EGE

Kamera; Barıs Tanrıça Athena Tapınağı
Yüzyıllar öncesinin mubeti, doğanın büyülü ellerine
teslim olmaktan çok: gönüllü bir devredişin kutsal
sessizliğine bürünmüş.Bu sessizliğe uyum sağlayan,
günümüzün Tanrıçaları da, gösterimini yapıyorlar!

Kamera; Barıs Athena Tapınağı
Yüzlerce yıldan bu yana dönüşümün
ve yaşamın gerekli olan gücü : Bir kez daha batışın
doğuşunu gerçekleştiriyor.
Kamera; BARIS ATHENA SESSİZ ve BÜYÜLEYİCİ
Dörtbir yanı izleme ve Ege'nin derin sularından
tüm dünyaya akma zamanı! 
Kamera; Barıs ANTİK LİMAN Haziran 2008
Tepelerin ardında, küçük bir koya hayat vermiş
el vermiş insanların "harika" mirası .
Kamera; Barıs ANTİK LİMAN
Tarihi Limanın temiz sularına eğildiğinizde, tarihi
taşların orada yattığını göreceksiniz.
Gri rengin en hakiki,en gösterişlisine bürünmüştü Ege.Kadınsı bir hırçınlığın ahengi ve töreni ile akıyordu dalgalar. Güneşin pırıltılı gücü bile baş edemiyordu
“ asil “ grilikle!
Gökyüzü bulutsuz görüntüsü ile sonsuza uzanıyordu. Tıpkı düşlerimiz gibi: Sonsuza doğru akıyordu!Yunan Adaları, bir dalışta gideceğim yakınlıkta. Az ileride Antik Liman. Yüksek Tepede Tanrıça Athena Tapınağı, iç içe geçmişliğin gizeminin kalıcı varlığını yansıtıyorlar.Güneşin ayrılmakta zorlandığı gösterimin en görkemlisinin sona bırakıldığı “mukaddes mabet” taşın, toprağın ve yüksekliğin karışımının gizeminde uzanıyor ölümsüze doğru.
El yapımı kamış gölgeliğimin altındayım. Hemen derinleşen erotizmi köpüklü dalgaları ile sunan: Ege’nin seslenişine kulak kapıyorum. Sakinleşmesini, heyecan dolu köpüklerini eritmesini, durulmasını bekliyorum Yunan Adalarının seyrinde!
Yazmayı ve dinlemeyi tercih ediyorum. Kadırga Koyunun çakıllı plajında, yazmayı, dinlemeyi ve izlemeyi heyecan içinde istiyorum. Uçsuz griliğin yanı başında,Ege’nin gezgin derin sularına dalıyorum!
Önceden bize ait olan,Yunan Adalarına bakıyorum “ iç “ çekerek. Bize, bana ait olmalarını istiyorum bencilce. Tatmin olmayan egoların başa çıkılmaz tatminini yaşıyorum! Çaba gösterip zorluyorum kendimi. Şu an, bana ait: şezlongun, bana ait Ege’nin kıyıcığında bize ait sandığımız: kıyıların, denizin, göğün “aitsiz” oluşuna titreme gösteriyorum! Akdeniz’den Ege’ye esen rüzgârın, nem sunan köpüklü dalgaların töreninden öte geçiyorum. Kimi kendimi, kimi Ege’yi dinliyorum.
Bitmeyen bencilliklerimizin, tatmin olmayan egolarımızın “ait olmayan” , “ aitlik “ yaratamayan geçici sahiplenmelerin, kaybedişlerine ürpererek ve de titreyerek geçiş yapıyorum.
Bir şarkı çalıyor Assos’un Kadırga Koyunda. Bir kadın sesleniyor çakıllı plajın gri dalgalarının içinden:
“Kunduram su aldı da yürüye miyom. Diyorlar yar senden vazgeçmiş inanmıyorum. Hiçime korku düştü derdimi döke miyom.”
“Düşümde seni gördüm uzanmış yatıyordun bal dudaktan öptüm. Düşümde seni gördüm ayazda yatıyordun koştum üstünü örttüm.”
Dostlar, siz: siz olun Ege’nin derin ve temiz sularına girerken iyice düşünün! Düşünün ve düşlerin duruluğu içinde arınmış olmanın erdemine erin. Düşlerin gerçek olmasını isteyin ve bunun için çaba gösterin!
Ege’nin düşleri bile heyecan ve gizem oluşturuyorken: Yaşanası gerçekleri kim bilir hangi uzanası mabetlerin mukaddes sevgilerini veriyordur, kim bilir?
BARIS
30 Haziran 2008

















