeler öyle şımarık oyun
                     oynuyorlardı ki haylazlığım kabartı, kabardı... :))

CAHİT POYRAZ-ILICA

Kamera; Güven                        CAHİT  POYRAZ

                      Cahit inşaat işçisi.23 yaşında. Ağrı'dan gelmiş.Simsiyah
                   gözlerinde derin sorumluluklar gizli. Dost olduk zamanın
                   kısa ve sıcak akışında. Birlikte yürüdük,sohbet ettik,
                   limonata içtik.

                     Cahit, seni buralara getiren ne oldu? 

                     " Daha fazla para kazanmak.Daha iyi yaşam sürmek."
                    
                     Cahit, yakışıklı adamsın, buralarda da güzel kızlar var.
                   Söylermisin kız arkadaşın var mı? Mahcup bir tebessüm
                   ve gözlerime baktı.

                     "İki yıl önce Alman bir kız sevmiştim. Daha doğrusu o beni
                      sevdi ve Almanya'ya almak istedi. Herşey hazırdı.
                      Abim izin vermedi."

                    Sizde büyüklerin sözü en son söz, en geçerli sözmüdür Cahit?

                       "evet, abimi kıramazdım ve onun söylediği son sözdü.
                       Ama gitseydim daha iyi durumda olurdum."

                    Ağrı'da yaşadığın yerde sevdiceğin var mı?

                      "var.Şimdi başlık parası biriktiriyorum. 15 belezik yaptırmam
                       lazım."

                     Cahit, sevdiceğinin ismi nedir? Bana söyler misin? Sorduğum
                    tüm sorulara samimi cevaplar alırken; Cahit sevdiceğinin
                    ismini tüm ısrarıma reğmen söylemedi.

                         "söyleyemem.Lütfen bu konuda üsteleme etme Ağbey!" 


                       Simsiyah bakışlı dost kalpli Cahit'e buluşmak üzere ,
                   diyerek hoşçakal dedim. Kimbilir belki bir gün,Cahit'i
                  doğduğu Ağrı Dağı'nın eteklerindeki güzel köyünde ziyaret
                  ederim...

                    





ÖLMÜŞ EŞEK KURTTAN KORKMAZ

 

 

  Dağların, ormanların efendisi kurt; eşeğin korkulu rüyasıdır. Ele bir de rüzgâr kurttan yana esiyorsa; eşeğin ayakları çözülüverir. Tüm ömrünü yük taşımak, sopa yemekle geçiren eşeğin bir de kurt korkusu yaşaması; Tanrı’dan revamıdır? Bilinmez.

 

  Yakında yüz milyon olacak ülke insan nüfusu daha çok sopalar kaldırır, yükler taşır… Hak-adalet diyerek kim bilir kaç insan geldi geçti bu ülke topraklarından. Kim bilir kaç insanın kemikleri sızlıyordur yattığı yerden! Geriye dönüp tarihe baktığınızda yüz yıl, iki yüz yıl önceki yaşam tarzlarını incelediğinizde de aynı kadersel tekrarın filmini görürsünüz. Yani eşek hep yük taşır. Arpayı bulunca da sonsuz şükranlarını sunar, sahibi olacak kutsanmış canlıya.

 

  Eşekler o kadar çoğunlukta ki, semer vuranların eşek bulamama gibi derdi yok! Biraz su ve arpa koklattın mı eşekler sıraya girer. Semer vuranlar, sopa kaldıranlar hep azınlıkta ve hep varlıklıdırlar. Bilinmeyen derelerin, ırmakların suyu onların kasalarına akar. Arada sırada eşeklikten kurtulanlarda oluyor. Bir şekilde Tanrının da yardımı ile terfi ederler. Artık saman yemezler, kurt korkusu da yaşamazlar.

 

  O kadar büyük bir çoğunluk olmamıza rağmen, sopanın ve kurdun korkusunu bize ait bir kadermiş gibi taşımak, aklın yoluna başvurmamak ise hangi kabullenişin gereğidir bilemiyorum. Sanıyorum ömrümün sonuna gelince de bilemeyeceğim gerçeklerden birisi de bu olacak. Evde, kahvede, işyerlerinde mutsuzluğu oynar, eşekliğin en büyük acılarını çekeriz de; iş eşeklikten kurtulmaya gelince parmağımızı oynatmayız… Çünkü biz eşek doğmuşuz diye kabul etmişiz bir kere!

 

  Aziz Nesin Türk halkının % 70’i aptaldır dediğinde eşekliğimiz tutup cılız tepkiler gösterdik. Sonra, sırtımızdaki semer ve içimizdeki kurt korkusuna rağmen geri kalan % 30 aptal değildir inancına sığınıp üstümüze bile alınmadık. Hâlbuki Aziz Nesin o sözü ile bir devrim yapıp tüm eşekleri uykusundan uyandırmak istemiştir. Ama uyku öyle güçlü ve sopaya öyle alışmışız ki; olmuyor onsuz olmuyor…

 

  Sosyal konuları halkın gözü ile irdeleyen usta yazar; tüm tepkilere, lanetli bakışlara aldırmadan son vuruşu yapmak istedi giderken… Ama anlayanlar da % 30 içinde kalan akıllılar, eşek olmayanlar zannettiler kendilerini. Her kez % 30’un içindeyse geri kalan % 70’lik eşekler (aptallar) nerede? Diye sormak geliyor içimden…

 

  Doğrusu bende aynı eşekliği gösterip kendimi % 70’in içinde saymadım. Ne garip bir eşekliğin aptallığı değil mi dostlarım?

 

  Büyük usta aldığı tepkiler üzerine konuşmuştu; “ madem aptal değilsiniz eğitimde, ticarette, sağlıkta niye geri kaldınız. Niye sürekli sopa yiyen, semer takan sizsiniz?” diye sormuştu bize!

 

  İran’da ölen genç kadın Nida kendi ülkesi adına daha şimdiden “temel taşı” olmuş durumda. Gözü kara insan olduğunu hatırlayarak korkmadı çelikten yapılmış kurşundan. Nasıl olsa eşek gibi bir ömür semer vurulup, sopa atılacaktı. Kurttan korkacak, ormanın, dağın doğal özgürlüğünü yaşayamayacaktı.

 

  Nida, “ geri dön, gitme, vurulursun, tutuklanırsın.” Diyen sevgiliye; “ kurşun kalbimi parçalasa da gideceğim.” Demiştir. Ve öyle de oldu. Nida, demokrasi-adalet-özgürlük adına eşek gibi yaşayacağı hayatının geri kalanını halkına armağan etti.

 


 
Saman yemeğe alışmışız bir kere! Ara sıra arpayı bulunca “Allah Şükür” Der yola devam ederiz. Her gün korkmaktansa, ölümü yaşamaktansa; bir kez ölmek daha iyi olur ama gel de anlat bizim eşeklere.

 

  Semer belimi acıtıyor, sopaların izi hale duruyor, kurt korkusu da var ama yaşam güzel deyip; öldükten sonra alkışlıyoruz Aziz Nesinleri, Nidaları! Onların korkusuz ölümlerinde, onurlu seslenişlerinde % 30’lik insan yönümüzü koruduğumuzu sanıyoruz.

 


 
Ölmüş eşek kurttan korkmaz dostlarım…

 



  
Her gün eşeklik edip, ölen soylu insanların onurlu geçmişlerine özeneceğimize; dünyada neler olup bitiyor, uygar ülkeler nasıl yol alıyor, diye uğraş verip semeri atalım derim; gerekirse ölmek uğruna…

 

                                                                                                                                                GÜVEN

 

24/6/2009

AHESTE ÇEK KÜREKLERİ


ÇEŞME-ILICA ŞİMDİ SÖRF ZAMANI

Kamera; Güven     Çeşme-Ilıca      ŞİMDİ SÖRF ZAMANI

                              Anladıklarımın öğretilerine bakılırsa; bu iş en
                     güzel burada yapılıyor.

ÇEŞME LİMANI

Kamera; Güven        
                                      Çeşme Kalesi,doyumsuz panoramayı göz
                          önüne sermiş.Fotoğraf çekmeye öyle bir
                          dalıyorsunuz ki, tarihi kaleden aşağıya düşmeniz
                          an meselesi. Aman dikkat!

PANORAMA

Kamera; Güven            SIFIR KİLO METRE MANZARA

                         Çeşme kalesinden istediğiniz kadar bakın,
                fotoğraf çekin ve irdeleyin... Manzarayı asla
               eskitemezsiniz. :))
ÇEŞME KALASİ VE MANZARA

Kamera; Güven                                               ÇEŞME

                                Bu küçük yerleşkede patron mavi ve yeşil olmalı:))

                     Palmiyeler coştukça coşmuş.Belli ki zoraki bir kabul
                     edişin kültürü yok bu diyarlarda.
            

                                      

YÜKSELEN DEĞER ÇEŞME

Kamera; Güven                                                ÇEŞME

                                Tarihe önem verilmiş.Geçmiş ile hesaplaşma
                    yapılmasa da; "ben-biz haklıyız" bir kenara bırakılmış.

                               Buradaki insanlar turizmin hayatları için ne
                   kadar önemli onu fark etmişler.
İZMİR-ÇEŞME (LİMAN)

Kamera; Güven                               ÇEŞME  LİMANI

                                   Her şey, güzel ve düzenli. Ama en önemlisi temizlik
                         olmalı! Geçmişten bu güne tüm dinler; TEMİZLİĞİN
                         savaşını veriyor. Çeşme, kirlileğe meydan okumuş.

GÖLGE ETMEYİN YETER

Kamera; Güven                          GÖLGE ETMEYİN YETER 

               
                                         Maviliğe dalmış güzel hanımın yalnızlığını
                             kıskanarak izledim.

                             Severem, öperem ben yalnızlığı... Güzel şey, kalabalıkların
                             birikimini yalnızlığın sanatı ile harmanlamak...

IŞILDAYAN LİMAN-ÇEŞME

Kamera; Güven                                  ÇEŞME VE GECE

                                  Ne gün geceyi, ne gece günü aratıyor bu yerlerde.
                         Gün, serin Ege'nin suları ve esintisi ile buluşturuyor.
                          
                                   Gece ise, ışıltının karanlık ile masalımsı güzelliğini
                           sunuyor.      
                   
KALENİN BEDENLERİ

Kamera; Aziz Bey   ÇEŞME KALESİ

             Kalenin bedenleri vay vay (yok öyle değildi)

             Bulmuşam; kalenin bedenleri yâr yâr yâr :))

             Kale 1508 II.Beyazıt zamanı Türk mimara
  yaptırılıyor.

             Bugüne kadar gezdiğim, gördüğüm
en bakımlı, en iyi korunmuş durumda olan bir kale.
 
İçinde kaybolmak,çocukluğun oyunlarına dalmamak
 içten bile değil... :))

ALİ BEY İLE AYŞE HANIM -ÇEŞME

Kamera; Güven  Ali Bey ile Ayşe Hanım


   İki tontoş Çeşme'de yaşıyorlar. Eşleri ölmüş
olan iki komşular. Dile kolay 60 yıllık komşular.

  Ali Bey, Kavala'dan, Ayşe Hanım Sakız Adası'ndan
değişim; eskilerin dediği gibi mübadele ile gelmişler.

Ali Bey; 96 yaşında. Ayşe Hanım ; 80 yaşında.

Kırk bir kere maşallah...





AHESTE ÇEK KÜREKLERİ

 

 
Küçük bir sandal küreklerin emrinde küçük dalgalar içinden yol alıyordu. Bir kadın ve kadının dizlerine yatmış küçük bir kız çocuğu sandalın yol aldığı yolun yolcularıydı. Kürekleri çeken adam; kadının eşi olmalıydı. Usulca çektiği küreklere yabancı olmadığı ortadaydı. Belli ki şehrin gürültüsünden, tozundan, sıcağından kaçmışlardı…

 

  Ay çıkmamıştı daha. Şaire ilam vermemişti öncelerden verdiği gibi. Şair tepenin üstünden mehtaba bakamıyordu şu an. Rakım sıfırdı anlayacağınız. Adam aheste çekiyor kürekleri. Kadın dalgın bakışlarını denizin maviliği ile birleştirmişti. Küçük kız dalgaların oyununa yenik düşmüş midesi bulanıyor olmalıydı.

 

  Geçmişin derinliklerinden bir ses ölümsüz mısraları hatırlatıyor;

 

  “Aheste çek kürekleri, mehtap uyanmasın.

  Bir âlemi hayale dalan ab uyanmasın.”

 

  Kaç zaman oldu kürekleri aheste çekmeyeli? Kaç zaman geçti varlığının diğer varlıklara adanmış bir körlük içinde hızla yok oluşa gittiğini sorgulamayalı?

 

  Kendimizden, gerçeğimizden, hayalimizden kaçar olduk! Ne hayaller hayal gibi, ne gerçekler gerçek gibi yaşanır oldu. Şairin dediği gibi; “dayanışma” artık yükselen değer değil. Borsada iyi prim yapmıyor. Ucuz, kampanyalı, bol taksitli eğlence-tatil yerleri bizleri bekliyor. Komşu çığlıkları artık mutlu etmiyor insanları. Düğün ve cenazeler zorunlu uğrak yerleridir kendi gerçeğinden ve hayalinden kaçan insanın…

 

  Bilmem ki kaç zaman oldu aheste çekmediğim küreklerinin sandalına binmeyeli. Kalbe ok gibi batan mehtabın ışığında mırıldanmayalı, yürek dumanlarını tüttürmeyeli kaç zaman oldu bilemiyorum…

 

  Hep daha güçlü, daha zengin, daha bilgiç ve güzel görünme uğraşı verir; ama bir türlü bu âlemin içinde asılamayız küreklere. Aheste aheste asılıp küreklere, ay ışığının gösterdiği yolda gidemeyiz sevgiliye. Var olanın kendisi değil, izi gereklidir bize…

 

  Adamın biri bir gün ava çıkmış. Amacı aslan avlamakmış. Diğer avcılar, keklik, ördek avlaya dursun; o farklı bir iş yapıp adını duyurmak istemiş. Öyle ya aslan avlamak her babayiğidin işi değildir.

 

  Silah elde dere-tepe düz gitmiş. Yolda her rastladığı insana, “aslan izi gördünüz mü.” diye sorarmış. Aldığı cevap; “yok, aslan izi görmedik” olurmuş. En sonunda birisi ona seslenmiş;

 

  “ be adam ne bağırıp duruyorsun aradığın aslan şurada.” deyince bizim aslan avcısının dili tutulmuş. Titremeye başlamış. Ve zorla konuşmuş;

 

  “be adam ben aslanın kendisini değil izini soruyorum.” demiş.

 

  Harika bir kara mizah değil mi dostlar? Bizler, aslanın kendisini değil daima izin ararız. Ve o yüzden mehtap bize yol gösterirken kayığa binip aheste asılmayız küreklere. Çünkü mehtabın içinden çıkacak sevgiliden korkarız. Biz sevgiliyi değil onun izini ararız. Bulduğumuzda korkar, titrer ve bir şekilde kaçarız… Çünkü yaşatmanın, yaşamanın kendince doğal bir bedeli vardır… Küreklere aheste aheste asılmanın da, mehtabı uyandırmadan hayallere dalmanın da insani bir bedeli vardır.

 

  At izi ile it izinin karıştığı, atın önüne et, itin önüne ot konulduğu bu zamanda; küreklere asılacak, suyu uyandırmadan mehtabın içinde yol alacak babayiğitte kalmadı…

 

 Demokrasiyi ağzımızdan düşürmez, insanlık adına çığlıklar atarız dört duvar aralarından. Çünkü ne demokrasinin, ne insanlığın kendisi lazımdır bize. Asıl olan izidir… İşte şurada duran demokrasi, şurada duran insanlık deseler; sarılmak yerine; bize gösteren insana bağırırız;

 

 “be adan biz demokrasinin, insanlığın kendisini değil izini arıyoruz.” deriz…

 

  Dinlediğimiz tüm şarkılarda sevgili-aşk vardır. Bir türlü yakalayamadığımız sevgili ve aşk hemen şurada deseler;

 

 “ be adam biz aşk-sevgili mi arıyoruz; izi lazım bize, ulaşamadığımız kendisi değil!” der; garip ama insan dışı olan kandırılmış bugünlerin yarınlarına doğru yol alırız…

 

  Sizler yinede bu âlemde bulabileceğiniz bir yerde küçük bir sandala oturun. Mehtabı uyandırmadan aheste aheste asılın küreklere. Derin hayallere dalmış suyu da uyandırmadan dokunun sevgiliye; yalnızca dokunun…

 

                                                                                                                                                 GÜVEN

 

 

19/6/2009

DELİLİĞİN DAYANILMAZ CAZİBESİ

TEKİRDAĞ ARKEOLOJİ MÜZESİ

Kamera; Güven    Haziran 2009   Tekirdağ Arkeoloji Müzesi

                             Cumhuriyetin hediyesi olan müzelerden birisi.




MÜZE VE ÇOCUK

Kamera ; Güven        Haziran 2009  Doğa Irmak, müze ziyaretinde

                           Tekirdağ Arkeoloji Müzesinin yeşil ile buluşmuş
               bahçesi; boyutlar arası gezinmek adına çok uygun ve
              tenha bir yer. Siz dalmış olduğunuz yerden gezmeye
             çıkmışken; size arkadaşlık eden; çam,gül ve zeytinler var
             sadece...

ANTİK HEYKELCİKLER-TEKİRDAĞ MÜZESİ

Kamera; Güven       Arkeoloji müzesinin antik heyklecikleri.

                           Bizden çok önceleri, bizim bedenimize benzer
                   insanlar tarafından yapıldılar.Küçük heykelcikler
                  canlanacaklarmış gibi...

YEŞİL İLE MAVİNİN BULUŞMASI

Kamera; Güven                        TEKİRDAĞ LİMANI

                              Haziran 2009-  Mavilik bir rüya gibi serilmiş
                          gözler önüne. Yeşil, mavi ile kendi olağan ve doğal
                           dansını yapıyor

KÜÇÜK ASKER

Kamera; Güven    KÜÇÜK ASKER

        Limanımıza gelen savaş ve mayın temizleme
 gemilerini teftiş eden Doğa Irmak; gemilerimize
ve askerlerimize tam not verdi. Ele, bir de bizim
işçiliğimiz ile üretilen savaş gemimizi görünce,
daha da keyif aldı...








DELİLİĞİN DAYANILMAZ CAZİBESİ

 

 

Biz akıllı görünen insanlar “deli” görünen insanlara takılmayı severiz. Her şehrin kendine özel delileri vardır. Bir de “akıllı” görünen gizli delileri… Yıkıcı, tehlikeli deliler varken; yapıcı, sevimli deliler de vardır.

 

  Bu güzel şehrinde kendine has delileri vardır. Şimdi olmayan, aramızdan ayrılmış olan “küp Ali” de bize özel sevimli delilerimizden birisiydi. Dokunmayınca ürkek bir tavşan gibi dolaşırdı adımladığı sokakların amaçsız yolculuğunda. Deliliğin kıymetini bilmediği için; akıllı gibi fantastik bir merakın kurbanı olmuştur Küp Ali…

 

  Şehrimizin sevimli delisi Küp Ali, fantezi şeylere; kadın iç çamaşırlarına meraklıydı. Gördüğü, erişebildiği kadın eşyalarını, gecenin görünmezliğinde kaçırır, kendi dünyasına katardı. Ve bir gece böyle bir fantezi çıkarması yapmak adına tırmandığı ikinci katta, hayata tek bir kurşunla veda etti… Deliydi ama sevimliydi. Ürkek bir tavşan gibi gezerdi, biz akılların gezdiği sokaklarda.

 

  Ve tanımayan, onu sevmeyen yoktur diyebileceğim bir başka delimiz de; Şerif. Arabesk merakı, sinema sevdası en az biz akıllar kadar gelişmiştir. Süslenmeyi, biz akıllılar gibi görünmeyi de oldukça severdi. Kravatlara özel bir ilgisi vardı.

 

  Bu şehirde iki deli, halkın gönül tahtında yer tutmuştur. Bunlardan birisi de Şerif! Gülen yüzlü, iyi huylu olan Şerifi; gençliğimin deli-kanlı yıllarında bir sinemada tanımıştım. Meraklı olduğu, arabesk şarkıların zirve yaptığı yıllarda; Şerif müdüriyette oturuyordu. Bakımlı ve kravatlı haliyle onu müdür sanmıştım. O da öyle gösterimlere meraklıydı. Biz deliliğin cazibesine merak sararken; o da biz akıllıların mertebe merakına tutulmuştu. Kendini sinema sanatçısı gibi; rol içinde zanneder, izlemiş olduğu sinema sanatçısının rolünü bir güzel gösterime sunardı.  

 

  Kimseye zarar vermeyen, biz akıllara güldürün, huzur veren Şerif bir başka akıllı geçinen deli tarafından hırpalanmış. Şimdi hastanede insan içine çıkmaya korkarmış. Öyle ya, akıllı diyarların tehlikeleri çoktur…

 

  Bir başka delimiz ve bizim sevgili muhtarımız Cevat ağabeyimizdir. Değişmeyen fizik yapısı ile sorumsuz ve sorgusuz dolaştığı sokakların sahibidir o! Biz onların rahatlığına, güleç yüzlerine, çılgın hareketlerine güler, eğlenir belki de özenirken; Cevat’ta yine bir akıllı işi olan ve artık çağını dolduran muhtarlığa özenmiş. Sağ olsunlar, onu seven akıllılar ona küçük bir yer vermişler. Küçük bir masası ve sandalyesi ile muhtarlığın tüm azametli görüntüsünü oluşturuyor.

 

  Her sabah işe gelirken, akıllı muhtarlar işe gelmemişken, deli Cevat işinin başında, masasında oturmakta. O ele geçmez koltuğa öyle bir oturuyor ki, biz akıllılardan çok öte… Özeniyor ve bizleri taklit etmeye çalışıyor. Cevat bilmiyor ki, biz akıllılar, gülmeyi unutmuş canlı cenazeler; Cevat gibi deliler sayesinde gülüyoruz. Onların doğallığı, hırçınlığı, fantezi bakışları ile demleniyoruz…

 

  Akıllı olmak zor iş! Doğal süreçlerin delileri, hiçbir şeyin farkında olmadan, kendilerine özel davranışların çocuksu sahiplenmesi ile yaşarlarken; akıl eğitim almış, aklını geliştirmiş biz insanlar; her an doğal olmayan deliliğin taraftarı olabiliriz. Ağır adamlığın, unutulmuş gülmelerinde, anlaşılmayan ezber hayatlarının değişmez debelenmelerinde; akıllı kalmak zor iş! Ve şimdi deli olma zamanı geliyor… Sorumlu olduğumuz ve bir türlü bitiremediğimiz dünya işlerini; geri kalan akıllılara devredip, deliliğin o harika çekim kuvvetine sığınmak; çok özel bir şey olmalı…

 

  Biz akıllara, daha iyi yaşam ve daha kalıcı huzurlar vermek adına, sürekli arayış içinde bulunan filozoflara ne demeli? Erdemi ve soyluluk üzerine kurdukları üstün insan olma öğütlerini bizlere sunarlarken; kendileri deliliğin çok yakınına gelmiş olması; deliliğin dayanılmaz cazibesinden olabilir mi?

 

   Acaba biz akılları daha iyiye, daha erdemli yaşama sokmaya çalışan filozoflar; bu uğurda kendilerini kurban mı sunarlar…

 

  “En büyük ruhlar en büyük erdemler… Kadar en büyür erdemsizlikler de yeteneklidir.” derken Dascartes, biz akıllılara neyin erdemini anlatmaya çalışmıştır?

 

  Garip bir dünyanın geçiş aşamasında bir başka geçişlere yol alıyoruz. Deliler akıllılara özenirken; akıllılar da, deli olma çabaları içinde koşuveriyor dik yokuşlara doğru…

 

                                                                                                                                              GÜVEN

 

 

 

16/6/2009

AGORA MEYHANESİ


IŞIĞIN VEDASI

Kamera; Güven         Konak-İzmir

                   Günbatımı hoşçakalını derken; ışık oyunlarının ziyafetini
            sunuyordu.

                  Bu bir vedanın ayrılığı değil, hoşçakalın tekrar
            buluşma sözünün verilmesiydi...

ANTİK AGORA SMYRNA KENTİ-İZMİR

Kamera; Güven        Agora - Smyrna Antik Kenti

                                  Çok uzun zaman alacak tüm öykünün gün yüzüne
                        çıkması. Ve bize ait sayılmayan yaşanmışlıklar; bizim
                        yaşamlarımız ile kesişecekler bir yerde...

KÜÇÜK YUNAN ÇOCUĞU

Kamera; Güven                  Agora'nın bebekler ile buşuşması :))

                           Genç anne ve babalara Yunan hükümetinin
                   verdiği gezi desteği. Çocuğun bol olmadığ yerde;
                   insan değerli sayılıyor...

MUTLU BEBEKLER

Kamera; Güven                          Agora Turu

                                 Bebekler mutlu,anne babalar mutlu. Kıt olan
                     her şey değerli.
                                Yunan anne ve babalar tatil keyfini doyasıya
                    yaşıyordu.

                               Türk anne ve babalar; çokluğun cezasını prim
                   yapmıyarak ödüyoruz. Az olan değerli, bol olan
                   değersiz mantığı başrolde ve hâla geçerli... :))

FAYTONCU ZEKİ -ÇEŞME

Kamera ; Güven                    Faytoncu Zeki Agam    -ÇEŞME

                  
                                      Çeşme'nin tek faytoncusu. Sert duruşuna aldanıp
                        çekinmeyin:)) İnanılmaz bir adam. Ona bir iyilik yapın;
                        o sizin emrinizdedir o an... Saygılıydı, nazikti,
                        yardımseverdi...

                                    Zeki agama selam olsun Tekirdağ diyarından







AGORA

  
                        Eski anıları şarkılarda yaşatan, yeni anılara kucak
              açan mutevazi yer; Konak diyarında sizi bekliyor


AGORA MEYHANESİ -İZMİR
                                 
                                                 AGORA MEYHANESİ
          

                 Agora Meyhanecisi İbrahim Ağa. O bir Antalyalı
              O bir duygu adamı.O bir liralık kazanca; on lira
              hizmet anlayışını kültür haline getirmiş insan
.


YAŞLI ADAM SELAMI

Kamera; Güven   İBRAHİM BEY

             Yıllarını insanlara hizmet etmeye
       adamış; eski bir adam. Yaşlı temiz ruhlu
       bir adam; TEKRAR GEL,GEÇERKEN
      UĞRA derken kırk yılın ayrılık rüzgarını da
      üflüyordu.





AGORA MEYHANESİ

 



 
Çocukluğumun hatırlanası yerlerinden birisi de meyhanelerdir. Ağır adamların ve dedemin de gittiği, olur-olmaz insanların içeriye alınmadığı, meyhane kültürü olan yerlerdi.

 

  Meyhane kültürünün bir adabı vardı. Yol-yordam bilmeyen, meyhanelerin dinlence keyfine varamayan; o yerlerin devamlı konuğu olamazdı.

 

  Yaşayan bir efsane haline gelmiş “Agora Meyhanesi” şarkısını bilmeyen, duymayan yok gibidir! Şiir olarak yazılmış sonraları bestelenip, dillerden düşmeyen bir şarkı olmuş “Agora Meyhanesi.”

 

  Gezmeyi; görmek ve dinlemek ile desteklediğinizde ve şansın da sizin yanınızda olduğunu hissettiğinizde sürprizler sunar hayat size! Gezgin ruhunuzun başkaldırdığı ve kalpleri kıra kıra ilerlediği bir yaz günü gelmiş olduğunuz şehirde, kaybolmak istersiniz loş ışıklı sokak lambalarının aydınlattığı caddelerde.

 

  Agora Meyhanesi İzmir’de Kadife Kale (Pagos) eteklerinde ve Agora (Smyrna ) antik şehrinin yakınlarında hizmet veren bir yer. Belki kimi için bir virane… Adı masalımsı bir anma içinde geçmişe karışmış, bugün var olduğu birçok insan tarafından unutulmuş mütevazı bir yer. Ve hâla açık hizmet vermeye devam ediyor. 

 

  Şairin bir sonbahar akşamı uğradığı sekiz köşesinin olduğu ve şimdi yaşlı bir adam tarafından açık tutulan bu yerde; belki de şairin oturduğu cam dibinde oturdum. Ben şiir yazmadım, yazılan bu şiirin burada yazıldığını bilmeden girdim o meşhur şarkının dillendiği bu eski sakin yere.

 

  Şairin yüklü duygularına, ağlayan yüreğine, kanayan boğazına ters orantıda bir yaz gününün akşamında, bulutların geceyi daha da kararttığı zamanda oldum yaşlı adamın işlettiği Agora Meyhanesinde. Önce bir Arnavut Ciğeri ve patates kızartma söyledim. Ardında da soğuk bira istedim. Agora Meyhanesi ölümsüz şarkısında ölümlü bedene can verirken, ardı arkası kesilmeyen kadehlerin anason kokusu da kaplamış olmalıydı sekiz köşeli meyhanenin salonunu.

 

  Yaşlı adamla çabuk kaynaştık. Yorgun yüzün bakışları da yorgundu. O bakışlarda yılların kıymetli izlerini taşıyordu. Karanlık çökmüş şehrin viran sokaklarının loş ışıklı caddesinde ilerlerken bakıyordum yaşlı adamın çalıştırdığı yere. Geçerken o yerden uzaklaşırken gördüm derin bakışların yorgun yüzünü. Ağır adımlar ile geri döndüm ve mantığımın reddettiği girmek istemediği Agora Meyhanesine duygularımın ısrarıyla girdim.

 

  Meyhaneye girmeden önce ne tarihi bir geçmişi, ne dillere destan bir şarkısı olduğunu biliyordum. Sanırım o eski bina o sekiz köşeli meyhane benim oradan öylece geçmeme kıyamadı. Ve yorgun bakışlı meyhaneci buyur etti içeri beni. Fiyatlarının pahalı olmadığı insana güven veren eskinin izlerini taşıyan bu yerde neden olduğumu bilemedim.

 

  “yabancısın buralı değilsin.” dedi yaşlı meyhanece. “evet, buralı değilim. Hasan Sağlam Öğretmen Evinde kalıyorum.” der demez meyhaneci başını salladı. Anladım dedi, senin öğretmen olduğunu anladım.

 

  Öğretmen olmadığımı söylemedim. Öyle sansın öyle bilsin dedim. Onla geçireceğimiz kısacık zamana; “ben oyum-buyum-şuyum” anlamlarını eklemek istemedim.

 

  “burası o önlü yer” dedi yaşlı meyhaneci. “Hangi ünlü yer.” , “ bilinen Agora Meyhanesi!” , “olamaz, gerçekten mi?” ,  yaşlı adam kanıksamış sorulara, yaşamın içinde olduğu kanıksamış gerçek bakışlarla ; “evet burası o meşhur yer. O efsaneleşmiş şarkının yazıldığı-çizildiği yer. Birçok defa gazetelere de çıktı.”

 

  Farkında olmadan o meşhur yere, efsanevi şarkının mendile kan tükürdüğü yere gelmiştim. Gün içinden antik Agora kentini gezmişken; gün sonunda yalnızlığımın depreştiği zamanda amaçsız yürüdüğüm gece vakti buluşmuştuk şarkısının ölümsüz olduğu yerin ölümlü bedenim ile.

 

  Yaşlı meyhaneci beni okur gibi derinlere baktı. Bir şeyler yazdığımı ve benimde yazı adamı olduğumu hissetmiş olmalı. Yanıma çöktü. Şimdi o meyhaneci değil, meyhanede iki arkadaş, iki dostu gibiydik. Zaten müşterisi de azdı. Sessiz insanların tarihi ile buluştuğu bir yer gibi buluşmuşlardı Agora Meyhanesiyle… Meyhane kendi hikayesini anlatıyor onlarda kendi hikayelerini…

 

  Usta işi Arnavut ciğerini bira ile dönüşümlü yudumlarken; yaşlı adam; “müziği aç” dedi. Sonradan oğlu olduğunu öğrendiğim genç adam Agora Meyhanesini fısıldayan müziği açtı ve çalan müzikle birlikte bu şiirin tamamını mitolojik bir hikâyeyi anlatır gibi okudu bana…

 

  Sana bu satırları

  Bir sonbahar gecesinin

  Felç olmuş köşesinden yazıyorum.

  Beş yüz mumluk ampullerin karanlığında.

  Saatlerdir boşalan kadehlerde

  Şarkılarımı dolduruyorum.

  Tabağımdaki her zeytin tanesinde

  “Simsiyah bekleyişlerimi” okuyorum.

  Ve kaldırıp kadehimi

  Bu rezilcesine yaşamların şerefine içiyorum.

  Burası Agora Meyhanesi

  Burada yaşanır aşkların en madarası

  Ve en şahanesi

  Burada saçlarının her teline bir galon içilir.

  Gözlerinin her rengine bir şarkı seçilir

  Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin.

  Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir.

  Burası Agora Meyhanesi

 

 

 

  Yaşlı adam çalan müziği tekrar devam ettirip, kalmış olduğu yerden şiirine devam ederken, ben bu masada isimlendirilemeyen, ölümsüzleştirilemeyen diğer şiirlerin şairleri ve onların erişemediği sevgilileri için;

 

 Dedim ya burası agora meyhanesi

 Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer

 Burası agora meyhanesi

Dedi ve uzaklara daldı yaşla adamın bakışları. Bir ok gibi deldi geçti, mekânın döndüğü sonsuzluğun içinde; bu zamandan diğer zamana öylece süzüldü sessizce…

 

                                                                                                                                           GÜVEN

 

 

 

 

11/6/2009

TEKİRDAĞ ALAÇATI HATTI

ZİYARET

Kamera; Aziz Bey         4 Haziran 2009 

                                         Mehmet Culum eşi Jan ve bendeniz

                                         Ege kültürü gezgin diyarların güzel etkileşimleriyle
                             büyülü bir güzellik haline dönüşmüş.Her şey hak edilmiş bir
                            yaşam için...

ZAMANA MEYDAN OKUYAN KADIN

Kamera; Güven           Mehmet Culum'un hanımefendi annesi

                               Çok nazik ve zeki ve bakımlı... 

                     " Yaşınız kaç" dedim (bir bayana sorulmaz zor soruyu sordum.)

                     "Sen tahmin et" dedi. Düşündüm ve hesap-kitap yaparak
                     nüfus kağıdı yaşını hesapladım. Ve söyledim. Güldü...

                     Mehmet Culum'a dönerek "bak yaşımı hesapladı" dedi.

                     Azap Ağa romanının kahramanlarından birisi olan güzel
                     kadın; gerçek bir mücadele abidesi.Asil duruş, zamanı
                     durdurmuşa benziyor.

RUMELİ EFENDİLERİ

Kamera; Güven            Mehmet Culum çalışma odasını ve artık
                                  antika haline dönüşmüş eserleri bizle paylaştı.
           
                                  Atatürk hayranı,cumhuriyet aşığı, vatan sevdalısı bir yazar.

                                       Büyük dedesi Azap Ağa kitabının baş kahramanı ve
                                  orjinal bir fotoğraf.

ANTİKALAŞMIŞ ANILAR

Kamera; Güven        Mehmet Culum'un    çalışma odası.

                                              Antikalar arasında bir başka eser var.Cumhuriyet
                                    döneminin ilk zamanları çizilen orjinal bir harita. Ve bize
                                   ait adaların vazgeçilmemiş-kabul edilmemiş gösterimidir.

                                            El uzatsan değeceğin Ege adaları, oyunların içinden
                                   oyunlar ile bizden koparılmış.Bizim bizden koptuğumuz gibi!


AZAP AĞA ROMANININ DOĞUM ANI

Kamera; Güven         Mehmet Culum'un çalışma odasında Azap Ağa'nın
                               (romanın) doğum anı... Küçük defter, küçük odada nesilden
                               nesile aktarılacak bir eserin doğumunun gerçek tanığı oluyordu.


ALAÇATI YEL DEĞİRMENİ

Kamera; Güven                        ALAÇATI YEL DEĞİRMENİ

                                        Rumlara ait yel değirmenleri bir zamanlar 
                          buğday ve mısırdan taze un öğütüyordu. Eğlenceli ve hoş
                         sohbet bekleyişlerde kimbilir ne güzel buğday-mısır kokuları
                        yayılıyordu Alaçatı'nın rüzgârlı tepesine.


RUM TAŞ EVİ ALAÇATI

Kamera; Güven                   Marıa'nın yeri  Taş Rum Evi (150 yaşında)

                                   Alaçatı'da yüzlercesi var. Belkide eski taş Rum evlerine
                         gösterilen vefa; bu güzel beldelerin daha huzurlu,bereketli
                        yaşamasına katkı sağlıyordur...

MARIA

Kamera; Güven                                  MARIA

                                           Merhaba Marıa
                                      -Merhabayın

                                          Bu güzel yer size mi ait? Evet bir Rum aileden aldım
                                     gerekli düzenlemeyi yaptım. Şimdi lokanta olarak
                                     işletiyorum.
                     
                                          Ne tür yemekleriniz var? Özellikle deniz ürünleri mevcut.
                                      Böyle yerler biraz pahalı biliniyor ne dersin? Hayır bizim
                                      fiyatlarımz uygun.

                                          Yani burasın tavsiye edeyim mi? Elbette ediniz.
                                       Teşekkürler Marıa.Sizi tebrik ediyorum.Güzel bir
                                       yer kazandırmışsınız.Alaçatı'ya yakışmış hani.


ALAÇATI PAZARI

Kamera; Güven                       ALAÇATI PAZAR YERİ

                              Yazarımız Mehmet Culum'un bir tavsiyesi oldu bana;

                               "Alaçatı açık hava müzesidir. Pazara git ve taş evlerin
                              arasında kaybol.Sokakları dolaş öylesine..."

                                 Mehmet Culum'u dinledim ve Alaçatı'nın taş 
                             sokaklarında tarihi taş evlerini dolaştım...


ALAÇATI RUM EVLERİ

Kamera; Güven     Alaçatı- Büyülenmişem


ALAÇATI TAŞ EVLER

Kamera; Güven   ALAÇATI (Masal Dünyası) 

ALAÇATI TAŞ EVLER

Kamera; Güven   ALAÇATI TARİHİ EVLERİ

                        Rum kültürü bu diyarlara hatıralar
                 bırakmışken; Türk kültürü de, Ege'in
               hemen ötesinde bir yerlere hatıralar bıraktı...

                  Ne hazindir ki, kötülük; hatıralara saygı
               duymuyor,nazik davranmıyor...









TEKİRDAĞ ALAÇATI HATTI

 



 
Azap Ağa, Alaçatı, Kalenin Gölgesinde romanlarının yazarı Mehmet Culum ile geçtiğimiz yıl başlayan telefon görüşmelerimiz haziran buluşması ile daha da somut hale geldi. Azap Ağa romanı ile tanıdığım, kalemini beğendiğim yazarı yaşadığı yerde de ziyaret etmek istedim.

 

  Gün bir yaz günü, bir haziran güneşi ile ısınmış, terlemiş, susamış bir gündü. Azap Ağadaki güçlü kalemi, yakın tarihimizin gerçekleri ile hayal gücünün süslemelerinin sanatını yücelttiği ustayı yakından görme onuru bir başka oluyor. Mehmet Culum daha yolun başında görünse bile, çok yol alacak diyorum. Kuşaktan kuşağa süzülecek, nice imbiklerden geçip, kendi çağında bir başka Mehmet Culum olup yaşayacak…

 

  Benim Çeşmeye geleceğim zamanı biliyor, Alaçatı’ya ne zaman geleceğimi bilmiyordu. Bilmeyişinin gafil avlanmasını yaşadı. Onu badana yaparken yakaladık. Hemen o hali ile makineme sarıldım fotoğraflar çektim. Büyük usta ilkönce telaşa kapıldı; “ beni bu halimle mi ekeceksin. Üstümü-başımı düzelteyim.” dedi.

 

  “Sizi Azap Romanı ile tanıdım ve sevdim. Üstünüz başınız ne halde olduğu önemli değil. Sizin hikâyelere, yakın tarihe can veren kaleminiz, fikirleriniz önemli.” dediğim zaman; rahatladı ve bir daha üstünü-başını değiştirmekten söz etmedi.

 

  Evinin önü zeytin ağaçları ile yeşillenmiş. Bahçesi rengârenk çiçekler ile doldurulmuş. Temiz ve düzenli bir evi var. Sanırım hayat arkadaşı Jan’a çok şey borçlu. Jan Hollandalı. Çok nazik ve çok misafirperver! Yıllardır Türkiye’de yaşadığı için Türkçeyi de iyi konuşuyor. 83 yaşındaki annesi genç bir kadın görünümünde. Çok nazik ve çok şirin bir bayan…

 

  Biz daha soluklanmadan kırk yıllık dostmuşçasına politikaya, tarihe, coğrafyaya yol almaya başlamışken; Jan kahve, kek, pasta, limonata, börek ikramlarında bulundu. Bu evde neden sanat doğdu, neden kitaplar yazıldı daha iyi anlaşılıyor. Bu ev ve civarında yaşayan her canlı mutlu ve güleç bakıyor insana. Zeytin ağaçları, güller, karanfiller, zakkumlar bile…

 

  Ülkesini seven her insan gibi Mehmet Culum’da kaygılıydı. Ülkenin geleceği, Türk insanının, Türkiye’de yaşayan batılılaşmak yerine hızla başkalaşan, kendi özünü güncelleyemeyen halkı için korkuyordu; bu neşeli, bilgili, görgülü koca adam.

 

  Uyumdan mı, yoksa suyumdan mı bilmem; her sohbetin ılımlı olanına sarılırım. Ben istemeden çıkıverir kelimeler; söz olur, cümle olur, felsefe olur…

 

  “Fazla iyimsersin sen! Ben senin kadar iyimser değilim! “ dedi Mehmet Culum. Kendince haklı olabilir! O daha fazla geziyor, daha fazla okuyor ve dışarıdan içe, içeriden dışarıya bakıyordu. Bir bildiği olmalıydı!

 

  “Nereleri gezdiniz, bu gezinizin amacı nedir ?” dedi.

  “İzmir, Çeşme ve Alaçatı sonra da Ilıca” dedim.

 

  İzmir’in Konak semtindeki Agora Antik Kentinden söz açtım. Daha fazla çalışma yapılmalı ve daha fazla kaynak ayrılmalı dedim. Ayrılmalı ki o yörenin kaderini, kültürünü, yaşam biçimini iyiye doğru etkilesin. Mehmet Culum berrak ve sade zekâsını lafı uzatmadan; “ binlerce yıllık tarihi önemli elbet, ama bir kez görürsün ve birçok isim aklında bile kalmaz. Asıl önemli olan son 150–200 yıllık tarihi yaşam biçimleridir. Ben tarihi bir yere, antik kente bir kez gederim ama güzel olan meydanlara, mekânlara onlarca gitmek isterim.” derken farkında olmadan benim tarihe bakışımı da tekrar gözden geçirmeme neden oldu.

 

  Söylediği cümleyi bu güne kadar ne düşündüm, ne irdeledim, ne de başka bir yerde duymuştum. Doğruydu. Geçmişin mirası, uygarlıklarının sanat eserleri, mimarisi önemliydi; ama bugünkü hayatımıza daha somut katkı da bulunan mekânlar, sokaklar, caddeler, meydanlar, dinlence yerleri daha da önemliydi. Asıl korunması, yaşatılması gereken yerlerin önceliği de bu yerlerde olmalıydı…

 

  Mehmet Culum haklıydı! Çeşme, Alaçatı, Ilıca bu sebeple hâla gözde yerlerdendiler. İyi korunmuşlardı. 150–200 yıl önceden kalma taş Rum evleri iyi durumdaydı. Tarihi mekânların içine, kıyısına yeni yerleşim alanları yapılırken, yüksek binalara izin vermemişlerdi. Plajlar temiz ve mavi, meydanlar geniş ve görkemli! Çeşme’ye, Alaçatı’ya, Ilıca’ya ayak attığınız zaman; ben ve sevdiklerim bir daha gelmeli, görmeli bu kültürün içinde kültür bulamacına bulaşmalı; diye düşlüyorsunuz…

 

    İlkönce çevresine önem veren, koruyan temiz tutan ve sonra o çevre ile bir beden olacak tarihi anlayan ellerin inanmış bedenleri ile su yüzüne çıkartan yöreler, şehirler, ülkeler; bu güzel saygının, sevginin, bilginin karşılığını alacaktır elbet…

 

  Alaçatı, Ilıca, Çeşme’nin nazikçe aldığı gibi…

 

  Usta yazar Mehmet Culum ile geçen iki saat sonunda ayrılık vakti geldi. Teflonlarımız, adreslerimiz bir daha gözden geçirildi. Trakya’ya Tekirdağ’a geleceklerinin sözü alındı. Ve son söz olarak; tüm dostlara yaptığım gibi;

 

“Tekirdağ’a gelir bana konuk olursanız; on köfte bir ayran benden” dedim ve gülüştük dostça kabul gördüğüm nazik, titiz, duyarlı insanların hanesinde… 

 

                                                                                                                                                Güven

 

 

8/6/2009

EGE ve İYİ ŞEYLER

GÜN GECEYE DÖNÜŞÜYOR-KONAK

Kamera; Güven     3 Haziran 2009 Hasan Sağlam Öğrt.Evi-Konak

                     Gün geceye dönüşürken,Ege pırıltılı bir güzelliği eskimeyen
              tekrarını bir kez daha; bizim için yapıyor...         
SAAT KULESİ-KONAK

Kamera; Güven             SAAT KULESİ  -İZMİR

                          Konak meydanının sembolü haline gelmiş kulenin
                  yüksekliği 25 metre. Meydan kuleyi,kule meydanı
                 çoktan benimsemiş.Bize seyrin keyfi ve bolca fotoğraf
                 çekmek kalıyor...

KORDONBOYU -İZMİR

Kamera; Güven        Kordonboyu sıcak günün ağır döngüsünü
                           bırakıp;serin akşamın hızlı ve eğlenceli
                           tekrarına hazırlanıyordu...

GÜN BATIMI ve FAYTONLAR-ALSANCAK

Kamera; Güven                    Faytonlar ve Atlar

                             Sıcak günün bekleyişi sona eriyor. Şimdi atların
                     nal sesleri arasından şehri,meydanları ve Ege'yi seyretme
                    zamanı...

                    Sanatçının mısraları sessizliğin içinden yükseliyor;

                     Alsancak'tan çıkacaksın günbatımı Kordon'a
                     İmbatla hasret giderip bineceksin faytona
                     İzmir'in en güzelleri cilvesiyle, nazıyla
                     Buzlu badem yiyecekler bakınırken etrafa

AGORA-SMYRNA

Kamera; Güven                  AGORA-SMYRNA

                          Yerin altı, yeryüzüne çıkmaya başladıkça "ben" büyüleniyor;
                   kendinmden geçiyorum... Pagos eteklerine kurulmuş şehrin
                  yeryüzüne çıkınca çevresine ve tarihe katacağı çok şey var...

KORDONBOYU ve RÜZGAR

Kamera; Güven Konak -       BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
                                            ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA

                          Sıcak hava bulutların geçiş töreni ile sıkça değişiklik
                 yapıyordu.Kimi bulutlanıp taze bir esinti ile yağmur çiseliyor;
                 kimi esen rüzgârın heyecanı ile dans etmeye başlıyor...  

DOSTUM ALİ ve AİLESİ

Kamera; Güven          Dostum Ali ve Ailesi- Kadifekale(Pagos)

                             Küçük beyefendi ile hanımefendi ikizler.
                     Nazik ve bilgili anneleri onlara iyi bakmış.Yakışıklı ve zeki
                     dostum 25 yıl öncesinin sımsıcak dostluğnu ve aynı
                     gülüşünü yapıyordu.

                   
   Ben bu adamın gülüşünü sevmişem...:))


AGORA ve TARİHİ ÇEŞMESİ

Kamera; Aziz Bey            Agora-Smyrna Antik Kenti

                                Dikkat ! Su içilmez :)) Ama ben içmişem...

                               Antik kentin sokaklarında gezerken, antik
                         rüyalara dalabilirsiniz; lütfen dikkat:))
BULUŞMA

Kamera; Aziz Bey             TEKİRDAĞ İZMİR HATTI  

                                         25 yıl önce atılan dostluk bir batı ilinde
                                başladı.Ve şimdi bir başka batı diyarında
                                çeyrek yüzyıllık özlemin,koklaşmanın buluşmasını
                                gerçekleştirdi.
                                        Ali'nin şık,temiz ofisindeyiz.Adam olacak
                                çocuk;yıllar öncesinden belliydi... :))



         İYİ ŞEYLER

 

 

  Kötülüğün kol gezdiği dünyamızda, iyi şeylerden bahsetmek oldukça iyi bir fikir gibi geldi bana… Tavuk gribinden tutun da, domuz gribine kadar… Depremlerden alın da, patlayan lanetli bombalara kadar; hepsini elimin tersi ile itip, iyi şeylerden bahsetmek istiyorum.

 

   Şunu anlıyorum ki dostlarım; ne kadar kötü düşünür, kötülüğü anlamlandırırsak; o kadar da kötülüğün sihirli dünyasına girmiş oluyoruz. Elbette sihirli kötülük reddedile bilinir ve kovulabilinir! Ama öyle bir gizem var ki, kötülük gerekli gibi! Gem vurulamayan insanlık azgın bir canavar gibi bencilleştikçe, zaten kötülüğün bitmesi de mümkün değildir. Kötülük Tanrı’nın bir hediyesi değil, insanın beslediği yücelttiği bir güçtür.

 

  Yaşasan iyilik ve iyi şeyler… Hiç mi iyi şeyler olmuyor Allah aşkına? Her canlı hep tasa içinde, hep karamsar bir rüzgârın peşi sıra mı gidiyor? Aslında iyi şeylere bir bakmak yeterli! O zaman ne duruyoruz iyi şeylere bir bakalım; kötülük bizi bugün de yakalamadan…

 

  Usta oyuncu Levent Kırca, Şanlıurfa’da oynadığı tiyatro oyununda sabah saatlerinde Diyarbakır Lice İlçesi yakınlarında teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucunda şehit düşen askerlerimiz için ağladı… Hep güldürecek değil ya! İyi şeylerden bahsedeceğiz derken, bu da nerden çıktı demeyin dostlar. Bu da iyi bir şeydir aslında. Vatanı için ölenlerin, vatanı seven kalanlar tarafından ölümsüz bir aşk ile hatırlanması ve onlar için ağlanması; İYİ ŞEYDİR, İYİ…

 

  Orta Anadolu’nun en büyük arkeoloji müzesi Sivas’ta açılmış. Yaklaşık 2500 arkeolojik eser bulunan müzede; tam bir kültür şovu yapılacak.

 

  Sarissa kazı buluntuları, Hitit dönemine ait eserler, Demir Çağ Dönemine ait eserler, 10 milyon önceki fosil buluntuları, Asur Dönemine ait eserler, Osman Gazi Büstü, Roma ve Bizans dönemine ait eserler, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler. Daha ne olsun dostlarım; bunlar ülkemiz için, Anadolu’da yaşayan halkımız için; İYİ ŞEYLERDİR…

 

  Nuri Bilge Ceylan’ın “üç maymun” filmi, ABD’de düzenlenen River Run İnternational Film Festivali’nde “en iyi film” ödülünü kazandı. Türk sineması adına; İYİ ŞEYLER oluyor iyi şeyler...

 

  Yıllardır beklenen, gelip gelmeyeceğiyle ilgili her yıl dedikodular yapılan Leonard Cohen, nihayet Türkiye’ye geliyor. Kanadalı yazar, şair söz yazarı ve müzisyen Cohen, 2009 Dünya turnesi kapsamında Ağustos ayında İstanbul’da hayranlarıyla buluşacak. Hem de iki özel konserde sevenleri ile buluşacak. Sanat adına; İYİ ŞEYLER oluyor, iyi şeyler…

 

 Bu arada yakın arkadaşım Yeminli Mali Müşavirlik hazırlık düşüncesi içine girdi. Eşim, Mali Müşavirlik hazırlıklarına başladı. Küçük Bayan; Doğa Irmak yılsonu gösteri heyecanı içinde. Tüm bunlar; İYİ ŞEYLER dostlarım…

 

 Ve ben; Tanrının ve yüce enerjinin sağlık-heyecan vermesi ile yine yollara düştüm. Ege’nin gizemli diyarları; İzmir-Çeşme-Alaçatı-Ilıcayı gezdim. Bazen saf bir çocuk, bazen öğrenime aç bir filozof ve bazen; yok oldum yokluğun içinde…

 

  Sizinde şahit olduğunuz gibi, insan kötülük ile mücadele etmeye başladı mı, iyi şeyler kendiliğinden çoğalmaya başlıyor. Kötülüğün kovucusu; sanat, bilim, spor ve eğitim-seyahat dostlarım…

 

  Her gün karamsar insanlar ile boyumuzu aşan olaylar karşısında boğulmaktansa, şehrimizde bulunan bir sinemada, filmi izlemek, küçük bir fidan dikmek, bir kedi, bir köpeği ıslah edip, bir çocuğu sevindirmek; oldukça iyi şeydir dostlarım.

 

                                                                                                              Guven

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

29/5/2009

STRESİM VAR


MASAL DİYARI

Kamera; Güven          Masalların Diyarı İstanbul

                 İrili ufaklı binlerce hikayenin yüzlerce yıllık tarihi;
            hâla "varım" diyor...

KAPILAR DİYARI TOPKAPI

Kamera; Güven      Bab'ı Hümayun Kapısı   Topkapı

                Kapılar, bahçeler, havlular ve mekânlar ile oluşturulmuş
        saray; ilginç gösterimler, nesneler ve anlatımlar ile bizleri
        bekliyor.
BİTMEYEN SENFONİ

Kamera; Güven                       KIZ KULESİ
                              Bir düşün başladığı ve bir başka düşün
                     bittiği yer.

                             Tamamlanmamış harika bir müzik eseri, mükemmel
                    bir resim gösterimi...

                             Bu şehirde sanatçı olmak ve duyguların bedeni
                   hırçın bir parçalıyış ile zorladığını hissetmek vardı...

MUTLU ZAMANLAR

Kamera; Güven         Neşeli Zamanlar

                                 Sevgili dostum Şaban'ın mutlu olduğu boğaz
                      gezintisi unutulmamış anılarda yaşıyor...

                      Mutlu olmak güzel şey;mutlu görünmekten öte...

HANS ve ŞABAN İKİ GERÇEK DOST

Kamera; Güven            Hans ve Şaban (Gerçek iki dost)

                        Alman disiplini Türk vefası ve pratikliği ile
                unutulmaz bir dostluğun imzasını atmışlar.

UTANGAÇ YUMİ O BİR UZAK DOĞULU

Kamera; Güven           Küçük Yumi 

                      O bir uzakdoğulu küçük yaramaz.Aynı zamanda
                utangaç bir melek.

                      Şimdi uzaklarda ve daha da büyümüş olmalı...

HANS ve İSTANBUL

Kamera; Güven            Hans

                         Türk kültürünü az da olsa tanıdı ve sanırım
                 daha da tanımak adına; heyecan ve merakla geliş
                 anını bekliyor.

                         Kültürler diyarı Türkiye; küstürülmüş kültürleri
                 anlamamaya çalışırken; kendi kültürünü de yok 
                 sayması; anlaşılmaz bir şey...

VEFANIN DEĞİŞMEZ ADRESİ ŞABAN

Kamera; Güven                      Şaban


                               Dostluğun vefalı ve değişmez adresi. Kapısı
                çalındığı zaman; size açılacaktır...

BU ADAM NE YAPIYOR

Kamera;             Bu adam ne yapıyor ? Büyük bir gemi ve
                   büyük düşünen insanoğlu...

                           Karaköy- Mado çay molası-dinlence zamanı
                   bir fotoğraf karesine sığdırılan güzel bir anı...






STRESİM VAR

 



  
Günlük hayatımızda vazgeçemediğimiz artık bedenimiz ile ruhumuzun beslediği bir dostu var; stres. Daha nasılsın dediğimiz zaman; ele bir iyiyim deyin! Asla kabul görmez; asla…

 

  “hadi söyle açıl bana. Yok, iyi görmüyorum seni, sen çok durgun ve çok solmuşsun.” gibi yoklamalar ile yok saydığımız stresin var olduğu kabul ettirilir. Artık isterse stresim yok deyin. Körler ülkesinde ayna satılmazmış. Ele bir de seslenip; “ben kör değilim, görüyorum deyin…

 

  “senin neyin var?” , “stresim var.” , “ya senin neyin var?” , “ sormayın neyim yok ki; krizim var. Altı çocuğum, iki karım, üç sevgilim, gelirden fazla giderim var.”

 

  “senin neyin var?”, “stersim var.”, “ya senin !”, “ neyim yok ki! Kafam çok bozuk çok… Oynadığım at yarışını tutturamadım. Sayısalda da bir şey çıkmadı bu hafta. Oysa ne hayaller kurmuştum yine. Dağıtacaktım ortalığı, gösterecektim onlara gününü; ben kimim diye!”

 

  “kime gösterecektin? Onlar da kim?” , “onlar işte. Bana borç vermeyen akrabalarım, dostlarım. Bana mirasın hepsini bırakmayan babam, annem. Ya hanımın sülalesine ne demeli? Hadi bizimkiler yanlış yaptı, onlarda yaptı yanlışı bana… Ele bir zengin olayım, ben ne yapacağımı biliyorum.”

 

  “ne yapacaksın?” ,  “ onları süründüreceğim, kıskandıracağım. En büyük arabayı alacağım, en büyük evi yapacağım. En gösterişli eşyaları alacağım. Kaşıklarımı, helânın taşını bile altından yaptıracağım.”

 

  “nasıl zengin olacaksın. Çok mu çalışacak, çok mu ter akıtacaksın?” , “ ne çalışması ulan! Çalışıp zengin olan mı var! Her gün düzenli olarak şans oyunları oynuyorum. Sayısal, iddia, şans topu, at yarışları… Eninde sonunda tutturacağım, gör sen. Sen de bıyık altından gülüyorsun ama sana da göstereceğim gününü, sana da…”

 

  “neyin var?”, “stresim var.” , “senin neyin var arkadaş?” , “ her şeyim var. Bel ağırım arttı yine. Böbrek bazen hoplatıyor hani. Solunum sorunu yaşıyorum puslu havalarda. Cinsel hayatım bitti gibi; hiç oralı bile olmuyorum hatunu görünce. Gözlerim karıncalaşıyor yine. Ağzım kuruyor, dişlerim sızlıyor. Bir de yetmezmiş gibi, romatizma başlangıcı varmış! Fakat her şey bir yana; ‘ne olacak bu memleketin hali!’ Vallah çok üzülüyorum ya!”

 

 “sen kendi haline üzülmeyip, hâla memleketin halini mi düşünüyorsun?”, “tabi ki, sen düşünmüyor musun? Sen gâvur musun be adam? Bu memleket nasıl kuruldu sen biliyor musun? Ne açlıklar, ne yokluklar, ne sefaletler çekildi…” 

 

 “ şimdi de çekmiyor muyuz açlıkları, sefaletleri? İnsan ilk önce kendini besleyip, sıhhatli hale getirmez ise, sıhhatli düşünemezse, memleketi nasıl düşünür? Sürekli “ölümü gösterip sıtmaya razı edilen” bizler, sıtmalı dolaşıp titremeler mi gösterelim yani? Sıtmanın yüksek ateşi, titremesi bedeni sarsarken; beden ülkenin onurunu, geleceğini, sevdasını düşüne bilir mi?”

 

  “sen ne diyorsun be adam! Biz bu ülke için canımızı veririz. Can alırız… Öldürmez süründürürüz adamı… Sıtmadan, kanserden, sefaletten, soğuktan, borçtan kim korkar be? Yakında 100 milyon olacağız; tükürüklerimiz ile boğarız biz düşmanları.”

 

  İyi ki sadece stersim var. Gerildim be, gerildim. Artık bu bana ders olsun. Şimdiden sonra kimseciklere “senin neyin var” diye sormayacağım. Bu ne ya! Stres bu adamların, bu kadınların sorunlarının yanında “gül suyu” kaldı be… İyi ki gerginim, iyi ki gerildim yahu… Oh be adam gibi bir stresim var; adam gibi…

 

  Dostlar; siz siz olup, stresinize iyi bakın. Bedenin diğer bölümleri, başka hastalıklara kaptırılmadan, beyniniz fazla sulanmadan; stresinize iyi bakın, onu iyi dinlendirin… Biraz gezin, biraz dinlenin… Biraz da sevin… Bakın; göreceksiniz o zaman; strese bile gem vurup, stresten bile besleneceğinizin farkına varacaksınız…

 

  Ama tüm bunları finanse edecek çalışmayı da unutmayın emi…

 

                                                                                                          Güven

 

 

 

 

25/5/2009

HACET YERİ


15 Ekİm 2008-tekİrdaĞ-bİzİm DaĞli 003

Kamear; Güven    Tekirdağ  Eski Liman 

                             Mutlu bir yaşam sürüyor birbirine sokulmuş
            küçük tekneler. Fısıltılar yükseliyor geçmiş anılardan beri.
           Neşe-hüzün, umut ve bekleyiş; liman kültürünün ortak
            kaderi olmalı...

ASSOS -ANTİK LİMAN

Kamera; Güven      Assos Antik Liman

                       Bir başkadır Assos'un gecesi, sabahı... Bir başkadır
                 antik limanı ve hikayeleri...

                      Taş gerçek bir şov yapıyor kalıcı kültürünün yüzlerce
                yıllık anılarıyla birlikte... Taş soylu,taş kalıcı, taş garip
                kaçışın, yokoluşun sahiplenmesini yapmıyor...
HATENA TAPINAĞI-ASSOS

Kamera; Güven           Athena Tapınağı-Assos -Çanakkale

                    
                         Yüksek diyarların rüzgarlı tepeleri. Güneş ile doğuyor
               güneş ile doyuyor... Gün batarken bir başka hikayeyi;
              gün doğarken; bir başka hikayeyi anlatıyor. Belki de birisi;
              bizim hikayemizdir; kim bilir...

ŞİMDİ TENİS ZAMANI

Kamera; Metin        Şimdi Tenis Zamanı 
                            
                          
Tamer Kaptan,bendeniz ve Ersin

                     Spor dedik,gelişme,değişim dedik; biz de bu
               işe soyunduk. İçte kolay değilmiş dostlar...

                     Tamer kaptanın bilgi-tecrübesi ve disiplini hemen
              yanımızda.Ve biz terliyoruz, yoruluyoruz, harika bir
              oyunun oyuncuları oluyoruz. Bir de top kaçmasa:))

             Tek teselliğimiz her yaşta oynanabilecek olması ve
           zamanımızın çook bol oluşu. Dur bakalım, ya öğreneceğiz;
          ya öğreneceğiiz.:))






   HACET YERİ


 

  Şarj ve deşarj yani boşal veya dol; dol veya boşal… İnsan denen canlıların en sevdiği, keyif aldığı işlerden birisi de “hacet” gidermedir. Ama nedense bedenin vazgeçilmez değişimi olmasına rağmen, bilinmeyen ayıp sayılan bir oluşum gibi kabul edilir. En azından ben öyle algılamış durumdayım.

 

  Biz orta kuşaklar alaturka tuvaletleri daha fazla severiz. Bir türlü alışamadığım alafranga hacet giderme yöntemi benim kültürüme pek uymadı arkadaş. İşin iyi tarafı; mütevazı evimde her ikisinden de var. Yani hem alaturka, hem de alafranga kültürlere göre hacetimizi giderme imkânımız var… 

 

 Bize gelen konuklara mahcup olma şansım da yok hani. İsteyen alaturka işi hacet giderir, isteyen de alafranga işi hacet yapar. Kime ne? Bendenizin değişmez tercihi ALATURKA hacet giderme yerleri…

 

  Adına ister hacet giderme yeri deyin; ister, abdesthane, ayakyolu, yüznumara, helâ, kenef, memişhane, kademhane deyin; sonuçta bedenin en keyif aldığı ve zorunlu olarak yapmış olduğumuz en temel ihtiyaçtır. Bana inanmıyorsanız bu ihtiyacınızı zamanı gelince yapmamaya çalışın. Kendinizi bir zorlayın bakalım; beden nasıl tepki gösterecek. O zaman memişhanenin yolunu nasıl bulacaksınız bir sınama yapın kendinizi…

 

  Tekirdağ’da yaşayıp da liman çay bahçesine gitmeyen yoktur. En azından bir kere uğradığımız bir yerdir. Bendenizin ikinci adresi gibidir. Antik çağdan kalma bir yere gider gibi gider, olmadık hayallere, fikirlere burada dalarım. Bazen küçük kayıklar ile bazen şımarık martılar ile oynaşır, şakalaşırım… Bu güne kadar irdelemediğim ve çok önemsemediğim en önemli ihtiyaç giderme yerinin bu yerde; liman çay bahçesinde olmadığını fark ettim…

 

  Aslında liman çay bahçesi aynı anda yüzlerce insana hizmet veriyor. Hem lokanta, hem çayhane bölümü var. Kimi çocuğu, kimi sevgilisi, kimi annesi ile birlikte gelir buraya. Burada hacet yeri hem var hem yok! Lokanta müşterisine açık olan iki küçük odalı hacet yeri; çayhane müşterisine “asla” açık değildir. Tabi ki tanıdık değilseniz! Yani bu iş için; hacetinizi gidermeniz için torpilli olmanız gerekir…

 

  Peki, Tekirdağ’ın bu özel yerine geldiniz, büyükte keyif alarak, çaylar, gazozlar içtiniz. Böbrekleriniz vazifesini iyi yaptı. Besinleri süzdü ve fazlalığı hacet yerine yollamak için sizi sıkıştırdı; o zaman ne yapacaksınız?

 

1-     Akşam karanlığı çöktüyse; liman balıkçıları gibi, küçük tekneler arasından denize doğru küçük hacetinizi giderme şansınız vardır…

2-     Hacetiniz çok sıkıştırdığı için garsona gidip; acilen hacet giderme yeri sordunuz! Garson da hemen arka tarafta paralı bir hacet yeri olduğunu söyledi. Koşturdunuz ve şansınızı denediniz. Aylardan yaz ayı ise; hacet yeri erken kapanmamış, hâla açıktır. Büyük bir rahatlama ile oh çekebilirsiniz. Ama aylardan kış ayı ise hacet yeri kapanmış, korku kapınıza dayanmıştır. En tenha yerleri arma vakti geldi demektir. Hiç zaman kaybetmeyiniz…

 

  İşin ilginci aynı işletmeci Şaban Bey’e ait lokanta ve çayhane, ne hazindir ki lokanta müşterisine hacet hizmeti verir. Zaten bütün gariplikte burada başlıyor. Bu işe bu katar kafa yormamın sebebi de garipliğin hikâyesi yüzündendir.

 

  Lokanta müşterileri en yoğun olduğu zaman da bile 5–10 kişiyi geçmezken; çayhane müşterisi en yoğun olduğu zamanda 80–100 kişiye ulaşır. Fakat hacet yeri; lokantanın 10 değerli müşterisine açıkken; çayhanenin 100 müşterisine kapalıdır…

 

 Doğrusu bu işi merak ediyorum. Hangi yasa, hangi kural bu işin böyle bir keyfilik içinde uygulanmasına olanak tanıyor?

 

  Koltuğuna yeni oturmuş belediye başkanımıza küçük bir ricada bulunuyorum;

 

  Sayın başkanım, hacet gidermek özel insanlar için önemli olurken, basit çayhane insanları için de aynı öneme sahiptir. Halka açık, turizme açık bu yerlerin denetimi, standardı yok mudur?

 

  Her gün gittiğimiz ve hacetimizi yapmak için çeşitli yollar denediğimiz liman çay bahçesindeki hacet sorununun bir an önce giderilmesini; hacet yapmayı seven birisi olarak acilen istiyorum. Saygılarımla efendim. 

 

                                                                                                         Güven

 

 

 

 

Kategorilerim




Müziğim